Ayşe Filiz Yavuz

 

 

CENNET'İN KÜTÜPHANESİ / Cazim Gürbüz

 

Yazar: Cazim Gürbüz

Deneme, Sone Yayınları,

Eylül 2008, İstanbul, 103 sayfa

Küçük bir kitap. Ama içi küçük değil. Her bir satırı dikkatle okunacak, hafızaya alınıp üstünde düşünülecek, az kelime ile nasıl çok şey anlatılır öğrenilecek yazılar olan bir kitap. Gezmeye giderken cep veya çantaya atılıp her fırsatta çıkarılıp okunacak kadar ağırlığı az, manası ağır... Hem de kitap sevenler için ilk yazı çok güzel.

“Cennetin eğer varsa kütüphanesine koy beni. Yoksa bir kütüphane yarat bana.” diye niyazda bulunuyor Allah’tan. “Ne gılman isterim, ne huri.” diyor. Tıpkı Yunus Emre’nin “Bana seni gerek seni.” demesi gibi bilgece bir istek. Kitaplarla çevrili bir cennette olmak demek, bilginin, doğrunun, iyinin yanında olmayı, cennette bile hala onların peşinde koşmayı, öğrenmeyi istemek demek. Bilmek, bilgi insanı Allah’a ulaştıran en önemli yol. Allah’a ulaşmayı istemek Yunus’ca bir düşünce değil mi? Tasavvuf’un kendisi değil mi?

Kitap deneme kitabından aslında daha farklı bir yapıda. Küçücük yazılardan, uzun yazılara, fıkralara, esprilere, denemelere, edebi çalışmalara, şiirsel anlatımlara… Türk dilinin zenginliğini gösteren kelimelerle oynamaya kadar çok şey var. Ve insan okudukça güzellikler arasında kaybolup gidiyor.

Siyasilere “Kendine dön ve konuştuklarını iyi düşün!” demek için…

Türk ve müslüman olduğunu söyleyen ama öyle yaşamayanlara “ Kafanı kullan!” demek için…

Talebelere özellikle edebiyat öğrencilerine Türk dilinin incelik ve zenginliğini öğretmek için…

Okumayı sevmeyenlere sevdirmek için…

Seyahatlerde vakti en iyi değerlendirmek için… Bu kitap ideal.

İÇİNDEN ÖRNEKLER:

Suratını asmış.

Boğulmuş mu?

Nereye gömmüşler?

Kendi içine. (s 93-94)

Ondan sus payı almış, benden susma payı. (s.92)

Su uzun kavaklar var ya, söğütlerle birlikte, alçak gönüllü yoldaşlarıdır, uzun Anadolu yolları ve ıssız bozkırların. (s.85)

Son gün; Vergi, beyanname, dava açma, taksitler, sınava müracaat… Asıl son gün ölümdür ve kimse onun için acele etmez, telaşa kapılmaz. (s. 84)

Türk’ü ne “bir” eder sorusuna ‘ tekdir, tekbir, tekmil, tedbir eder.’ diyor ve bunun için de bir başbuğ gerekir diye ekliyor. Çok özlü, çok kısa ve ciltler dolusu anlamı olan bir cümle. (s 78)

“İşine bak diyorlar, düşüne bak demiyorlar.” diyor yazar. AR-GE bir düşleme yeridir ve düşle ki bunu gerçekleştirmek için harekete geç mesajı veriyor. Düşlemek ve onun peşine düşmek… Unutturulan, çok önemli bir eğitim yöntemi.( s 75)

Gündüz simit, gece ümittir kandillerimiz.( s 51)

Çınarın yazıtça yanıtı: Çökmesin diye üstte mavi gök, direk olmaya; göçmesin diye altta yağız yer derin kök salmaya… (s.50)

Çok sızlıyordu. Ameliyatla aldılar vicdanını. Olmayan şeyin sızısı da olmuyordu artık. (s. 48)

Döşeme gibi düz olma sakın. Çiğnerler seni. Tavan gibi düz olma, tepeden bakıyor derler. Duvar gibi düz ol, dayansınlar sana. (s. 35)

Gül suyu şişesinde balık olmayı istemek… Gül yüzlü ve gül kokulu olmak için… (s. 24)

ELEŞTİRİ:

İmla hatalarını, yazıların çeşitlerine göre düzenlemeyi, bölümlendirmeyi yapmak lazım. Bir editör tavsiyesi ile bu düzenleme yapılmış olsaydı daha da güzel bir kitap haline gelecektir. El altında daima bulundurulacak, sık sık açılıp okunacak ve mesaj alınacak bir kitap.

-----------

 

2016, Aralık, Ankara

Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz