ABDAL DÜŞÜ / Rıfat Yiğit

 

 

 

Türü: Roman

Dinar Belediyesi Kültür Hizmeti olarak basılmış.

2014 Kasım , İzmir, 214 sayfa


Tür olarak roman denmesine rağmen roman olmayan, ancak birbiri ile bağlantısı olan hikayelerden oluşan bir kitap bu. Mustafa Kutlu’nun bazı kitapları gibi. Her biri bağımsız olarak okunabildiği gibi baştan başlayıp aralarında bağlantılar kurarak da okunabilir.

Roman olarak takdim edilen bir kitapta sunus yazısı, takdim yazısı olmamalıdır bu kitapta olduğu gibi. Bu durumda kitabı yine roman yerine başka bir edebi tür olarak değerlendirmek mümkündür.

Bu kitabın en belirgin sıkıntısı türü ile olan tartışmadır.

Kitap Dinar’dan Söğüt Dağlarından, Orcanlı Yaylasındaki insanlardan bahseder. Geçmişte Osmanlı Döneminde Anadolu’da “ bir lokma, bir hırka” anlayışı ile dolaşan Türkmenlerden oluşan, çoğu bektaşi inanışına sahip olan Abdal dediğimiz bu insanlar zamanla bu hayatın değişmesi ile şehirlerde çalgıcılık köylerde ise orman işçiliği veya ırgatlık vs yaparak hayatını kazanmaya başladı. Yazar Uzun Haydar’ı ve ailesini merkeze alarak yazmış hikayelerini. Uzun Haydar, iki karısı ve bunlardan doğan iki oğlunun hikayeleridir kitaptakiler. Onların yaşadığı dağ köyündeki ayakta kalmaya çalışmak için çabalayan insanların hikayeleri de vardır. Battal ve Bektaş zıt karakterdeki, hayattan beklentileri ve davranışları da farklı olan iki oğuldur, anaları farklıdır. Kitabın başındaki sunuş yazısında “Habil ve Kabil gibi farklı karakterdeki iki kardeşin bir sunumu olduğu belirtilir.

Kitap bir başka açıdan da değerlendirmeyi ve incelemeyi gerektiriyor. Klasik bir hikaye, roman, deneme değil. Post modern kavramından daha öte, ultramodern bir kitap. İlk bakışta abdal hayatını okumaya başlayıp devam ederken birden her bölümün sonunda bazen de aralarda farklı bir yere düşüveriyorsunuz. “Ne oluyor, başka bir kitaptan bölümler mi karıştı buraya?” diye düşünürken bölüm bitiveriyor. Bu kısımlar sanki o bölümün kahramanı olan kişilerin (Uzun Haydar, Battal, Bektaş veya diğerleri) birden bire şehirli, tahsilli, modern hayatın içinden geçerken ruhi, sosyolojik, psikolojik bir değişikliğe uğramış kişiler haline döndüklerini, karakter veya ruh değiştirdiklerini düşünmeye başlıyorsunuz. Dolayısı ile hikayeler psikolojik bir bakış açısı ile değerlendirilme ihtiyacını doğuruyor. Şehir ve dağ köyü arasında gidip gelen iki kişilikli insanların abdal kimliği altında anlatılması sanki bu kitap. İnsan nereye aittir, kendini nereye koymalıdır, şehirde mi yaşamalı veya insanların giderek terk ettiği asıl yurdunu köyünü mü birincil yer olarak kabul etmelidir. Ruh mu beden ihtiyaçları mı doyurulmalıdır, önceliğe alınmalıdır? Gençlerin arkasından şehre mi gitmeli, giderek yalnızlaşan boşalan köylerde dağların koyaklarında mı yaşamalıdır? Bu soruların cevabı aranırken aslında günümüz insanının çelişkileri de anlatılmıştır kitapta.

Psikolojik sıkıntılar, iki farklı hayat tarzının seçimi arasında sıkışmış insanların duyguları, çaresizliği var kitapta. İki ruhlu, iki kişilikli insanların kitabı bu. Şehirli bir insanın abdal hayatını anlamaya çalışması yada abdal düşüncesinin postmodern bir şehirli algısına sahip olması günümüzün ruhsal kavgaları, çelişkileri, gelgitleri, hayatları var bu kitapta. Şehirde yalnız kalma psikolojisinin kitabı. Kaybolan abdal kültürü ve yaşantısının şehre kurban gitmesi bu.

Şehirlerde toplanmak dünyanın kaderi mi, kaçınılmaz son mu? Şehirde kalabalıklar içinde güç aramaya, güçlü olmaya çalışırken temelli yalnızlığa itilmek mi? Gercek gettoların (belirli kültür yapısına sahip insanların yaşadığı sınırlı alanlar, semtler) şehirde olmasına razı olmamak ama başaramamak, kendi gibi insanların yanına taşınmaya ve şehre tutunmaya çalışmak mı?

Kitabın arkasında bir sözlük var. Bu da roman için uygun olmayan bir durum. Bunu deneme olarak kabul edersek uygun olabilir. İçinde kullanılan yerel kelimelerin yazılı metne geçmesi, o kelimelerin yaşaması açısından çok önemli ve takdire değer. Ancak bu kitapta bir çelişki daha var. Yerel kelimelerin yaşaması sağlanırken, konuşmaların içinde geçen bazı kelimeler ne bir abdal diline uygun düşüyor ne de yazıların içinde hoş duruyor. Adeta batıyor okunurken; Olanak, olasılık, koşul…

Tabiatın tasviri, konuşmalar, dağlardaki, yaylalardaki fakirliğin ve yalnızlığın çaresizliği sinmiş olan hayat, abdalların kültürü çok güzel ve okuyana yaşatırcasına yansıtılmış. Bundan dolayı takdire değer.

Yazarın metinler üzerinde düzenlemeler yaparak yeniden kitabı hazırlaması ile iyi baskılara ulaşabileceği ve dikkate değer bulunacağı, eleştirmenlerin dikkatine gireceğini tahmin ediyorum. Bir ilçe kitabı olarak kalmamalı.

Yorum: Ayşe Filiz Yavuz, 2015 Haziran