GÜNEŞ DOĞMADAN / Haşim Erdem

 


Kasım 2015, İstanbul, 1. Baskı

27 Lira, 326 sayfa

Olasılık Yayınları, KRP Yayınevi

Haşim Erdem’in hayatının anlatıldığı, son yıllarda yazılmış en iyi otobiyografik yapıdaki romanlardan birisi. Hem iyi bir kurgu, hem yalın bir dil, hem gerçek olayların olduğu gibi yazıldığı bir hayat. Üstelik bu olaylar hayatta olan, dünyanın her yerindeki insanların bilgisi dahilindeki, ancak yaşanan dramların tam olarak bilinmediği, çünkü yazılmadığı bir coğrafyada, içinde bulunduğumuz zaman diliminde, gözümüzün önünde halen devam eden bir ülkeye ve insanlara ait.

Haşim Erdem, 1960'ların başında Afganistan’ın kuzeyinde çok varlıklı, soylu, hatta kral’ın yakın akrabası olan bir ailenin ilk erkek evladı, kendi ifadesi ile eşrafzade olarak doğar. Yardımcılarla, kocaman bir çiftlikte, kalabalık bir ailede, saygın bir hayatın içinde büyür. Çiftliğin içinde misafirhane, okul dahi vardır ve sık olarak üst seviyede misafirler ağırlanmaktadır. Tıp fakültesini Afganistan birincisi olarak kazanır. Bulunduğu Meymene’den ayrılır ve hekim olmaya Celalabad’a gider. Ne var ki Afganistan SSCB tarafından işgal edilmiş, ülkede karışıklık başlamış, halk gizliden gizliye mücahit gruplar kurup dağlara çıkmaya ve Rus birliklerine karşı savaşmaya başlamıştır. Haşim bu ortam içinde ailesinden uzakta ayakta kalmaya çalışırken iş kendi kontrolünün çok dışına çıkar. Kendisini önce bir eşrafzade olduğu bahanesi ile hapishanede, sonra mücahitlerin arasında dağlarda, sonra da yaralı, kimsesiz, sahipsiz, aç olarak bulur dağlarda, ormanda. Onun inanılmaz, film kareleri gibi geçen hayatını anlatır kitap. İçinde hayal unsuru olan hiç bir olay yoktur. Dışlanma, parasızlık, açlık, dil bilmezliğin getirdiği sıkıntılar vardır hayatında artık. Varlık içindeyken yokluğa, karın doyuran bir ailenin içindeyken karnını doyurmaya muhtaç hale gelmeye kadar, sahipli iken kimsesizliğe dayanmaya mecbur olmaya, yatacak yer bulamamaya kadar hayatta yaşanabilecek her sıkıntının olduğu bir hayat Haşim Erdem’in yaşadıkları. Yabancı bir ülkede hayata nasıl tutunmaya çalışılır? O ortamda insan nasıl çareler üretir, nasıl aklını kaçırmaz? Bunlar var kitapta. Okuyanların sık sık gözyaşlarını, zaman zaman da gülümsemesini tutamadığı sahnelerle doludur sayfalar.

O şimdi Türkiye, Afganistan, Amerika yetkililerinin çok yakından bildiği, ama hayatı çok sıradan, sade yaşayan biri. Çok dilli, çok ülke görmüş, hayatın sillesini yedikçe daha da iyi şeyler yapmak için bilenmiş bir insan.

…

Afganistan, herkesin politik açıdan bildiği, okuduğu, düşündüğü bir ülke. Çetin bir coğrafya… Binlerce dağ silsilesinin yer aldığı, Hindikuş dağlarının geçit vermediği, çöllerin yolları kestiği, Orta Asya’dan gelen Amu Derya’nın suladığı, gizli alanlarda halen dünyanın en fazla uyuşturucusunun yetiştirildiği ve üretildiği, geçiminin neredeyse çoğunun bu yolla olduğu topraklar. Paranın hem çok, hem fakirliğin zirve yaptığı bir ülkede dünyanın büyük güçleri neden çarpışır ve üstünlük elde etmeye çalışır? Belki bir kaç yüz yıldan beri, önce İngilizlerin, sonra 1980 lerde Rusların, sonra ve şimdi de Amerika’nın sahip olmaya çalıştığı bu coğrafya neden kıymetlidir?

Haşim Erdem bulunduğu konum dolayısı ile bu soruların gerçek cevabına dokunmadan anlatmış hayatını. “Herkesin bildiği şeyleri yeniden anlatmaya ne gerek var?” dercesine. Orta Asya’yı, Uzak Doğu’yu Yakın Doğu’ya, Orta Doğu’ya ve sonra Avrupa’ya bağlayan geçit noktasında olduğunu, burayı kontrol edenin dünyayı kontrol etmede avantaj elde edeceğini, yer altının maden dolu olduğunu, SSCB ‘nin burada başarı elde etseydi ve sıcak denizlere inseydi dünyadaki iki kutuplu soğuk savaşın devam edebileceğini ve bugünkünden farklı bir dünyada yaşıyor olabileceğimizi yazmamış yazar. Afganistan’da eskiden birlikte, bugünkü Avrupa standartlarında yaşayan, kültürlü bir karmaşık topluluk halinde insanların yaşadıklarını, aralarında kavga, mücadele olmadığını, ama şimdi bunların kaşındığını, SSCB ‘nin işgali sırasında mücahit gruplarının ayrı ayrı desteklenerek bu durumun fiiliyata geçirilmeye çalışıldığını da eklememiş.

“Bu kitap benim hayatım sadece.” demek istiyor yazar. “Sadece benim hayatım.” “İçinde bulunduğum karışık politik Afganistan gerçeği değil, bu bir insanın dramı. İnsan olarak, Afganistan’dan gelmiş biri olarak insanın dramı. Afganistan’daki binlerce dramdan sadece birisi. Zengin, asilzade, okumuş doktor olmuş, kültürlü de olsa ben bu dramı yaşadıysam geri kalanların neler yaşadığını varın siz düşünün.” demek istiyor adeta. Yok olan binler değil, hala ölmeye devam eden milyonların dramından yalnızca bir tanesi.

“Uçurtma Avcısı” kitabının dünya çapında çok satanlar listesinde olmasından, filminin çevrilmesinden daha dramatik olayların yaşandığı, bunlardan birinin de bu kitapta hayatını anlatan Haşim Erdem’in olduğu Afganistan neden hala kendi ayakları üstünde durması için kendi haline bırakılmıyor? Bu insanlık dramını daha kaç bin kişinin yaşaması için seyirci kalınıyor yada besleniyor karışıklık. Taliban kim? Mücahitler ne yapıyor? Seçimleri kim nasıl kazanıyor? Bu soruların cevabı bulunduğu zaman yada bilinen cevaplar açık yüreklilikle cevaplandığı zaman diner o topraklardaki kan.

Afganistan’ın yazarın yaşadığı Kuzey kısmı yada Güney Türkistan coğrafyasındaki benzer dramlar da yazılmayı anlatılmayı bekliyor. Ancak yazılsa da sonuç değişecek mi? Orada yaşananlara seyirci kalınmaya devam mı edilecek? Belli değil. Bunu zaman gösterecek.

Haşim Erdem’in Afganistan’da ve Amerika’da yaşayan akrabaları, Türkiye’de olan ailesi ve çocukları, Afganistan’dan gelen hastaları, yaralıları, misafirleri olduğu sürece Haşim Erdem çok şey bilecek ama her şeyi konuşmayacak gibi görünüyor.

O, kendi hayatı üzerinden, kitabı okuyanlar, o coğrafyayı unutmasınlar, düşünsünler ve anlamaya, anlatmaya, belki de bir şeyler yapmaya niyetlensinler istiyor. Sade, yalın, abartmadan, samimi, iyi niyet ve düşünceler ile.

…

Kitabın içindekilerden önce kitabın kapağı “Beni al ve oku.” diyor zaten. Siyah beyaz portredeki bilge bakışlar, elemin yüklendiği kırışıklıklar, “ Ben hem Afganistanlı hem Türküm.” diyen duruş ile.

Kitap uzun bir süreçten geçerek yayına hayatına çıktı. Önce bu çileli hayat yaşandı. Sonra da yazımı bitince defalarca elden geçirildi. Adeta okuyucuya Haşim Erdem’in yaşadıklarının aynen yaşatılması için uğraşıldı.

Ama bu emeğe değdi. Tıpkı yazarın çektiği çileler sonrasında, onun ulaştığı zirve kişilik gibi. Vakur, efendi, çalışkan, misafirperver, dünyanın her yerinden evine gelen, sığınan insanlara kucak açan ve bunları kimseye söylemeden, anlatmadan, büyüklenmeden yapan bir kişilik olarak…

Bir seferde okunacak, bitmeden elden bırakılmayacak, Afganistan’ı adım adım yaşatan coğrafyalarda dolaştıracak bir edebiyat eseri.

Yorum: Ayşe Filiz YAVUZ, 2015, Kasım, Belek