BAYKUŞLAR GECELEYİN ÖTER / Metin Savaş

 

 

 

BAYKUŞLAR GECELEYİN ÖTER

(İstanbul’da Karnaval Üçlemesi)

Birinci Kitap

Yazar: Metin Savaş

Türü: Roman

Ötüken Yayınevi, 2015, Haziran

İlk Baskı, 517 sayfa

Usta kalem Metin Savaş’ın bu romanı farklı bir şehir romanı olmuş. Klasik romandan farklı, belki postmodern bir roman. Romanın yapısı itibari ile postmodern veya farklı bir yapıda olup olmadığı akademisyenler tarafından çok tartışılması gereken ve tartışılacak bir kitap. Hem hacmi, hem anlatıcısı, hem akademik, sosyolojik alıntıların çok olduğu, hem amiyane bir İstanbul sokak dili varlığı, hem yörük ağzına ait kelimelerin bolluğu ile…

Tatar Adnan akademisyen olmak üzere İstanbul’daki Fakültesine araştırma görevlisi olarak gelir ve Akdeniz Caddesi’ne yakın Şebboy Sokağı’ndaki teras katına yerleşir. Sokaktaki bakkalda gördüğü güzel yüzlü Füsun, Kötü Bakkal, Kürt Bakkal, Ayhan Işık isimli edebiyat öğretmenliğinden malulen ayrılmış bir acemi romancı, Ayhan Işık’ın karısı ve üvey kızı olan Menekşe ve Papatya, tek gözlü olan Kereste Müdürü ve aynadaki hayalet Suna ile çevrili bir dünyada geçer roman. Tatar Adnan Füsun’a aşık olur. Füsun onu karşılıksız bırakmaz. Ailelerden de onay vardır bu aşka. Ancak Füsun’un bildiği başka kimsenin bilmediği bazı sırlar vardır. Sırların çoğu Adnan’ın oturduğu teras katındaki koridorda asılı olan ve hiç bir kiracının yerinden kaldırmadığı aynaya ait olan sırlardır. Bazı gece yarısı ortalığı kaplayan leylak kokusu ile kendini belli eden ve ancak kısıtlı bir zaman diliminde kendini gösteren aynadaki hayalet Suna’ya ait olan sırlardır bunlar. Füsun on sekiz yaşında olmasına rağmen bir yetişkin ustalığı ile sırlarını muhafaza eder ve Adnan’a ancak evlendikleri gece bu sırları açıklayacağını söyler. Ancak sırlar aslında Şebboy sokağındaki herkese ait parçalar taşımaktadır. En masumu en bilgili ve en çok kitap okuyan Adnan’dır. Uzak, ilintisiz sırlara sahip olan bu insanlar nasıl bir araya gelmiş, bu sokakta nasıl buluşmuştur. Ne kitabın başında bilinir, ne de tahmin edilir. Kitap sonuna gelmeden de hiç bir şeyi tahmin etmek mümkün olmaz.

Sade, anlaşılır farklı insanlara ait olan hikayeler, umulmadık bağlantılarla birbirine bağlanır. Kitap sade bir anlatım biçimine sahip olmakla beraber roman içinde roman, hikaye içinde hikayedir aslında. Anlatan Adnan mıdır, Ayhan Işık mıdır kitapta, karışır. Ama karmaşık hale gelmez.

Adnan ve yazarlık heveslisi Ayhan Işık sık sık sosyologlardan alıntı yaparak kitabı entelektüel bir sahaya taşımışlar. Aslında yazar Metin Savaş, bunu daha

önce yazdığı romanında da yapmış ve entelektüel birikimini romanda okuyucuya sunmuştu. Burada aynı alışkanlığını sürdürmüş. Bol sosyolojik alıntı, fikir olmasına rağmen yazarın İstanbul hayatına ait çok iyi gözlemleri olduğu, şehrin merkezindeki kenar sokaklarda hala mahalleli alışkanlıklarının devam ettiği, herkesin herkesi tanıdığı bir ortamı da çok iyi kurgulayıp yaşattığı anlaşılıyor. Daha ilginci ise bizim gibi milliyetçi camianın bilmediği bir varoş dilini, amiyane kelime ve tabirleri romanda kullanmış olması. Belden aşağı görünen çok sayıdaki ifadeyi, deyimi, varoş ağzı olarak taşımış kitabına. Yazar bu ağzı özellikle tek gözlü adam olan kereste müdürü’nün olduğu sahnelerde kullanırken diğer yandan da kitabın sonlarında bu sefer sosyolojik alıntılardan vazgeçip ateist komünist görünen kişilerin, kitap karakterlerinin ağzından yine entelektüel sahaya taşıyor kitabı.

Kitapta konuşulacak ve tartışılacak çok konu var:

1-Kitap adeta bir marka reklamı yapmak için yazılmış gibi. Not edebildiklerimin az bir kismı Malboro, 2000, Muratti, Samsun sigararaları, Uludağ gazoz, Algida dondurma, Malazlar Kibrit, çakmak markaları, Yedigün mandalina, Hürriyet ve Milliyet gazeteleri, Mustafa Kutlu, Panda dondurma, Selpak, Winston sigara, LCW, Deichmann shop, Burger King, Derby Jilet, Show TV, Ülker gofret…

2-Kitabın bütününde geçen ve yazarın bilerek mi (yerel kelimeleri edebi dile taşımak arzusu?) farketmeden mi kullandığını çözemediğimin yerel kelime çokluğu. Zebillik çekmek, kitabın isminde kullandığı “geceleyin”, devrisi gün, harrar çuvalı, anıştıran, çepel hava, takaza etmek, daraç sokak, berkitmek, dizelenmek, yelpirdemek, siftinip durmak, derneşik….

3- Argo kelmelerin ve deyimlerin çokluğu: güveci çimçimlemek, parpara etmek, beşlik bozmak, g.. kadar dükkan, kakiz naşlatmak, diskur geçmek, zilliyi kırmak…

4- Daha önceki romanlarında da yaptığı bazı kelimelerin eş veya benzer anlamlarını kullanarak Türkçe'nin zenginliğine atıfta bulunmak: Uyuşuk, sünepe, pısırık, üşengeç, sümsük, hantal; gerdek, zifaf, halvet; hayat arkadaşı, küldöken, karım, zevcem, evdeş, eş…

5-Romanda parantez içi yazıyı çok kullanmak. Aslında romanda olmaması gereken bir uygulamayı, ironi veya postmodern roman için oldukça sık yapmış.

6-Sayfa 151, 152 ve 153 de sosyolojik açıdan irdelenmesi gerekli olan bir değerlendirme kısmı var. Türk toplumunda kız isteme faslının uygulanması sırasında havadan sudan yapılan konuşmaların eğlenceli ama ironik bir sunumu yapılmış. Havadan sudan konuşmalar, özelliği olmayan iltifatlar, zaman doldurmaya yönelik davranışlar… Kültürümüzün unsurları gibi görünen ama usul bilmezliğin veya heyecanın getirdiği ve “Allah’ın emri..” sözlerine başlayıncaya kadar geçen zamanın can sıkan hali… Buna benzer ne örneklerle dolu bir sosyal halimiz var. Üstünde kitap yazmaya yetecek kadar bol malzemeli.

Kitabın ilk bölümü hem heyecan unsuru taşırken, hem de oldukça sık yapılmış tekrarlardan ibaret. Bazen okuyucu bu böyle tekrarlarla mı devam edecek

korkusuna kapılıyor. Bu 150 sayfalık kısmı yazarın yarıya indirmesi mümkün aslında. Ancak özellikle 3, 4, 5 bölümlerde hız artıyor ve beklenmedik şeyler çıkıyor okuyucunun karşısına.

Yazılış açısından iki kelimeye takıldığımı söylemem gerek. Rüzgarın küfür küfür estiğini yazıyor yazar. Ben bunun püfür püfür olduğunu sanıyordum. Diğeri ise katil kelimesinin ‘kağtil’ olarak yazılması.

Bu kitap daha sonra yazılacak olan iki kitabın ilki. İkincinin isminin “Dehşet Palas AVM” olacağını yazar romanın içinde yazmış. Bu kitabın içinde henüz çözülmeden bırakılmış çok soru var. Yazar diğer kitapları da heyecanla beklememiz için dizi film senaristi ustalığı ile çalışmış.

500 sayfalık bir romanın heyecan unsurunu giderek artırmak ve dahasını ise gelecek iki romana sarkıtmak ustalık işi.

Yorum: Ayşe Filiz Yavuz (Avşar). Ağustos 2015