CİĞERDELEN / Safiye Erol

 

Emine DUMAN

Kuşlukta Yazarlar Sanat Edebiyat Kurulu /ROMAN İNCELEMESİ

 

Romanın Adı: Ciğerdelen. Yazarı: Safiye Erol (1902-1964)

Basım tarihi: İlk basım 1946, 17. Baskı 2019, Kubbealtı Neşriyât, İstanbul

Sayfa sayısı:261

 

Romanın Konusu

           Romanının adı, Macaristan’daki Estergon Kalesinin Batı yönünde yer alan “Ciğerdelen” adlı Türk palankasından (çevresi hendekle çevrili kale) gelmektedir. Bir asır boyunca Osmanlı'nın Batı sınırını korumasıyla  tarihimizde çok önemli bir yer tutmuştur.  

Bütün hayatlarını Ciğerdelen'i savunmak için fedâ eden ve bundan gurur duyan  dede, baba ve torunun, bu hikâyeleri yazanların “ciğer delecek”  cinsten büyük bir aşk çerçevesinde geçmektedir. 

Çerçeve hikâyede, 1943-1944 yıllarında  (romanın anlatıcısı da olan) mimar Turhan Tuna ile öğretmen, yazar Cangüzel (Canzi) arasındaki aşk konu edilir.  Ülkesini ve tarihini çok seven iki Türk aydının arasındaki aşk öyküsü içinde okunan Canzi’nin yazdığı  iç hikâyeler  “Sarı Sipahiler, Yedi Peçeli, Ciğerdelen Efsanesi”dir.  İç hikâyelerde aşk; “tasavvuf, tarih şuuru, vatan sevgisi ve milliyetçilik, Kızılelma ülküsü”sarmalında  işlenmiştir.

Romanın Özeti

Roman, çerçeve hikâye içinde anlatılan iç hikâyelerden oluşur.

Almanya‘da mimarlık eğitimi alan Turhan Tuna,   1931 yılında ve 24 yaşında  İstanbul’a bir mimar olarak  döner. İstanbul’da bir iş kuran Turhan Tuna’nın Edirne’yi yeniden inşa etme hayâli vardır. Turhan,  yurduna bağlı vatanperver ve milliyetçi bir gençtir.

Turhan, bir gün İstanbul Moda’da bir evde katıldığı davette “Canzi” adında bir kadınla tanışır. O ana kadar hiç kimseye duymadığı duygularla Canzi’ye bağlanır. Canzi eşi Haşmet’ten ayrılmak üzeredir.Turhan Tuna, Canzi’yi görebilmek ve onunla konuşabilmek için her yolu denemekte, tesadüfler icat edip buluşmalar gerçekleştirmektedir. Eşinden ayrılmaya karar veren Canzi, bu konuları Turhan Tuna ile konuşur. Canzi’nin büyüsüne kapılan Turhan, en büyük gayesi olan Edirne’nin imar planını çizme hayâlini dahi unutmuştur.

Haşmet ile Canzi boşandıktan sonra Turhan,  Canzi ile daha sık görüşmeye başlar. hayranlıkla başlayan bu aşk, zaman içinde Turhan’ın saplantıları ve kıskançlık krizleri sebebiyle sekteye uğrar.Canzi, hem kendini anlatmak, tanıtmak ve değer verdiği şeyleri Turhan’a hissettirmek için hem de Turhan’ın fikirlerini öğrenmek için yazdığı iki hikâyeyi Turhan'a okutturur.  

İlk hikâye” Sarı Sipahiler“dir. Canzi hikâyeyi yazan kişidir. Turhan’a okuması için verir.

“Bu hikâye Estergon Kalesi civarındaki sipahiler ile Ciğerdelen palankasında yaşanan tarihi bir faciayı anlatmaktadır. Hikâyede kahramanlık, cesaret, mertlik, fetih ruhu, ve aşk öne çıkarılmıştır.

Sipahilerin beyi de Ciğerdelen‘de ölmüş,  sipahiler ise tüm umudunu onun hayatta kalan oğluna bağlamışlardır. Babasının yerine “Bey” olan Mustafa, dedesi aynı zamanda dedesi olan Veli Koca tarafından eğitilmiştir. Asil bir aileden gelen Macar kızı  Mariska’ya âşık olan Mustafa, Mariska’yı kaçırmak isteyenlerin elinden  kurtarır. Mustafa,Marişka ile evlenir. Müslüman olan Mariska “ Cangüzel” adını alır.

            Cangüzel’i kaçırmak isteyen amcasının Graf Stefan sipahilerin adaletli davranışından etkilenip Müslüman olur ve Feridun adını alır. Cangüzel ile Mustafa’nın, Sinan adında bir oğulları olur. Mustafa, Ciğerdelen’i savunurken şehit düşer.  Cangüzel bu acının da etkisiyle  oğlu Sinan’a aşırı ilgi gösterir. Veli Koca, Mustafa’nın oğlu Sinan’ı ve bütün konağı, ailesini  Hafız Nuri’ye emanet eder. Zeameti  ayakta tutacak tek kişi Sinan   kalmıştır ama Sinan çok haylaz biridir.“

Turhan hikâyeden çok etkilenir.  Bir dedikodu yüzünden Canziye kötü davranır. Buna içerleyenCanzi’ bir ortadan kaybolur. Canzi’yi göremeyen Turhan, daha da alıngan, saldırgan, birisi olmuş etrafındaki herkes ondan uzaklaşmıştır. En sonunda dayanamayarak Canzi’yi görmeye gider. Fakat üzüntüsünden yatağa düşen  Canzi, Turhan’a “senin ve benim müşterek eserimiz dediği “Yedi Peçeli”  hikâyesini verir.  

Turhan, çaresiz bir şekilde Keşan’a dönmüş fakat on gün sonra Canzi’den ayrılmaya dayanamayıp yeniden İstanbul’a gelmiştir. Hem Cangüzel’i bulamamış hem de  sinirsel ve  fiziksel olarak kendisi de ağır bir hastalığa yakalanmıştır. Hastalık günlerinde Cangüzel ‘in yazdığı öyküleri tekrar okuyup kendi hayatından dersler çıkarır. “Yedi Peçeli” hikâyesini de okur. Bu hikâye önceki hikâyenin devamıdır.

            “Mustafa  Durakça ile Mariska (Cangüzel)’nın  tek oğlu Sinan artık büyümüş delikanlı olmuştur. Annesi Cangüzel’e iyi davranmamaktadır. Oğlunun ilgisizliği ve merhametsizliği  Cangüzel’i hasta etmektedir sonunda Cangüzel kahrından hastalanır, ölür.

Hafız Nuri, ölmeden önce kızı Zühre’yi Macar Feridun’a emanet etmiştir. Zühre, Sinan’a aşıktır.  Sinan deli dolu yaşama devam ederken, zeamet’i kurtarmak için zengin bir müftünün baldızı ile de nikâhlanmıştır.  Zühre konağa gelince Sinan Ağa, Zühre’ye de gizli nikah kıyar. Sinan, Zühre’ye olan aşkına rağmen  Düriye ile evlenmiş üstelik  Zühre’yi hem yeni eşinden saklamak hem de  Zühre ile ilişkisini sürdürmek için  Zühre’yi konağındaki yaşlı bir adamla evlendirir. Zühre, her şeye rağmen aşkından dolayı tüm buna katlanır. Aşkları gizli olarak devam ederken çocukları da olur. Zühre babasının adını koyar Zühre,  Sinan’ın düşen peçelerini – maskelerini-  tek tek görmüştür.  Gelişen olaylar, Sinan’ın peçeleri altında gizlediği, insafsızlığı,  korkaklığı, cimriliği tek tek ortaya çıkmış, Zühre, tüm bunlara rağmen aşkından vazgeçmez.

Sonunda Zühre, Sinan’dan olan tek oğlu Nuri’yi de Ciğerdelen‘de kaybeder. Dede, Baba ve Torun Nuri de Ciğerdelen’de aynı akıbeti paylaşmıştır. En sonunda düşman Bosna’yı el geçirmiş, Sinan, Zühre’yi oradan alıp anayurda yollamak istemiş ama Bosna’dan ayrılmayan Zühre doğduğu yerde ölmüştür. Sinan, onu kaybettikten sonra Zühre’yi ne kadar sevdiğini  anlar. Ve ilk kez cesur davranarak Ciğedelen’i savunmak için yola çıkar.”

 Turhan, iyileşip Cangüzel’i arar ama Cangüzel’in hastalığı geçmemiştir. O gece yeniden beraber olurlar. Ama Cangüzel Turhan’a eskisi gibi bakmamaktadır. O gece birlikte olsalar bile Turhan, Cangüzel’in sevgisini kaybettiğini hisseder.  Canzi’den tekrar ayrılıp dönerken Canzi  en son yazdığı “Ciğerdelen Efsanesi” hikâyesini Turhan’a verir.Birkaç ay sonra Turhan’ın  hiç beklemediği bir anda Canzi çıkıp Turhan’ın yanına gelir. Gözlerinde kaybolan o ışık yine gelmiştir. Çünkü Canzi ile Turhan’ı birarada tutacak çok önemli bir olay olmuştur.

Şahıslar

Çerçevehikâyede:

Turhan Tuna: Almanya’da eğitim görerek İstanbul’a mimar olarak dönen, Edirne’yi yeniden inşa etme hayali kuran, köklerine bağlı bir gençtir. Bir davette tanıştığı öğretmen Cangüzel’e âşık olmuştur. Onu elde etmek için varını yoğunu ortaya koyar. Uzun boylu, kendisini  fiziken Atatürk’e benzetirler. Vatanperver, iyi yetişmiş, kıskanç, şüpheci.

Cangüzel (Canzi):  Türkçü, vatanperver, milliyetçi, tarihi öyküler yazan, Atatürk’ü kahramanı olarak kabul eden, batı tarzı eğitim almış, ince, hassas, dansa düşkün güzel bir kadındır. Açık tenli, kumral, renkli gözlüdür.

Haşmet: Canzi’nin kocası. Bencil, kurnaz, çapkın, fırsatçı, değerleri olmayan, kadınları sadece madde olarak gören, aşka inanmayan biridir. Almanya’da tahsil görmüştür.İnşaat Mühendisidir.

Nizami: Canzinin arkadaşı, mimardır.

Belkıs :Canzinin arkadaşı, Nizami’nin karısı, balık etli, gösterişe süse meraklı.

Hüsniye Hanım:Canzi’nin annesi. Kocası ölünce tekrar evlenmiş. Kendisini Canzi’ye kabul ettirebilme çabasıyla üzgün, kendine güvensiz, kızına düşkün, Bursa’da yaşıyor.

Sadi Bey: Canzi’nin üvey babası.

Urkiye Hanım: Turhan’ın emektar aile yadigârıhizmetlisi. Hastalanınca şefkatle Turhan’a bakar. Sabırlı, açıksözlü yaşlı bir Rumeli muhaciridir.

İç hikâyelerde:

İç hikayelerde bazı tarihi şahısların adı geçmektedir.

Fatih Sultan Mehmet, Yavuz, İkinci Bâyezıd

Hersek Ahmet Paşa: Fatih’e alemdarlık, İkinci Bayezid’eve Yavuz’a baş vezirlik yapmıştır. Hersek ülkesi Düka Kosoviç’in oğlu İstefan Kosoviç iken rehine olarak Fatih’e verilmiş, iç oğlanı olarak başlamış zekası ve yetenekleriyle İkinci Bayezid’e damat, baş vezir olmuştur Hayvansever (köpeği Kıtmir, atı Hemcanım, kedisi Cimcime), hayırsever, musikişinas, şiir sever, yanından ayırmadığı yeşil mineli kandil.(Turhan Tuna’nın dedesidir.)

Bosna Serhatli Sipahi Turhan Bey: Hersekli Ahmet Paşa’nın oğlu. Ciğerdelen savunmasında şehit olmuştur.

Veli Koca: Koca Turhan Bey’in oğlu. Yetmişli yaşlarda, ailesinin bütün sorumluluğu onda, ileri görüşlü, anlayışlı, düşmanlarına aman vermeyen, cesur, ilmi siyasette çok iyi. Atı Hemcan’a çok düşkün.

Sinan  Bey: Veli Koca’nın oğlu. Ciğerdelen Savunmasında şehit.

Mustafa Durakça:  Veli kocanın torunu. Yiğit, tasavvufa düşkün, çok iyi savaşçı, Ciğerdelen savunmasında şehit, sadık bir âşık.

Cangüzel Hanım (Mariska): Soylu Macar güzeli, önceleri hırçın, asi, laf dinlemez, iyi at biner ava gider; ana olduktan sonra kırılgan, korumacı, kocasına âşık, büyüklerine saygılı sadakatli, dobra, cesur.

Sümbül Hanım: Veli Koca’nın gelini, Mustafa Durakça’nın annesi, Mariska’nın kayınvalidesi. Ünlü Murat Reis sülalesinden, görgülü, becerikli, sabırlı, törelere bağlı, otoriter, güçlü bir kadın.

Zeynep: Sümbül Hanım’ın kızı, iyi kalpli, Mustafa Ağabeyine çok düşkün.

Macar Feridun Bey: Mariska’nınamca oğlu Graf Stefan. Yiğit, dobra, sonradan Müslüman olur. Sanata, edebiyata, felsefeye düşkün.

Hafız Nuri: Mustafa Durakça’nın en yakın arkadaşı ve hocası. İslâm ilimlerine ve Yunan felsefesine hâkim, savaşçı, ileriyi gören, merhametli, yaşamayı seven, şair.

Adviye Molla: Konağın kalfası. Birçok sırra haiz, sadık, merhametli, masalcı, Zühre’nin manevi annesi.

Muhiddin Abdal: Tasavvuf ehli, Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhlarının mürşidi.

Zühre (Kuşlu Nine): Hafız Nuri’nin (Macar soylusu meçhul bir kadından) kızı. Çağına göre çok iyi eğitim almış,zeki, açık sözlü, tok gözlü, güzel, saygılı, Sinan’a âşık, aşkı gözünü binbir fedakârlığa göğüs gerdirecek kadar kör etmiş, ilerleyen zamanlarda manevi âlemlere, mertebelere erişir. Vatanından ayrılmayacak kadar cesur.

Sinan:Bencil, şımarık, merhametsiz, sadakâtsiz, çıkarcı, yakışıklı, eğlence âlemlerine düşkün, hayvanlara merhametsiz, büyüklerine saygısız.

Saraç İsmail: Zühre’nin gönlü olmadan mecburi nikâhlandığı ihtiyar kocası, anlayışlı, merhametli, gözü tok birisi.

Düriye Hanım: Sinan’ın karısı, müftünün baldızı, yaşı geçkin, çok kıskanç, otoriter, çirkince, hastalıklı, büyü sihir işlerine meraklı.

Nuri:Zühre ile Sinan’ın oğlu. Yiğit, savaşçı, tokgözlü, asabi, annesine düşkün, çok zeki, becerikli.

Ferhat: Zühre’nin ihtiyar yardımcısı (azatlısı), sadık.

Lisa:  Saraç İsmail’in cariyesi, Zühre’nin arkadaşı. Saf iyi niyetli, gariban biri.

(Macar Feridun,  Adviye Molla, Zeynep hala;- ikinci hikâyede de  devam eden şahıslar)

Mekânlar

Çerçeve (asıl) hikâyede; Edirne, Keşan, Keşan’daki tarihî camiler, yapılar. Canzi’nin Ayazpaşa’daki dairesi, Moda’da bir İngiliz’in evi, Turhan’ın Keşan’daki evi. İstanbul’un bazı semtleri.

İç hikâye yer ve mekânları: Belgrat-İstolni, Şahinkonak Malikânesi, Ciğerdelen çevresindeki bağlık, bahçelik alanlar.

Zaman:

Çerceve hikâyede; 1943-1944 yılları. İç hikâyelerde 16.-17. yüzyıl

            Zamanlar bizzat tarihle belirtilmemiş, olaylarla verilmiş: 2. Dünya savaşı, Erzincan Depremi, Köy Enstitüleri vb. “…44 senesinin hayatımda mukadderat yılı olacağını biliyordum.” s:55 şeklinde açık ifadeler ender olarak verilmiş.

Olayların başlangıcı, anlatılan andan geriye doğru gitmiştir.

Mevsim ve ay adları zikredilirken tabiat olaylarından yararlanılmış.”Yaprak dökümü, zemheri vb.”

Anlatıcının Bakış Açısı

Roman, asıl hikâye içinde iç hikâyelerle kurgulanmış. Asıl hikâyenin anlatıcısı Turhan, Gözlemci (müşahit, üçüncü tekil şahıs) bakış açısıyla verilmiş, bu nedenle Turhan neyi nasıl görürse okuyucu öyle algılıyor. İç hikâyeleri Canzi yazmış, olaylar ilâhi bakış açısıyla anlatılmış o yüzden hareket kabiliyeti daha geniş.Turhan’ın duygularını net okurken Cangüzel’in duygu ve düşüncelerini (Turhan anlatıcı olduğu için) net hissedemiyorduk. Özellikle İkinci Kısım, Sevenlerin Sırrı bölümünde Turhan’ın Canzi’ye hitaben söylediklerinden s:107-108 daha net anlıyoruz. Bu noksanlığı yazar, “Ciğerdelen Efsanesi”nde  Turhan’a aşkını Ciğerdelen metaforu ile anlatarak telafi etmeye çalışmış gibi görünüyor.(s:221)

Dil ve Anlatım – Üslup

 Akıcı, duyguların aktarımında iç monologlardan, göndermelerden  yararlanılmış. Keşan halk ağzı, Şoförün konuşmasında mizahla verilmiş(s:15).

Deyimler, atasözleri, tekerleme gibi halk söyleyişleri yerli yerinde kullanılmış. Yer yer iç Hikâyelerde destanı, masalsı anlatımlardan yararlanılmıştır.(Dirim Kuşu: Zümrüd-ü Anka kuşu)

Ruh çözümlemeleri iç monologlardan yararlanılarak yapılmış. Bir tanesi şöyle: Yedi Peçeli’de Cangüzel (Mariska) oğlunun kötü davranışlarına mantıklı açıklama getirmek maksadıyla ” …Hep suç bendedir. Sinan’a gebeyken büyüklerime isyan ettim, dile alınmaz huysuzluklar yaptım. Karnımdaki ciğerpareme uğursuzluk sindirdim. İşte hatamı çekiyorum. Yoksa oğlum göründüğü gibi hoyrat değildir“ s.125 şeklinde pişmanlığını dile getirmiştir.

Cümlelerin kuruluşu, derinliği, meramını lafı uzatmadan anlatışı yazarın üslubunun ipuçlarını verir. En güzel örneğini şu cümlede görebiliriz.“Fakat ben hiçbir yerde ayağımı burada bastığım gibi basamam. Yürüdükçe toprak altındaki tabanıma doğru filiz saldığını duyuyorum.(s:15)”

Romanın türü, Çerçevesi aşk temasında işlenen tarihî roman denilebilir.

Okuyucu Değerlendirmesi

Edebi Göndermeler (Metinlerarasılık, Yazınsal Alıntı, Montaj):Bu kuram 1960 post modern eserlerde görülür. Yazar bu romanı yazdığında bu kuram ortada yoktur ancak divân edebiyatında köklü geçmişi “Telmih Sanatı”dır. Romanda Türk Musikisi, din, masal, tasavvuf, halk şiiri, hikâyesi, divân edebiyatı, Yunan felsefesi ve mitolojisi, Hıristiyanlık’a göndermeler vardır.

 Modern Türk Şiiri sayılabilecek İstiklal Marşı’ndan beyitler (…kim bilir belki yarın belki ayrından da yakın, s:14) italik yazıyla verilmesi de okuyucuya kolaylık sağlamıştır.

Masal göndermeleri; Kerem ile Aslı hikayesi, Hint masalları (Sindibad-ı bahri), Âşık Kerem Hikâyesinden (Sevenlerin Sırrı bölümünde) Mecnun. Binbir Gece Masalları, Zümrüd-ü Anka Kuşu, Yedi Peçeli Masalı, Ağlayan Nar gülen Ayva Masalı (Oğlu olmasını isteyen padişahın kızı olur, büyü ile kız oğlan olur) kadın erkek ilişkisinde kadının konumu anlatılırken yararlanılmıştır.

Tasavvufî ve Divân Edebiyatı; Fuzûli’nin beyitleri, Yunus Emre, Niyazi Mısrî beyitleri, İzzet Molla (Keşan’da sürgün olması), Firdevsî.

Kur’an-ı Kerim’e göndermeler: Ayetler sureler, Esma’ül Hüsnalar, Ol emri, Felâk,Neml Sûresi, Adem-Havva, cennetten kovulmaları VB.

İslamî menkıbelere göndermeler: Hz.Hamza, Vahşi, Ashab-ı Kehf (Yedi Uyuyanlar), Hz. Süleyman’ın tılsımlı mührü.

İslâm âlimlerinden İbn-i Haldun’a göndermeler.

Yunan filozları:Epikür, Heraklitos, Hipokrat’a göndermeler.

 Mitolojik kahramanlar:Argos,Promete, Truva,

Hristiyanlık’a göndemeler: Hz. İsa, Meryem, Azize Santa Barbara, Azize Liuba,

İncil’e gönderme: Hz. Meryem’in hamileliği, Hz. İsa ile  kuzu

Gotama Buda; yavru ceylan anekdotu.

Musiki ve türkülere göndermeler, Dede Efendi, halk türküleri, Murat Reis Türküsü,

Ayrıca; “ Turhan’ın  “…senin öteberini çalmaya başladım; eldiven, mendil, firkete, ağızlık elime ne geçerse…bu eşyanı kâh öpüp kokluyor kâh ısırıp dişliyordum. Atölyedeki şömineye atıp yaktığım, zevkle seyrine baktığım an da oldu.”s:108 ifadelerinden, Mehmet Rauf’un yazdığı ilk psikolojik roman olan “Eylül” ü ve başkahramanı Süreyya’nın platonik aşkı Suat’a olan duygularını, hastalandığında yastığının altından çıkan eldiveni çaldığını; aşkın takıntılı bir psikolojik hastalığa dönüşümünü hatırlamadan edemiyoruz.

            Dönem eşyaları, kıyafetleri; bölgenin bitkileri, coğrafi panaroması, çiçekleri, halk tıbbı ilaçları.Şehirli köylü kıyafetleri. Modern Türk kadının kıyafeti, saçları, makyajı, mücevharat ayrıntılı betimlemelerle sağlanmış.

“…Dümdüz siyah ipekli bir elbise giymişti. Süs olarak üzerinde, parmağındaki pırlantalı geniş halkadan başka bir şey yoktu”s:27

“…Sümbül Hanım, erkân minderi üzerine kurulmuş, ince “Mudurnu” iğnesiyle “akçabardak” denilen bir oya üzerine göz nuru döküyor” s:89

“…İki kadın baş başa verdiler. Gömeç kökünü, süpürge kökünü denediler, ilaç kaynattılar, tabanlara hatdal yakısı yapıştırdılar Nihayet, taze kesilmiş tavuğun kanat kemiklerini pamuk ipliğine bağlayıp kullanmak suretiyle Zühre çocuğunu düşürdü.” S:163

Şahıslar arası ilişkilerde; kadın-erkek, ana-kız, baba-oğul, dede-torun, hoca-talebe, mürşid-mürid, kaynana-gelin, ana- çocuk, karı-koca ilişkileri.

 Ayrıca; arkadaşlık, rekabet, düşmanlık, dostluk, komşuluk, çocuk terbiyesi, hayvan sevgisi, sosyo kültürel yaşantılar, bayram sünnet gelenekleri, hamam, sazlı düğün eğlenceleri, gebelik dönemi hormonal değişiklikler, lohusalık dönemi, ölüm anındaki ritüeller (Kur’an okuma, zemzem helalleşme vb.)ölüm törenleri yerli yerinde ve gerçekliğe uygun ifade edilmiştir.

Her hikâyeye “Ciğerdelen” metaforuna göre bakıldığında: Sinan, annesi Cangüzel’in; Cangüzel, Turhan’ın, Turhan Cangüzel’in; Sinan Zühre’nin, Ciğerdelen kalesi Türklerin ve Sarı Sipahilerin “Ciğerdelen”idir.

Atatürk’ün Turhan’ın fiziği ile özdeşleşmesi,  Cangüzel’in Atatürk’ hayranlığı, aynı Rumeli köklerinden gelişleri, ilişkilerinin çabuk ilerlemesine mantıki zemin hazırlıyor.

Turhan’ın Avrupa’daki maceralarına bakıldığında özellikle kıskançlığı, Canzi’ye acımasızlığında dedesi Sinan Ağa, ile benzerlik taşıyor. Okuyucunun “armut dibine düşer, kan çekmesi” gibi düşüncelerini dürtüyor.

İç hikâyelerde, iyilerin helâlleşerek, kötülerin buna erişemeden dünyadan göçmesi, yazarın kahramanlarına ödül-ceza vermesi olarak düşünülebilir.

Satır aralarında, Macar Hun soydaşlığına (s:29) övgü hissettiriyor.

Romanda, insanın değişiminin, olgunlaşmanın ancak aşk ile olabileceğini, maddi aşktan manevi aşka yönelişi, Türk milletinin cesareti, sadakati, olgunluğu yanında zayıf yönleri, hataları, gerçekçi, tarafsız bakışla işlenmiş. Yanmadan, küllerinden doğmadan gerçek insana ulaşılamayacağını, satır aralarında dirim kuşu (Zümrüd-ü Anka kuşu hatırlatılarak) kuvvetli bir bilinçaltı mesajı sağlanmış.Turhan’ın evinde çıkan yangında ilk çizimlerinin yanmasını olumlu karşılaması; aşık olduktan sonraki duygularıyla yaptığı çalışmaların üst düzeyde olması aşkın yakıcı, bir o kadar yapıcı yanını vurguluyor. Zühre’nin maddi aşktan manevi aşka ulaşması da buna en güzel örnektir. Sinan’ın bütün eziyetlerine rağmen aşkından vazgeçmeyişi, Sinan’ın maharetinden vazgeçilmezliğinden değil, Zühre’nin içindeki aşkın manevi Âlemlere yolculuğuna hazırlığıdır.

Şahıs adlarının romanda kullanılışı hakkında

Asıl hikâye kahramanı Turhan’ın ismi, her ne kadar ilk olarak atalarına atıf için (turhan: soylu, seçkin kimse; Tuna: Balkanların Türklerinin simgesi  nehir) seçilmiş gibi düşündürse de yazarın romanın başında Keşanlı şoförün ağzından söylettiği mizahi diyalogu sesli okuduğunuzda “Ne sürersin bire ayvanları susaya? Ayvan oğlu ayvan. Lah belânı versin!...”  “h” sesinin tamamen yutulduğunu bize öğretirken “Turhan”ın adının da “Tûran” şeklinde söyleyişinin hatırlatılması, Türklerin “Kızılelma” ülküsüne gizli ve zekice bir gönderme olarak düşünülebilir.

 Romanı kurgu açısından değerlendirirsek şunları söyleyebiliriz:

Romanın kurgusal olarak çok başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Hersekli Ahmet Paşa’nın yeşil kandilinin yıllar sonra Canzi’de ortaya çıkışı romanın gerçekliğini kuvvetlendiren bir özelliktir. Tarihi şahsiyetlerin rüya yoluyla anlatılması kurguda dikkat çeken bir özellik olarak karşımıza çıkıyor.

Zühre’nin Sinan’a aşkı kahramanlar arası ilişkileri ve olay örgüsü ile çok başarılı. Zühre, Yedipeçeli  masalındaki kahraman ile Sinan’ı, Turhan Tuna’nın Âşık Kerem ile özdeşleştirmiştir.

En zayıf kurgu ise Sinan’ın hocası Hafız Nuri’nin Soylu Macar kadından Zühre adında bir kızının olmasıdır. Bu sırrı sadece Macar Feridun bilmektedir. Bu sır romanda geç ortaya çıktığı gibiHafız Nuri’nin Macar soylu sevgilisi romanın hiçbir kısmında alâmet göstermiyor. Zühre’nin Macar soylusu annesine dair hiçbir soru cevap bulamıyor. Üstelik Hafız Nuri Zühre’ye annesinin verdiği mücevherleri düşünürsek,  çok soylu birinin mücevherlerinin de benzersizliği ve kalitesiyle dikkat çekmesi gerekirdi.Zühre’ye kalan mücevherler, kalitesiyle şüpheleri daha kuvvetlendirebilirdi. En baskın karakter olan Zühre olduğu için bu durum onun hakkında daha çok soru sorduruyor ve cevap aratıyor. Romanın ilerleyen bölümlerinde Zühre, manevi mertebeye ulaştığında hem Hıristiyanlar hem Müslümanlar tarafından mübarek insan kabul ediliyor. Kuşlu Nine olarak anılıyor. Kuşlu Nineye derman aramaya her taraftan insanların gelmesi onlara mana aleminden gelen seslerle nasihat vermesi tekrar okumamız, düşünüp yorumlamamız gereken durumlar da dikkatimizden kaçmıyor. s:202-203

Turhan ile Cangüzel’in bir ortak noktaları da, ikisinin de anneleri babalarından sonra başkalarıyla evlenmişler. Bu durum Cangüzel’in annesi ile ilişkisinde oldukça fazla  bahsedilirken, Turhan kendi annesinden tek cümle bahsetmemesi dikkat çekiyor.

Zühre ile Sinan’ın oğlu Nuri Ciğerdelen’de şehit olması ve ikisi arasında bu konuda hiç konuşma geçmemesi, hatta bu haberin tek cümle ile geçmesi, Sinan’ın Nuri ile ilgili düşüncelere yer verilmemesi romanın noksanlıklarıdır.

Romanın İlk paragrafı:

“Yurdum dedikçe gözümün önüne hep güvercinler ve leylekler gelir. Câmilerinden, şadırvan çeşmelerinden, hamamlarından, hanlarından ziyâde kuşlarının kalbime yuva yapması nedendir, bilmem. Belki yurduma bağlı bin bir hâtıra ve efsâneyi bana hatırlattıkları için… (s.11)

İlk paragrafta yer alan leylekler, hem halk arasında kutsal ve göçmen kuş sayılmaları hem de “yurt sevgisi”, “göç”çağrışımıyla temaya hazırlık mahiyette edebî ve estetik dille anlatılışı okurda etki uyandıran bir giriştir.

Soncümlesi: “Beni çağırdığın gün, Pir Sultan Köçeklerinin hafif kanatlı oyun adımlarıyla süzülerek sana gelirim” (s:261)

Yazarın hayatıyla eser ilişkisi:

Yazar Almanya’da tahsil görmüştür. Kahramanın gezdiği yerleri betimleyişinde, gurbet, yabancılık duygusunu aktarmasında etkili anlatım sağlıyor.

Romanda yazarın kahramanlarına söyletemediklerini rüyalar aracılığıyla yaptığını görüyoruz.Ayrıca bu durum, söylenemeyen sözlerin bilinçaltından açığa çıkması, yazarın Batı eğitimini Freud’un rüya psikanalizini iyi bildiğini hissettiriyor.

Yazar hakkında Diğer Yazarlarımızı Görüşleri, bu eserlerin okuma listesine alınması:

Safiye Erol’un en iyi dostu olan Sâmiha Ayverdi’nin kardeşiyle birlikte kurduğu Kubbealtı Neşriyat olmasaydı, bu değerli eserden haberdar olamayacaktık. Nitekim Sâmiha Ayverdi ile yolları Ken’an Rifâî’nin dergâhında kesişmiştir. Bu yazarın kırılma noktası olabilir.

Bu dergâh başka edebiyatçıların da dikkatini çekmiş olmalı ki Refik Halid Karay Kadınlar Tekkesi (1956) adlı bir roman yazıyor. 1940’lı yıllarda İstanbul’da geçen roman, tekkenin kurucusu Şeyh Baki’nin ve bu tekkeye devam eden İstanbul’un köklü ailelerinin, eğitimli ve zengin kadınların öyküsünü anlatır.

Selim İleri “Yayınlandığı dönemde Kadınlar Tekkesi olumsuz yönde ağır eleştirilere uğramış” diye yazar ve devam eder: “Nezihe Araz anlatmıştı: Şeyh Baki’nin esinlendiği kişi ve çevresi Refik Halid’e adamakıllı kırılmış, romancıyla bütün ilişkilerini kesmişler. Aynı şekilde, romanın son bölümünde, Şeyh Baki’nin 'güzeller güzeli' Neşîde’ye duyduğu aşkla arınması, gönül yüceliklerine varması da karşıt görüştekileri öfkelendirmiş.”

Romana dikkat çeken ilk kişi ise Ruh Adam adlı romanında Nihal Atsız olmuştur. "Safiye Erol'un 'Ciğerdelen' adlı romanı da dehânın yanında sıyrılıp geçen çok kuvvetli bir eserdir ama rezîlâne solcu eserlerin furyası arasında kaynayıp gitmiştir.

Murat Belge, “Bu kadar iyi yazmayı bilmiş bir kadını ben, ben derken, pek çoğumuzu kastediyorum tabii. Niçin bilmiyordum? Niçin kimse-yani pek çoğumuz Safiye Erol adında bir yazardan haberdar değildi.”   “…bu ülkede, bu ülkenin edebiyatında kimin önemli olması gerektiğine karar veren çevrenin dışındaydı ve o çevreye 'Kalıcı olmak istiyorum' dilekçesini ('iyi hal kâğıdı' eşliğinde) sunmayı unutmuştu”.

Selim İleri, Safiye Erol’un düştüğü  bu durumu şu şekilde ifade eder.” Edebiyat tarihimizin bir başka adı ”nankörlük tarihi” olabilir. Adı hiç bilinmeyen, hakkı en fazla yenmiş olan bir yazar var; Safiye Erol aşkı en iyi anlatanlardan biri.” Edebiyatımızda Sevdiğim Romanlar Kılavuzu’nda Safiye Erol’un Ülker Fırtınası ve Kadıköyü’nün Romanı’na yer vererek Ülker Fırtınası için “Huzur’dan hayli önce yazılmış Ülker Fırtınası, bir bakıma Tanpınar’ın romanına yol açıcıdır. Ne var ki Tanpınar, hiçbir yazısında Ülker Fırtınası’nı, Ülker Fırtınası’ndaki Nuran’ı Safiye Erol’u anmamış" diye yazar. Pek çok söyleşisinde hayıflanarak yazarın kıymetinin bilinmediğini vurgular, Makaleler kitabında İleri’nin “Safiye Erol’a Saygı Yazısı” yer alır.

Almanya’da eğitim aldığı sıralarda hocası yazara “Sen Türklerin Selma Lagerlöf’ü olacaksın”. demiştir. İsveçli Selma Lagerlöf Nobel edebiyat ödülü alan ilk kadındır ve çocuklara İsveç’in coğrafyasını öğretmek amaçlı yazdığı “Uçan Kaz” ve diğer kitapları  incelenmelidir.

Son söz

Safiye Erol bir röportajında en sevdiği romanının Ciğerdelen olduğunu, yazarken defalarca hastalandığını söyler. Bu olayı da Niezsche’nin “Büyük eserler müelliflerinden intikam alırlar". deyişiylebilinçaltında eseriyle ilgili temennisini dile getirir. Roman için bir itirafta bulunur. 'Ben bir eserimde bir aşk hicranını tarif ederken o hicranı bütün Şark kadınları namına yaşadım.'

Bu düşüncesini kanıtlarcasına Zühre’nin ağzından söylettiği şu sözler romanın en beğendiğim  ve ana fikri içinde barındıran cümleleridir.

“Gücüm yetse, yeryüzünde yaşayan bütün kadınlara dağlanmış yüreğimin feryadını duyurabilsem: Dinleyin beni ey Tanrının yükü ağır, gücü kıt kulları! Evvela siz, analar, hey analar, analar ayağınızı denk alın! Diktiğiniz kabaklar karılarda patlıyor. Hatır kırmak, can yakmak,  yürek deşmek…Oğullarınız bunu sizde dener, karılarında olgunluğa erdirir, öyle değil mi? Zinhar evlatlarınızı zalimlik derecesine vardıracak kadar sevip şirazeden çıkartmayın.”s:196

            “Romandaki şahıslardan ilham alarak bir hikâye yazmak istediğimde; köle pazarından alınan Liza adlı cariyeyi  yaşatmak isterdim.

Kaynak:

Erol, Safiye, Ciğerdelen,17. Baskı 2019 Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul.

Özer, Hanife, Ciğerdelen Romanında Metinlerarası İlişkiler, Abant İzzet Baysal Üni. Edebiyat Fak.Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.

İleri, Selim, Edebiyatımızda sevdiğim Romanlar Kılavuzu, 2015, Everest Yayınları, İstanbul, s.401-402.

Enginün, İnci, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, Dergâh Yay., İstanbul,2004

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/528823

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/murat-belge/safiye-erolu-tanir-misiniz-634074/