KÜRK MANTOLU MADONNA / Sabahattin Ali

 

 

 


Türü: Roman

YKY Yayınları, YKY de 70. Baskı.

11 TL, İstanbul Ocak 2015

Orijinal dil ile basılmış. 160 sayfa.

Okullarda MEB tarafından okunması tavsiye edilen bu kitabı okumakta ve bitirmekte oldukça zorlandım. Ancak son 20-30 sayfasına gelinceye kadar. Belki sık aralıklarla yazıldığı için, belki dinamik değil durgun bir hikaye olduğu için, belki fazla psikolojik zemini olduğu için, belki de konu, mekan, zaman geçişlerinde üç noktanın hiç koyulmayışı ile… Ama bunu başkalarının da böyle hissettiklerini öğrendiğim zaman, hatanın bende olmadığını anladığımda da rahatladım.

MEB bunu neden tavsiye etmişti? Bundan başka öğrencilerin okumasının faydalı olduğunu düşündüğü kitap mı bulamamıştı bizim edebiyatımızda? Kimbilir? Bunda Sabahattin Ali’nin politik görüşü, tavsiye edilen kitaplarda hep bir sol zihniyetin izinin olması mı etkiliydi, bilmiyorum.

Kitap kötü bir eser değil. Dili oldukça iyi. Psikolojik tahlillerin yapılabileceği bir eser. Edebi açıdan ele alındığı zaman üstünde uzun boylu değerlendirmeler yapılabilir. Ancak bir baş yapıt değil asla. Peyami Safa’nın eserleri ile kıyaslanınca öne alınacak bir kitap asla değil.

Bu kitap, baştaki yazarın hayatı okununca ondan izler taşıyor sanki. Yazarın Almanya’da geçirdiği iki yıl, Ege’de yaptığı görev, memuriyet hayatı sanki kendini yazdığını düşündürüyor insana. Kitabın kahramanı olan Raif’in kendisi mi olduğu kanaati oluşuyor hemen.

‘Herkesin kimseye anlatamadığı bir hikayesi olabilir.’ diyor bu kitap. Sıradan olan insanların sıradan olmadığı, her sade hayatın altında, arkasında sıradan olmayan maceralar, hikayeler yattığını anlatmak ister gibi… Neden insanlar başkalarına kendilerini kullandırırlar, neden zavallı intibaını verirler? Neden vazgeçerler kendi hayatlarından? ‘Bir arayın, sorun.’ demek ister gibi.

Tutkulu, marazi bir aşk, mecburen bırakılmış bir sevgili, elinden alınan malların, mirasın sorgusunu yapmayan, öylece kabullenen, bunlara kavuşacağı aşkı için ses çıkarmadan rıza gösteren, sonra ise aldatılmış, unutulmuş olduğu kanısına kapılarak hayattan vazgeçen, ama bir gün varlığını bile bilmediği kendi kızına rastlayan ve o gün hayatını bitirmek için iyileşmeyi istemeyen, bu dünyadan ayrılmayı kabullenen Raif’in hikayesi bu kitapta anlatılanlar. Sıradan memurların, silik insanların, görünmeyen deruni hikayeleri vardır gerçekte. Yeter ki anlamaya çabala diyor kitap.

Raif ve kürk mantosu içinde kendini çizen ressam, şarkıcı Maria Puder’in hikayesini anlatmış yazar. İnsanlar kimseye anlatamadıklarını kimseye göstermediklerini defterlere anlatırlar. Kendilerine uzak olduğunu düşündükleri kimselere de bir gün bu defterleri miras bırakır veya yakmaya kalkışırlar. Aslında çok da önemli değildir o defterlerin ne olduğu. Yaşanmış ve bitmiştir o hikayeler ve kendilerinden sonra unutulmasının yada birileri tarafından bilinmesinin hiç bir önemi de yoktur.

Hayat bir sürpriz bütünüdür ve bilinmeyenler, sırlar insanın karşısına bir anda çıkar, sır olmaktan kurtulur. İnsanı ya yaşatır ya öldürür acıdan. Bilinmeyenler aslında çok uzak değil her an dip dibe, burun buruna gelinecek kadar yakındır birbirine. Tutmak istersen tutabilir yada kaçırırsın elinden ebediyen.

…

Okunmalı. Kötü bir kitap asla değil. Kitabı bilmek, Sabahattin Ali’yi öğrenmek için gerekli hatta.

Ama baş yapıt olmadığı da bilinmeli.

2015 Aralık, Ayşe Filiz Yavuz