FOSA MUHABBETİ / Orhan Naci Ak

 

 

 

Türü: Anı

Çınar Yayınları, 2012 Rize, İlk basım, 71 sayfa

Rize’ye ait topladığım ve bana da bu konuda destek veren Recep Koyuncu’nun gönderdiği  kitaplardan biri bu. Başlığın altına “bizim köylerde yüzyıl yaşamak” yazıyor. Fosa Güneysu ilçesindeki  bir mevkinin adı. Burada bulunan değirmene gelen kadınların mısırları öğütürken yaptıkları muhabbet, mahalle dedikodu ve haberlerine istinaden, daha sonra yapılan benzer sohbetlere Fosa Muhabbetleri  adı verilmiş.

Yazar bu muhabbetlerden bir kısmını, o döneme ait köy ve mahalle olaylarını dedikodularını hikaye haline getirerek yazmış. Rize de yaşayan ve yaşamış olanlar icin nostalji denilen “geçmişe özlem” duyanların severek okuyacağı bir küçük kitap. Sıradan olaylar gibi gelse de anlatılanlar aslında bir dönemin kültürünü de hatırlatıyor. Karadeniz kadınının gurbetini, eşini yıllarca bekleyişini, eşinin geri dönmesini garantiye almak için erken yaşta evlenip çocuk sayısını artırmaya çalışmasını, fakirliği, kaynana sıkıntılarını…

Tuzun Rize için ne kadar önemli bir madde olduğu, fakirlik dönemlerinde tuz alınamadığı zaman denizden su taşınıp hayvanlara içirilişini, kadınların kilometrelerce çoğu zaman da yalın ayak yürüyüp deniz sularını yokuş yukarı dağlara tırmananarak köylerine taşımalarını, el tezgahlarında dokudukları bezlerle hem ihtiyaç karşıladıklarını hem para kazanmaya çalışmalarını da anlatıyor. Kitaptaki sıradan gibi görünen hikayelerin altında okunacak olan asıl şey Rize’nin geçmişindeki fakirlik, zorlu tabiatın içindeki gurbetcçliğin eklenerek yapıldığı yaşama mücadelesi…

Köylerin boşalmış evlerine karşı duyduğu üzüntü ise sadece Rize’nin degil bütün Türkiye’deki köylerin başına gelen bir acı duyarsızlık örneği. Şehirleşme merakının kötü sonucu. Rize’nin bu ızdırabını da kitaba aktarmış haklı bir serzenis olarak yazar.” Evlerin ölümü, köylerin ölümü” demiş buna. Eskinin güzelliklerini ölüm olarak tanımlamak doğru ama canyakıcı bir gerçek.

Kitap geliştirilebilir, çeşitlendirilebilir. Sadece yazarın bildiği olay, hikayelerle kalmayıp, etraflı bir inceleme ile farklı hikayelerle genişletilebilir ve Rize kültürüne katkı sağlanabilir. Hala köy kahvelerinde devam eden, çay toplama merkezlerinde süregelen hikayeler yaşlıların dilinden ve hayata onların bakış açılarından yansıtılabilir.

Giderek yaşlılarımızın kaybı artarken, kültürümüzü şehirlerin kozmopolit hayatına kurban verirken, yapmamız gereken iş çok hızlı bir şekilde geriye kalan yaşlılarımızın hayatlarını bildiklerini aktarmak, yazıya dökmek olmalı.

Aslında hemen hiç yazılmamış olan Rize’li kadınların gurbet hikayeleri de yaşatılmalı.

Yorum: Ayşe Filiz Yavuz 2015, Haziran