BİR TIP GÖZLEMCİSİNİN NOTLARI / Lewis Thomas

 

 

 

Tübitak Popüler Bilim Kitapları

2. Baskı, Temmuz 2008, ANKARA

Çeviri: Füsun Baytok, 239 sayfa

“İnsanlar kendilerinin ve dünyanın başını giderek daha büyük belaya sokuyor; bir an önce olgunlaşmaya başlamazsak varlığımızı sürdüreceğimiz konusunda iddiaya giremem.” diye yazıyor yazar kitabının kapağında.

İkinci okuyuşum bu kitabı. Dünyada büyük etkisi olan ABD’de ki 1920 lerin sonunda başlayan büyük ekonomik çöküşün etkilerinin olduğu dönemde çocukluk, sonra ikinci dünya savaşında Uzak Doğu’da araştırmacı doktor, ABD’nin değişik üniversitelerinde üniversite hocalığı, dekanlık yapan, bir ara yazarlıkla uğraşan bir hekimin yaşadıkları… Tıbba bakış açısı, tıbbın geçirdiği evrimler, para bulmanın ve araştırma için harcamaya çabalamanın zorluklarının anlatıldığı anılar var kitapta.

Hekim olmanın getirdiği zorluklar, maddi sıkıntılar, şehirden şehire taşınmalar, araştırma ve bazı şeyleri keşfetmeye çabalamanın zorlukları ve içinden çıkılmaz sorular, sorunlar… Ve hala çözülmemiş binlerce meselenin olduğu ve olmaya devam edeceği tıp mesleği, tıp bilimi… Bu kitabın sayfaları arasında yer bulmuş.

Yeni mesleğe başlayanların, kıdemli olanların, emeklisi gelenlerin de okuyabileceği, tıp mensubu olmayanların ise tıbbi konuları atlayarak olaya genel olarak bakabilmelerini sağlayacak bir hayat hikayesi. Bu bir otobiyografi kitabı gibi değil. Bir bilim adamının kendi şahsında bilimin hangi mecralardan geçtiğini anlattığı bir kitap.

Babası da hekim olan yazarın anlattıkları 1920'lerden bugüne kadar değişimlerle beraber tıbbın yaşananları. Bunları okurken diğer taraftan hastaların yaşadıklarını, kendi hastalığı sırasında neler olduğunu ve hissettiğini anlatarak da anlamaya ve anlatmaya çabalıyor yazar.

Hekimlerin çoğunun aslında ne fedakarlıklarla yetiştiğini anlatırken ailelerini nasıl bir tarafta tuttuklarını ve önceliği mesleklerine verdiklerinin hikayesi de var kitapta.

“Borçlu olmanın kaderlerin en kötüsü olduğuna inanırdı ve borçlu olduğu herkese eline para geçtiği an ödemeye giderdi.” diyen yazarın babasının bu davranışı bana babamın davranışlarını ve ömründe hiç borçlu olmamak için taksitle bile alışveriş yapmayışını, bu yüzden benim de kredi kartı kullanmayışım ve taksit yapmama alışkanlığım aklıma geldi ve gözlerim doldu.

Tıpla ilgili öyle çekici notlar var ki kitapta: Babasının mesleğini uygularken plaebo ilaç kullanmasını, inanmasa da yazmasını anlatıyor ve “ Hastalar bunu bekliyordu. Bu ilaclarla reçete yazmayan bir doktor iş yapamazdı. Gördüğü kadarıyla zararları da yoktu. Ayrıca hiç bir işe yaramasalar bile hastalık beklenen sürecini geçirirken hastalara bir şeyle oyalanma fırsatını sağlıyordu.” diyor. 100 yıl sonra hala aynı uygulama devam ediyor (14).

“Babamın meslek hayatı boyunca tıp, tedavi alanında tekrarlanan modaların etkisindeydi.” (15) diye anlatıyor. Hala tıbbın moda araştırmaları, moda tedavi ve tetkikleri mevcut. Bunlar zaman zaman modası geçen, sonra yeniden parlayan uygulamalar. Ve böyle olmaya da devam edecek. Ölümün çaresi yok ama yine de bunu bulmaya çalışan insanlar ve hekimler her yolu denemeye, tekrar tekrar araştırmaya devam edecekler çünkü.

“Bütün hastalıkların altında barsaklardan toksin emiliminin yattığı teorisi” bugün de özellikle alternatif tıp olarak adlandırılan ve bitkilerle tedavi, yeme değişiklikleri vs ile olan tıb uygulamalarının geçmiş yıllarda da mevcut olduğunu gösteriyor. “Herşeyi kaynatıp ilaç yapma ve her şeyi tedavi için kullanma” modası da öyle. Tıpda modaların olduğu, “babasına satılan bir tıbbi malzemenin işe yaramayıp atılınca zamanla nasıl ortaya çıktığı ve nasıl yorumlandığına dair komik olay da günümüzde yapılan şarlatan aletlerinden, boşa harcanan zamanın, göz boyamanın bazılarına çok tipik bir örnek (sayfa 15, 16, 19,35).

Gerekmedikçe ameliyat yapmayan babasının kazandığı sağlam ve güvenilir ün ve intibanın “ Kazanç elde etmesini beceremedi ama güvenilir insan ününe laf ettirmedi.” mealindeki sözleri bir hekimin nasıl olması gerektiğini gösteren güzel bir mesaj (17).

Hekimlerin üç özellik ile çalışması gerektiğine dair notu çok önemli (20): Sonuçtan sorumlu olmak; görevi bitinceye kadar çağrılara cevap vermek ve beklemede kalmak; neler olduğunu ve olabileceğini (hastalarına) açıklamak. Bütün bunları iyi yapabilmesi için de tecrübe kazanmaya çabalamak.

Geçmiş dönemlerde hastaların dilini muayene ederek teşhis koymaya çalışmak, dil viziti yapmak, bu arada dil muayenesi ile hastadan hastaya mikrop taşımak ile ilgili anlattıkları tarihi bir gerçek. Varlıklı insanların tedavi ve ameliyatlarını kendi evlerinde yaptırmaları, hastanelerin ölmek üzere olan insanlar için olduğunu belirtmesi şaşırtıcı. Hekimlerin kendi ailelerini tedavi etmelerinin doğru olmadığı ve bu işi annelerin üstlenmesi ise bugün bile değişmeyen bir durum (23).

Hemşireliğin önemi, hastaların nasıl rahat edebileceği, işlerin nasıl yürüdüğünü bilmeleri ve talimatların doğru yerine getirilmesi ile ilgili notlar da önemli gerçeklerden. Hemşire notlarından nasıl faydalandığının önemine dikkat çekilmiş kitapta(22,63) .

Akademik kayırmanın ABD’de de olduğunu yazar kendi üstünden itiraf ediyor.

Hastalıkların tanı, sebep, laboartuvar ve seyrinin, tedavi etmekten daha önemli olduğu ile ilgili bilgiler ve bunların hasta yakınlarına açıklanmasının önemi ile ilgili yazılanlar 100 yıl öncesinde de şimdiki gibi aynı. İnsan davranışı veya beyni değişmiyor yani (28). Hastalığın tedavisinin şekli değil, nasıl sonuçlanacağının merakı da öyle. Hasta yakınlarının kesin bir dille ‘iyileşecek mi, ölecek mi’ sorusundaki ısrar bu yüzden (29).

Hekimlerin uzmanlık sonrası az okudukları, talebelerin kitapla gezdikleri, cerrahların ise yara bakımı, hasta bakımı, ameliyat ile daha çok ilgilendikleri de büyük oranda doğru. Tıbbın hocalar dışında çoğunlukla gece nöbetlerde asistanların kendi aralarında yaptıkları tartışmalardan öğrenildiği, vizitlerin ruha iyi gelen entellektüel bir keyif olduğu, cerrahların yaptığı ameliyatlar ile bazı hastaların düzelmesinin sağlandığı dışında diğer hastalıkların hekim ne yaparsa yapsın, kendi seyrini takip ettiği gerçeği de oldukça doğru bir gözlem (31).

Antibiyotiklerin keşfi ile tıbbın ayağa kalktığının düşünülmesi ve artık tedavisiz hiç bir hastalık kalmayacağı inancı gülünç bir tarihi olay olarak algılanmamalı. Bugün de insanlara ufacık bir yeni keşif ile herşeyin mümkün olacağı adeta ölümün çaresinin bulunduğu mesajının verilmesinden yada hekimlerin bazı keşiflerden ümitlenmesinden farklı bir durum değil bu( 35).

‘Sülük hekim’, ‘hekim sülük’ kavramlarının anlatıldığı bölüm ise çok anlamlı ve düşündürücü bilgiler veriyor. Sülük kan toplar, hekim de kan ve para. Hekim kan emici/para emici bir yaratık mı? Sülük demek olan latince leech, leg, lecture, logos, logic kelimeleri ile olan akrabalık ve türeyiş okunmalı ve üstünde durulmalı( 53).

Doktor sözcüğü: uygun, makbul, yararlı şey demek olan ‘dek’ den üremiş. Latince öğretmek: docere. Aynı zamanda öğrenmek anlamındaki discere ye dönüşmüş. Discipline de buradan türeyerek öğrenci, murit anlamını taşımış. Dogma, ortodoks kelimesi de buradan gelme. Decoru, decency de Ingilizcede edebe uygun, terbiyeli düzenli anlamını buradan türeyerek almış.

Moderate, ılımlı; modest, alçak gönüllü anlamında İngilizce kelimeler ve med den türemiş. Ancak bugün anlamları unutulmuş. Meditasyon da buradan gelme, ‘med’ den. “Hekimin bütün bu kelimelerle ilgili özellikleri taşıması gerekli gibi olsa da karşılanması zor olan beklentiler.” diyor yazar(53).

Dokunmanın muayene, şevkat, hasta iletişimi açısından öneminin vurgulandığı bölüm de çok dikkat çekici (56). “Dokunmaktan, şevkatten uzak olanlar, sevmeyenler bu meslekte ya başarısız olurlar yada vazgeçerler.” diyor ( 57). Ancak bugün tıbda ellerin dokunuş değil, makinelerin sinyallerinin daha önemli olduğunu da vurgulamadan edemiyor (58). Babasının zamanında hastayla konuşmanın ne derece önemli olduğu, çünkü o zaman başka yapacak bir şeylerin olmadığını anlatıyor yazar. Aslında tıp hala öyle. Konuşmasını bilene… Psikiyatrinin girmediği dal var mı? Psikolojinin etkilmediği organ sistemleri …

Hastanedeki herşeyin tamire ihtiyaç göstermesi, asansör bozulmaları, malzeme eksiklerinin intörn hekimlerin dolaplarında saklanan acil durumlarda

kullanılmak üzere biriktirilen malzemelerden sağlanması, hekimler arasındaki başkanlık, yöneticilik mücadelesi, rakip olarak görülmemek için taşınılması gereken şartlar (124, 127); hastanenin ihtiyaçları için toplanan paraların belediye veya başka kurumlar tarafından kullanılması ve hastaneye aktarılmaması, yazılan uyarı yazılarının başka anlamlar taşıması (128); herkesin her konuyu ilgililerden daha iyi biliyor (!) olması , moda olan araştırmaları yaparak dosya doldurmak ve ünvan elde etmek… ülkemiz için çok tanıdık sahne ve olaylar. Hasta koğuşlarında kitap dolaştıran hanımın yaptıkları ise takdire şayan anılar (132).

Yalnızca hekim, hekim adayları veya meraklıları için değil, herkesin

içinde kayda değer birşeyler bulabileceği bir kitap.

Eylül, 2015

Ayşe Filiz Yavuz (Avşar)