ORTA ASYA SEYAHATNAMESİ / Hasan Yılmaz & Nihat Kaşıkçı

 

 

 

ORTA ASYA SEYAHATNAMESİ

Türkiye’den Tanrı Dağlarına Bir Yolculuğun Hikayesi

Burak Yayınevi

216 sayfa, Ekim 1999, İstanbul

40 günü aşan, Türkiye’den İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve sonra geri dönüşü kapsayan bir yolculuğun hikayesi.

İçi uzun yol için yatmaya, dinlenmeye, ihtiyaçları karşılamaya yetecek şekilde düzenlenmiş bir minibüs ile, SSCB dağıldıktan sonra yapılmış bir gezinin kitabı.

SSCB dağıldıktan sonra Türk Milliyetçilerinin en büyük arzularından biriydi ata topraklarını gezmek. Bunu yapan çok sayıda gönüllü oldu. Gezenlerin çok azı bunları kitap haline getirdi. Bunlardan biri de bu kitabın yazarları. Bu gazetecilerin yaptıkları işin asıl gayesi fotoğraf çekerek bunları albüm haline getirmekti. Benim elime bu albüm geçmedi. Eminim binlerce fotoğraftan oluşan bu çekim sonrası iyi bir albüm çıkmıştır. Zira her devirde çekilen fotoğrafların geleceğe bırakılan iyi bir belge olduğu kesin ve çok önemli.

Kitabın bu gezi anılarını içeren bir kitap olarak çıkması güzel bir düşünce. Kitabın ismi de seyahatname. Seyahatname ismi ile yayınlanan kitapta okuyucunun belkentisi de şunlar oluyor:

Gidilen, geçilen yolların, ülkelerin coğrafi ve insan yapısı, ekonomik durumları, yemekleri, adetleri, alışkanlıkları, biraz da olsa düşünceleri, davranışları, tarihi yerler, güzel yerler, meşhur olmuş coğrafik yapı veya alanlar…

Bu kitabın bu maddeler ışığında bakıldığında seyahatnameden ziyade bir yol hikayesi olduğunu söylemek gerek. Zira kısa bir zamanda sadece fotoğraf çekilecek alanları listeye alarak bunları yetiştirmeye çalışmak için iki gazetecinin yaptığı gibi günde ortalama 500 km yol gitmek, banyo, yemek, uykudan feragat etmek gerek. Böyle olunca bir seyahatnamede olması gereken kısımların çoğu zaten gerçekleşmiyor.

Bu bir yol hikayesi. Çünkü yolların durumu, geçilen coğrafyanın durumu ve en çok da SSCB den kalan polis devleti, rüşvet devleti kavramlarını ispat etmeye çalışan polis ve gümrük memurları çilesinin hikayesi olmuş bu. Bu durumu o bölge ile ilgili gezi yazılarında da çok sayıda görmek mümkün.

Binlerce fotoğraf çekilen bir seyahatte bütün fotoğrafları sadece albüm için saklamak ve bu kitaba almamak da bir hata olmuş. Fotoğraf olmayan bir seyahat kitabı olmamalı. İnsanlara sadece hayallerini zorlayacak bir kitap yapılmamalıydı. Her konu başlığında olmasa bile kitabın arkasına veya bazı başlıkların altına konularak kitap daha iyi hale getirebilirdi.

Bu kitapların objektif verilere dayanması gerekir. İçinde eleştiri veya övgünün az olması gerekir. Bu kitapta zaman zaman bunlardan da olduğunu görmek mümkün.

Bu kitap bir seyahatname değil “yol” kitabı olarak değerlendirerek okunursa:

Çabuk, zevkle okunan bir kitap. Gazetecilerin yolda Türkiye’yi tanıtmak ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek için geceleri onca yorgunluğa rağmen saz, darbuka konseri vermeleri ve gayelerine ulaşmaları çok güzel bir davranış, düşünce olmuş. İçinde kendilerini bunca zahmete rağmen öven, yücelten bir ifade yok. Samimi, dürüst bir anlatım var.

…

İmla hataları da oldukça fazla. En büyük hata ise kitabın kapağında “Tanrı Dağlarına” ifadesindeki kesme işaretinin koyulmaması ile başlamış. İçinde de çok sayıda cümle içi ‘üç nokta’ kullanılmış olması dikkat çeken bir hatalı uygulama. Bu kitabın da iyi bir dil uzmanı ya da editör incelemesinden geçmesi gerektiği kesin.

…

Orta Asya ifadesini her ne kadar her düşünceden insan çok kullanmakta ve maksadını da anlatmakta olsa bile aslında bu ifade batının bu coğrafyadaki Türk varlığının ismini kullanmamak için seçtiği bir yol. Yani kasıtlı. Kullanılması gereken gerçek terim “Türkistan”. Buna sadece yön eklenerek daha sınırlandırılmış bir yer tanımlaması yapılabilir. “Doğu, Güney vs. Türkistan” gibi.

…

Yıllar önce okuduğum bu kitabı yeniden okuyarak mensubu olduğum “Kuşlukta Yazarlar Edebiyat Topluluğu’nun” internet sitesi icin hazırladım. Seyahat yazıları özellikle ilgilendiğim bir tür. Bu kitabın ikinci baskısının çıkıp çıkmadığını bilmiyorum. Yazarların halen ne yaptığını da… İnşallah bu çalışmalara devam etmişlerdir. Uslup iyi. Kalem akıcı.

Yorum:

Ayşe Filiz Yavuz, 2016 Ağustos-Eylül