Ayşe Filiz Yavuz

 

 

EVİMİZ AFGANİSTAN'DA KALDI ANNE / Uğur Karagöl

 

 

EVİMİZ AFGANİSTAN’DA KALDI ANNE

Bir doktorun yaşam yolculuğu

Yazar: Uğur Karagöl

Geniş Kitaplık. 1.baskı, İstanbul, Şubat 2014; 387 sayfa, 11 Bölüm

Prof Dr Uğur Karagöl Ankara’da akademik hayatını devam ettirip sonra emekliye ayrılan bir çocuk nörolojisi uzmanı. Hayatının ilk safhasına önce babasının görevli olduğu Afganistan’da başlayıp sonra Türkiye’ye geri gelen, yeni bir vazife ile tekrar giden ve Kabil’de başladığı tıp tahsilini Türkiye’de tamamlayan bir hekim.

Annesinin önerisiyle başladığı günlük tutma alışkanlığı hayatı boyunca devam etmiş. Emekliye ayrılıp serbest hekim olarak çalışmaya başlayınca hayatını kitap haline getirmeye karar vermiş. Karar vermese bile bu kadar renkli bir hayatın anıları insanın karşısına çıkıyor ve artık ‘beni yaz, beyninden dışarıya boca et.’ diyor adeta. Yazar için de böyle olmuş.

Kitabına 1960'ların başlarında gittiği Afganistan ile başlamış. Afganistan’ın 1980'lerden yani Rus işgalinden önceki halinin asudeliği, insanlarının güzelliği kitaba tam anlamıyla sinmiş. Asıl sinen başka bir şey dışişlerinin orada üstlendiği misyon. Türkiye’den oraya bilim ve askeri desteğin gitmesi için ülkemizdeki otoritelerin verdiği destek ve kararlar… Elçilik bünyesinde bir araya gelen Türk kolonisinin birlik ve beraberlik içinde yaşadığı bir hayat. Bugün bile rastlanmayacak güzel bir atmosfer. Ancak şu da bir gerçek ki yazarın bahsettiği ve hep bildiğimiz şey: Bu okumuş bireylerin hanımları arasındaki kumaş, kürk vs kıskançlığı ve başka yabancı misyonlarda olmayan şikayet sisteminin işlemesi. İnsan buna esef ediyor.

Ailesi özellikle babası uzak görüşlü bir insan. Yabancı dil ve iyi bir tahsil öğrenmesi için gereken teşvik ve desteği maddi zorlanmalara rağmen verir ve yazar bu emeği boşa çıkarmaz.

Yazarın o coğrafyanın zorluğu, ilk yurda dönüş sırasında yaşadığı uzun ve meşakkatli yolculuğun adeta bir belgesel film seyreder gibi anlatılmış olması , 1960-70 arası dönemin (bizim de yaşımızın gereği) adeta gözümüzün önünde canlanması, teknolojinin getirdiği hayatımızdaki değişiklikler, sosyal hayattaki değişikliklerin ve hatta insan karakterlerinin adım adım değişmesinin izlerini görüyor ve hocanın anlattığı ile sadece onun değil biraz da kendi hayatınızı yaşıyorsunuz.

Üniversite hayatı sadece genç bir hayatı değil, akademik hayatı da anlatıyor. Hocaların az ve kıymetli olduğu dönemde imkansızlıklara rağmen bilimdeki kalite ortaya çıkıyor. Kürsülerin kurulmasının zorlukları adım adım size sunuluyor. Yokluk içinde insan azminin neyi başarmak için nasıl çalıştığı, uğraştığı anlaşılıyor. Ama daha acısı… Üniversitelerde hala devam eden

çekememezlik, kadirbilmezlik, tembellik, kıskançlık, akademik kariyerlerin nasıl dağıtıldığı, emeklerin bazı hocalar tarafından nasıl heba yada suiistimal edildiği de görülüyor. Aslında hoca bu dünyayı biraz yummak geçişlerle anlatıyor. Gerçeklerin daha ağır olduğunu o ortamı yaşayanlar biliyor.

Kitap, hocanın anlattığı ortam ve kitapta geçen isimler benim de tanıdığım kimseler ve kendi üniversitem olduğu için, hatta kliniklerimiz karşı karşıya olduğu için bana daha yakın, içten geldi. O günleri ben de yaşadım. Hala da bunları okuyunca “gerçekten öyle oldu hatta daha fazlası” diyen çok kişi çıkacaktır, eminim.

Kitapta yazar çok samimi bir dil kullanmış. Türkçe oldukça iyi. Yanlış kullanım, yabancı dilden kelimeler hemen hiç yok. Konuşur gibi yazılmış ve birinci ağızdan anlatılıyor. Kendini övücü cümleler oldukça az. Yabancı dil bilgisi çok öne çıkıyor ve bunun olumlu sonuçlarını çok iyi değerlendiriyor.

Yazarın çocukluğundan itibaren kızlara olan düşkünlüğü kitaba sinmiş. Bunları da çok samimi olarak anlatmış. Sonra üniversitede iken yaşadığı aşk acısı ve hayal kırıklığı çok iyi verilmiş. Takiben asıl aşkını bulup evlenmiş, mutlu olmuş.

Yazarın renkli bir hayatı olmuş. Bu hayatın içinde Sophia Loren, Farah Diba’nın annesi, Cahide Sonku, Cumhurbaşkanı Bayar, Türkeş, Orhan Gencebay, bakanlar, ünlü hocalar vs dahil olmuş. Bu da kitabı okumayı daha cazip hale getiriyor.

Kitap 11 bölüm halinde, hayatının her safhasını bir bölümde anlatmış.

Kalın bir kitap olmasına rağmen çok rahat okunup bitiriliyor.

Renkli ve siyah beyaz fotoğraflar ile canlılık kazandırılmış. O fotoğraflar ile hem yazarın ailesi hem kendi hayatının içine daha rahat girilebiliyor.

Bir akademisyen olmanın getirdiği alışkanlıkla kitabın arkasına kullandığı 87 adet kaynağın listesini de vermiş.

İsim uzun olmasına rağmen dikkat çekici.

Kitabın eleştirisi:

Baskı kalitesi çok iyi değil. Kapak çok acemi işi olmuş. Profesyonel yardım alınmalıydı. Fotoğraf iyi ancak kapağa direk koyulması kitabın değerini baskılıyor. Fotoğraf üzerinde oynanarak o resim daha cazip bir hale sokulabilirdi. Kitabı ilk başta sattıran kapağıdır ve mutlaka özel emek verilmelidir.

Yazarın kalemine sağlık.

 

--------

2018, Haziran

Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz