BEN HAİN / Dursun Kuveloğlu

 



Roman, 2017, Ankara, İlk baskı

…………Yayınevi

250 sayfa

“Aklın ihanetle, kalbin sadakatle mücadelesi diyor” kitabın başında. Üstünde felsefe yapılacak bir cümle. Zaten kitabın içinde de çok sayıda böyle cümle veya bölüme rastlanıyor. Felsefe ve argonun birbirini kovaladığı, ihanet ve tasavvufun içiçe girdiği bir roman.

Bağ bekçisi Ökkeş’in 1920'lerde Antep - Nizip -Halep ekseninde yaşadığı hayatını anlatıyor yazar.

Baba sevgisizliği hatta şiddeti, anneye uygulanan şiddet ve sonrasında annenin ölümü, hovarda ve hayatı boşvermiş bir dayı, onunla gittiği meyhane veya gazinolardaki hafifmeşrep hayat; seven, ilgilenen ancak erken kaybedilmiş bir dede ve anneanne, üvey analık ile itelenmiş, yok edilmiş bir çocukluk yaşar Ökkeş.

Herkesten nefret eder; sevilmediğini, beğenilmediğini, istenmediğini düşünür daima. Bu yüzden insanlardan kaçarak bir hayat seçmiştir kendisine. Bu nefret kendisinin vatanın işgal yıllarında vatana karşı kayıtsız hatta düşman olmasına bile yol açmaktadır. Nefreti yüzünden Şahin Bey’in Milli Mücadele’ye katılma teklifini reddeder. “Sevilmediğim bir millete neden hizmet edeyim?” düşüncesiyle yapılan bu reddediş onu önce vatanı umursamamaya, sonra para alacağını düşündüğü Fransızlara lejyoner asker olmaya yöneltir. Orada ermeni, ve fransızların Türk olduğu için kendisine ve başka bir kaç Türk’e yaptığı hakaretler ve zorbalıklara önce katlanması ve sonrası için vermek zorunda olduğu kararlar ile roman devam ediyor.

Merakla beklenen bir sonraki bölümlerde hep “Ökkeş ne yaptı?” sorusuna cevap aranıyor. Bir yazarın bahsettiği “Duvara astığı her tüfeği o bölümde patlatıyor.” Yorumuna göre bir iyi kurgusu var bu kitabın.

Kitabın her bölümünün üstünde tarihler, her başlangıçtan önce o bölümün felsefi tarafı ile ilgili bir deneme yazısı ilave edilmiş. Derin anlamlı felsefi denemeler: Aşk, nefs, devlet, kanun, fenafillah, ihanet, öfke, hayat, suç, bela vs üzerine.

Her bölümün arkasından geceye atfedilen anlamlar ise daha başka bir lezzet vermiş kitaba: Gece sırlıydı, Gece de vakte aitti, Gece hayaldi, Gece dosttu, Gece hasretti, Gece gelmekte olandı, Ayrılıkta geceye dairdi” gibi…

Ökkeş’in nefretten ve öfkeden ihanete, sonra tasavvufa doğru olan hayatının bir romanı.

Romanda okurken okuyucuyu içine alan bir şeyler olmalı. Burada var. Ökkeş’in fakir bağ evindeki yalnızlığı, gecenin ıssızlığı ve karanlığı, bazen açlık, soğuk, yalnızlığın bunaltısı… Herşey içinize işliyor. Bir köpekten beklediğiniz dostluk ve yalnızlığı paylaşma hissinin getirdiği ruh halini siz de hissediyorsunuz. Fransızların arasındayken yaşadığı itilmişliği , anasızlığı, sevgisizliği, duyduğu nefret duygusunun ne kadar büyük olduğunu en derininizde yaşıyorsunuz.

Kitabın eleştirilecek yönleri de var. Ökkeş’in ruh durumları arasındaki geçişlerde hızlılık, bölüm başlarındaki deneme yazılarının –ne kadar iyi olursa olsun- gerekli olup olmadığı, argo kelimelerin fazlalığı gibi. Üzerinde biraz daha oynandığı zaman daha iyi bir kitap olacak.

İsmi çok önemli. İnsanın kendine bile itiraf edemediği bir sıfatı bu kadar aşikar ifşa eden bir kişinin ihanetinin ne olduğunu anlamak için bu başlık bile yeterli oluyor “Al beni oku.” demeye.

Kitabın içinden bazı cümle veya bölüm yazıları ile bu kitap hakkında bir fikir vermek mümkün olabilir:

“Yaşamak aldatıcı ve oyalayıcı bir halusinasyon. Ölüm ise bu bahsin ebediyen kapanması. Yaşamaya mahkumiyetin sona ermesidir ölüm.”

“Soramadığı ve cevabını bulamadığı ne kadar sual varsa hepsinden vazgeçti. Umursamaz oldu. Önce etrafını sonra kendisini umursamamayı öğrendi. Umursamazlığı sevdikçe kendisine yapılan haksızlıklardan ötürü yıkılmadığını anladı. Umursamadıkça birileri için kılını kıpırdatmamanın rahatlığıyla yüzleşti. Umursamaz olmanın, mesuliyet yükünü taşımamak olduğunu farketti. Hayatın insana yüklediği bunca yük varken, mesuliyet denen ağır yükten muaf olmak, hiç de hafife alınacak bir nimet değildi.”

“Akla güvenerek ömrü feda etmedim. Ubudiyete teslim olup rahat ettim.”

----------------

Yorum: Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz

2016, Ekim