OĞLUM BABA KIZIM ANNE / Fehmi Çalmuk

 


Esnaf insan’a dair hikayeler

Fehmi Çalmuk

Merdiven Yayın, 2. Baskı, Nisan 2014, Ankara

120 sayfa

Kitap fuarında Ankara Belediyesi’nin bölümünde ücretsiz dağıtımı yapılan kitaplardan biriydi bu kitap. Küçük hacimli, kolay okunabilecek ve isminden dolayı sevimli gelen bir kitap. ESNAF HİKAYELERİ. Asıl büyük harflerle yazılan ismin ise bu esnaf hikayeleri ile ilgisini çözememiştim. Ancak vardır bir sebebi diyerek aldım.

Yazarın bu 11. kitabıymış. Ödüllü bir yazarmış. Gazetecilik, Radyo Televizyon kuruluşlarında çalışmaları olmuş. Siyasi bir çok kitaba da imzasını atmış.

İçinde kısa 15 hikaye var. Kimi bir kaç sayfa, kimi daha uzun.

Hikayelerin ve yazarın eleştirilecek çok tarafı var. 11 kitap yazmış bir gazeteci ve yazarın böyle bu kitabını edebi açıdan beğenmek mümkün değil. Okuyucu artık böyle bir yazarın tecrübeler ışığında en iyiyi yazmasını bekliyor, haklı olarak.

* Esnaf hikayeleri denilen bir kitapta şehitlerimizin , besleme kız çocuklarının , oğlu ve kızına dair hikayelerin yeri olmamalı. Esnaf hikayeleri gerekli. Bizim onlara baktığımızdan çok farklı bir hayatları ve hayata bakışları olduğu kesin. Edebiyatta üstünde çok durulmamış. Ancak eski Yeşilçam filmlerinde yan karakterler olarak yer alan, sevimli, vefa bilir, halden anlar insanlar olarak sunulmasının haricinde onlara dair fazla bir şey yok. Ancak bu kitap hiç esnaf hikayeleri olarak adlandırılacak bir kitap değil. Birkaç cam, kasap, ayna, çömlek esnafının vs dışında. Bunlar da esnaflığa, esnaf insanın mesleğinin getirdiği olaylara dair hikayeler değil.

-İmla hak getire. Noktalama işaretleri yersiz ve yanlış. Cümleler düşük. Cümlelerdeki zamanlamalar yanlış. Birbirini takip eden cümleler farklı telden çalıyor adeta.

-Bir edebi eserde öğüt veya bilgi olmaz. Bunlar hikaye kahramanlarına ufak dozlarda konuşma veya davranışlar içinde yedirilir. Kitap sanki meslekle ilgili bir kısma gelindiği zaman “Ben bunu biliyorum. Bakın bu şöyledir.” demek için yazılmış gibi. Öğrenilen bilgiler boşa gitmesin diye eklenmiş gibi. Bunları da şöyle yapın der gibi. Etin iyi kısmı, nasıl terbiye edileceği, dantel çeşitleri, kumaş çeşitleri, ayna yapımı, çömlekçinin yaptığı işler… Neler neler…

-Fikir uçuşmaları, kopuklukları öyle çok ki. Anlatılan olaydan kopup başka yönlere giden, daldan dala atlayan, bir ordan bir buradan anlatan yazılar.

-Çeşni olsun diye eklenmiş şiirler vs de ayrı bir eleştiri konusu.

-Herkesin bildiği hikayeleri eklemeye de gerek yok. Sultan Murat ve yolda bulduğu mevtanın cenazesine dair olan hikaye güzel ancak çok bilinen bir klasik. Yazar yeni bir şeyler yazmalı. Belki sadece atıfta bulunabilir veya kısa bir hatırlatma yapabilir. Ancak adeta yeniden yazamaz, olayları kısmen de olsa değiştirerek yazmamalıdır.

-Hikayelerin içinde birbiri ile bağlantısı olmayan cümleler de çok. Tekrarlar da.

Kitaba yapılacak eleştiri aslında çok. Yazarın diğer on kitabını okumadığım için edebi değerlendirmesini bilmiyorum. Sadece yazara ait öz geçmişten okudum. Onlar da böyle ise bunu açıklamanın yolu olmalı:

Yazar bu kadar kitabı yazdığına göre ya okunuyor bu kitaplar, yani satın alınıyor. Öyleyse benim yaptığım eleştiriler insafsızlık olur. Ya da basıldıktan sonra bazı kuruluşlar tarafından satın alınıp ücretsiz dağıtılıyor ve yazar da ciddi bir eleştiri gelmediği için böyle yazmaya devam ediyor. Bu durum yazar ve okuyucu için de satın alan kuruluş için de olumsuz bir durum. Okuyucu vakit kaybediyor. Yazar iyi yazdığını düşünüp kendini düzeltme yönünde fikir sahibi olamıyor, basanlar da ciddi bir değerlendirmeden geçirmiyorlar. Yazar bu arada satın alan kuruluşlardan para da kazanıyor. Bu durumda iyi yazan ancak farkedilmemiş bir çok yazara da yazık oluyor. Tanıdığı olan, siyasi taraftar bulan yazarlar kitaplarını toptan satma imkanı bulurken diğerlerinin yıllarca ilk 1000 baskısı bitecek diye beklemesi yazık. Satın alan kuruluşların da kültüre verdikleri iyi niyetli katkı sırasında aslında kaliteyi göz ardı ettikleri ortaya çıkıyor ve harcanan paralar da vergilerden giden paralar olarak kamuya yansıyor.

Aslında bu kitabı okurken daha önce seri olarak çok kitap yazan bazı yazarların iyi niyetle bu işi yaptıklarını görmüştüm. Çoğu da kitaplarını kendileri bastırıyorlardı. Burada ortaya çıkan en önemli konunun ülkemizde editörlük sisteminin doğru yapılmadığı yürümediği yönünde olduğudur.

Ya ciddi paralar karşılığında, ya büyük kuruluşların (istisna) az sayıdaki oturmuş sistemleri ile ve çok kazanan bir avuç yazara yapılan editörlüğün bütün yayınevlerinde, matbaalarda, kamu kurumlarında ciddiyetle yapılması gerekir.

Editörlük ciddi bir iştir. Sıradan değil. Kitap yazarlarının da yaptıkları işin ziyan olmaması için bu hizmeti talep etmeleri, araştırmaları ve eleştirilere açık olarak yazdıklarını yeniden gözden geçirmeleri gerekir.

--------

Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz, Haziran 2016