Ayşe Filiz Yavuz

 

 

ARZU ile KAMBER / Necdet Ekici

 

ARZU İLE KAMBER
Gül mevsimine Uyanmak
Yazar: Necdet Ekici
6.Baskı, Timaş Yayınları, İstanbul, 2006, 95 sayfa

Arzu ile Kamber Türk Dünyası Halk Edebiyatı’nın en çok bilinen hikayelerindendir. Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun gibi. Üstünde çok şeyler söylenmiş, bazen farklı farklı hikayelere de bürünmüştür. Necdet Ekici bu kitap için farklı kitapları ve kaynakları araştırarak bu kitabı hazırlamış.
Yazar giriş kısmında bu destan ile ilgili olarak yazılmış olan bir kaç kitaptan örnek veriyor. Atatürkçülük yapan, Halkevleri’ne bağış yapan Arzu’dan, ya da birbirlerine şehvetle sarılan öpüşen sevgililerin bahsedildiği kitaplardan. Gerçek hikayeyi saptırmak ve yanlış sunmanın edebiyata, kültüre yapılan bir ihanet olduğunu da vurgulamak istiyor. Kimsenin kendi işine geldiği gibi kültürel unsurları tahrif etmeye hakkı olmayacağı kesin ve yazar çok haklı. Herkesin bildiği hikayedir bu destan. Hac yolunda haramilerin baskınına uğrayan
Kamber’in ailesi ölür. Kamber kurtulur. Onu alıp büyüten subaşı onu evladı bilir. Öz kızı Aslı da kardeş olduklarını sanır hep. Bir gün köyde kalbi kara bir kızdan öz kardeş olmadıklarını öğrenir. O günden sonra da ona olan aşırı sevgisi birden aşka döner. Kamber’in de öyle.
Sonra araya giren dedikodular, beşik kertmesi bir akrabanın evlenebilmek için yaptığı hazırlıklar…
Kitap klasik bir destan olmaktan çıkıp bir roman gibi, uzun hikaye gibi sunulmuş. Böylece herkesin okuyabileceği bir hale gelmiş. Günümüz insanının artık efsanelerden giderek uzaklaştığı düşünüldüğünde bunun doğru bir yaklaşım olduğu düşünülmelidir.
Destan vasfı bozulmasın diye içine aşık atışmaları ve şiirsel ifadeler de eklenmiş. Yayla kültürünün ilave edildiği kıl çadırlar, deve kervanları, yaylalar, dağlar, dereler, baharın her rengi, nevruz kutlaması, kapıya gelen terli eğerli atlar… Başına poşu bağlamış bir aşık genç, sarı saçları topuğuna uzanan bir güzel, ince uzun fidan boylu iki aşık, erkeğin kara yağız olması, evlenmeyince vuslata ermeyen iki namuslu aşık, birbirini bilmece ile sınayan sevdalılar, araya giren kara çalı misali kıskanç bir arkadaş, bir zalim ana… İster büyük icin roman-hikaye, ister gençler için bir sevda kitabı, ister çocuklar için masal kitabı… Herkese uygun. Bilmecelerle de süslenmiştir kitap ve destan.
Hangi sudur soğumaz
Suya girer boğulmaz

Kendi doğar anadan
Fakat yavru doğurmaz… der Kamber
Nil ırmağı soğumaz
Suda balık boğulmaz
Sualinin cevabı
Katır yavru doğurmaz… diye cevap verir Arzu.
Eski destanlarda akıl, zeka da vardır ve sevgililer birbirini sınar.
Kitap kısa bölümler halinde sunulmuş. Dil çok güzel. Rahat okunabiliyor. İçinde Türk kültür öğelerinden parçaların da olduğu bir derleme veya edebiyata sunulmuş güzel birer hediye dir aynı zamanda:
Onsuz yaşanan zaman sonu gelmeyen kış, kuşluklarda buz tutmuş nilüferlerdir. Sevdaları yosunlu mor kayaları çatlatarak göğe uzanan yeşil sürgünler gibiydi. Bu sevdayı kem gözlerden saklamak ise granit kayalara ipek köklerle tutunmak kadar zordu(45).

Güneşin eskiyen yüzü, karşı dağın ardına devrilirken (50).
Kendi bağımızın gülüne kendi dağımızın bülbülü konar (53).
Yüce bağın ışkını
İliği sağlam(53).
Azrail ak döşümüze konmadan, özümüze kargı kara tırnak çalmadan, kanı kana, mülkü mülke katmalıyız (54).
Aşk yazar için bir gül timsalindedir ; gül mevsimi, yürekteki tılsım, yüreğin titreşimi, insani özümüz der aşk için. “Gül mevsimi, kar yağmıştı gül üstüne,
gönlünde gül var bu delikanlının” der.
‘Aşk bir kurşun hükmünde, aşk erguvani bir düş’ tür yazar için (78).
Beyaz bir duvak düştü çamura, ak güvercinlerin teleklerinden. (54).
Ürperten uçurumlarda, vahşi sarp kayalarda , ıssız vadilerde yatıp kalktı (55).
Şüphe; nice sevdalara mezar olan bu illet, kalbi güve gibi yiyip bitiren albasan…
Sevgine şeytan tünemiş senin… (59, 60).
Kara dinli kafir, küller başıma, küller başıma, topuğu çiğninde ulaşmak, elin oğlu evlat olmaz, pulsuz adam koca olmaz (62).
Gözleri kirli mum ışığında yük altına çöreklenmiş bozbenekli yılan katılığı ile yanmak (66).
Cızlamı çekmek (71).

Sahrada vaha, gecede fecir, karanlıkta dolunay, kanayan yüreğe umut, yüreğe cemre gibi olmak-düşmek (77).
Gök demir yer bakır (77).
Gönlüm yüksek uçtu, kondu engine (81).
Sümbül renkli gök (85).
Yüreği acı poyraz yemiş kır çiçeği gibi titremek (87).
Gözleri çizgi düşmüş bir yılan kadar kırmızı (93).
Güneşin batması için ‘ kağnı tekeri kadar yuvarlak’, çekiçle dövülmüş bakır kırışığını andıran ufuk, ıhtırılan deve, vakti kuşanmak, güneşin gömülmesi, çölde güneşin bir ömür törpüsü olması, yükleri çatmak, abdest kuşanmak, ığralanmak, tilki-çakal pafkırması, gözlerin bir köz gibi parlayıp sönmesi, yeniden fikreylemek, içine yılan dilli bir alev yürümek, gönül aynasının tozlanmamış olması… Hep yazarın kullandığı bizim kelimelerimiz, cümlelerimiz, içimizde yeniden alevlenen özümüzdür.
Necdet Ekici bütün kitaplarında olduğu gibi, Türk kültürünün içine hikaye ekleyen, hikayenin içine Türk kültürü sokan kişidir bence. Kabalıktan,
hakaretten, açık cinsellikten değil, incelikten, kültürden, edepten beslenen ve onu zerafetle yazan bir sanatçıdır.

Kitabın tek eleştirisi kapağına koyulan Arzu resminin kara saçlı bir güzel olmasında. Oysa kitapta ondan hep günes, başak, sarı buğday, bozkır sarısı saçlı olarak bahsediyor. Yeni baskılarının olacağını ve yine çok satılacağını tahmin ettiğim bu kitabın kapağına uygun yeni bir Aslı resmine ihtiyaç var. Belki bir Kamber resmine de.

--------------

2018 Mart, Ankara,

Ayşe Filiz Yavuz