Dosyalar

 

Yazar olmak isteyenlere bir gezi rehberi

Cemil Kavukçu

İlk ve orta dereceli okullarda katıldığım okur-yazar buluşmalarında zaman zaman öğrencilere şunu soruyorum: “İçinizde yazar olmak isteyen var mı?” Bunu daha çok ilköğretim öğrencileri yanıtlıyor. Coşkuyla birçok parmak havaya kalktığı gibi sesli olarak da, “Eveet!” diye bağırıyorlar. Onlar da liseli olduklarında ablaları, ağabeyleri gibi bu soru karşısında sessiz kalacaklar, daha sonra yanıma gelip isteklerini öbür arkadaşlarına duyurmadan dile getireceklerdi.

Ardından ikinci sorum geliyor: Yazar olmamız için hangi okullarda okumamız gerek? Bunu yanıtlayan pek olmuyordu işte. Arada, tek tük “Edebiyat fakültesi” diyenler çıkıyordu. Bir gün, dördüncü sınıf öğrencisi bir kız, “Ama onun okulu yok ki!” dedi. On yaşındaki bir çocuğun yanıtı çok şaşırtmıştı beni. Yazar olmak isteyen ve yaratıcı yazarlık seminerine katılanların birçoğunun formüle edilmiş kalıplar peşinde olduğunu deneyimlerimden biliyorum. İstedikleri yemek tarifi gibi bir şeydi.

Moda; okumadan yazmak
Yıllardır, yazmaktan çok konuşmayı seven ve okumayan bir toplum olduğumuz söylenegeldi. Artan nüfusumuza, yayınevlerine, yayımlanan kitapların sayısına baktığımızda, yılda kişi başına düşen kitap sayısında hâlâ çok gerilerde olduğumuzu görüyoruz. Yazma konusunda ise yıldan yıla yükselen bir artış var. Başta bir çelişki gibi görünse de, değil aslında. İyi bir okur olmadan, edebiyat dünyasının havasını solumadan yazmaya kalkışmanın bir nedeni olmalı. Belki de günümüzün yaşam koşullarının dayattığı iletişimsizliğin, yalnızlığın getirdiği suskunluk, yazarak kendini ifade etme biçimine dönüşüyor.  Bir başka nedeni de kısa yoldan ünlenmek. Henüz yayımlanmamış yapıtlarla karşılaştığım alanların başında, seçici kurullarında bulunduğum öykü ve roman ödülleri geliyor. Katılan dosyaların sayısı her yıl katlanarak artıyor. Yayınevlerine gönderilen dosyalar da öyle. Büyük çoğunluğu yazma biçiminden, yazım kurallarını bilmemesinden, cümle yapısından okumadan yazmaya kalkıştığını hemen ele veriyor. Yazdıklarını kitap olarak görmek isteyenler için de, tüm giderlerini ve bunu gerçekleştiren kuruluşun hizmet bedelini ödemek koşuluyla yeni bir yayıncılık alanı daha doğdu.

Yazma seminerleri, yaratıcı yazarlık atölyeleri de böyle bir arz-talep sonucu hızla çoğalıyor.

Sonuçta kişisel bir eylem yazmak. Nereden başlanacağı, nasıl bir yol izleneceği, nelere dikkat edilmesi gerektiği merak edilen, rehberlik edebilecek kaynak kitapların olup olmadığı bilinmeyen bir alan. İlkokul dördüncü sınıf öğrencisi kızın dediği gibi: “Ama onun okulu yok ki.”

Yazmanın okulu
Aslında var. Eleştirmen Semih Gümüş’ün Notos Kitap yayınları arasında çıkan ‘Yazar Olabilir miyim?’ başlıklı çalışması bu sırrı okurlarına fısıldıyor. Formüller vermiyor,  nasıl kurnazlık yapılıp okurun ilgisi çekilerek çok satan bir kitap yazılacağının yollarını da göstermiyor. Birçok kişinin kaleme sarıldığı günümüzde gerçek edebiyat yolcularına rehber bir kitap sunuyor. Gezi kitapları vardır ya; nasıl gidilir, nerede kalınır, nereler görülür, ne yenir türünden; öyle bir şey. Bu, edebiyat ve yazarların dünyasına yapılan bir gezi. Baştan, yazarlığın öğretilebileceğine inanmadığını belirtiyor Gümüş. Kitabın sonuna eklediği ‘Yaratıcı Bakış Açıları’ bölümündeki şu anonim alıntı her şeyi anlatıyor zaten: “İyi bir öykü yazmanın üç kuralı var. Sorun şu ki, o kuralların neler olduğunu kimse bilmiyor. Bu dahil, hiçbir kural evrensel değildir.”

Gümüş’ün asıl altını çizdiği, yazmak üzere yola çıkan herkes için olmazsa olmaz tek koşul: Okumak. Burada okuma biçimleri, yani doğru okumanın yanı sıra nereden başlanıp nelerin okunacağı da önemli yeni yazar adayları için. Kitap bu açıdan da iyi bir yol gösterici. Birinci bölümün sonunda (s.52) ‘Dört Aşamalı Okuma Önerisi’  bölümünde, öykü, roman, şiir, deneme ve eleştiri türünde kırk kitap öneriyor Gümüş. Yeni başlayanlar için olduğu kadar, düzensiz ve karışık okuyanlar için de iyi bir liste.

‘Yazar Olabilir miyim?’, yalnızca yazar olmak isteyenler için hazırlanmış bir çalışma değil. Türk ve dünya edebiyatında, yazarların ve yapıtların dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Ernest Hemingway, Raymond Carver, Julio Cortazar, William Faulkner nasıl yazdıklarıyla ilgili önemli ipuçları verirken, Mario Vargas Llosa, Marquez, Roberto Bolano ve Jorge Luis Borges’in çok ilginç öğütleri var. Ayrıca ‘Ustalardan Gençlere Altın Öğütler’ bölümünde de on üç yazara yer veriliyor. Burada dikkatimi çeken, örneklerin hep yabancı yazarlardan alındığı oldu. “Keşke yazarlarımızın da bu konuda söylediklerine yer verilseydi” diye düşündüm.

Gümüş’ün deneyimi
Gümüş, ‘Yazar Olabilir miyim?’de yazmanın öğretilemeyeceğini ama -tabii ‘yetenek’ göz ardı edilmeksizin- öğrenilebileceğini belirtiyor. Bu da sürekli okumak ve yazmaktan geçen kişisel bir eğitim ve gelişim süreci olarak çıkıyor karşımıza. “İnsanı yazarlığa götüren yolun başlangıcında olacaklar belli değildir. Orada yalnızca okumak var, ama sıkı okumak. Hiçbir genç bu başlangıç okumalarını kusursuz biçimde tamamlayamaz. Kusursuz okuma var mıdır, diye sorulursa hemen, elbette yoktur, diyebiliriz,” (s.37) dedikten sonra, beğendiği, onu besleyen yazarları nasıl okuduğuna geçiyor Gümüş ve şunları söylüyor: “… bir cümleden ötekine nasıl geçtiklerine, hangi sözcükleri nerede kullandıklarına, bölümleri birbirine nasıl bağladıklarına, diyalogları nasıl yoğunlaştırdıklarına, kişilerin davranışlarını ayrıntılar içinde nasıl verdiklerine, bütün metni nasıl kurguladıklarına özen göstererek okurum. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan.” (s.38)

Burada, okuruyla kendi deneyimini paylaşırken didaktik olmadan öğretici bir yol izliyor Gümüş ve hem yazan hem de yazmayı düşünmeyip sadece okuyanlar için çok önemli şeyler söylüyor. Ünlü yazarların yazmaya ve yaratıcılığa bakış açıları da altın öğütler gibi. Hemingway, “Hepimiz, kimsenin asla usta olamayacağı bir zanaatın çıraklarıyız” derken yazarın yolunun hırs ve ünden arınmış sade taşlarla döşendiğini söylüyor. Kısa sürede ünlü olmak, ilk kitabıyla çok satanlar listesine girmek gibi düşler kuranlara hiçbir şey vermeyecektir bu kitap. İlgilenenler içinse değerli bir kaynak. Bu arada, kitabın özgün kapak çalışmasını da çok beğendiğimi belirtmeliyim.

Cemil Kavukçu – aksam.com.tr (16 Ağustos 2012)