Ayşe Filiz Yavuz

 

 

OTOMATİK PORTAKAL / Anthony Burgess

 

İngilizce aslından çeviren: Dost Körpe

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 26. Baskı

Ocak 2017, İstanbul, 170 sayfa.

Türü: Roman

 

Aleks henüz on beş yaşındadır. Okula canı istediği zaman giden ancak problemli olduğu için sıkı takip altında olan damgalı yani sicili kabarık olan kötü alışkanlıklarla yaşayan bir ergendir. Birkaç arkadaşı ile birlikte kurdukları çete ile akşamları sokaklarda korku estirmekte, sırf zevk için insanları dövüp hastanalık etmekte, tecavüz, kırıp dökme, dağıtma, ağır içkiler kullanma da engellenemeyen bir davranış içindedir. Ailesinin tek çocuğudur ve ailesi bunu ya bilmemekte ya da görmezden gelmektedir. Hırsızlık sırasında yakayı ele verir, kafasına vurduğu yaşlı kadın ölür ve Aleks hapse girer. İki yıl hapisten sonraçıkmanın yolunu ararken bir tedavi üstünde denek olmayı kabul eder. Böylece 15

gün sonra serbest kalacaktır. Aleksin sevdiği tek farklı ve karakterine uymayan şey, bir klasik batı müziği hayranı olması, neredeyse bütün ustaların (Mozart, Bach, Beethoven…) eserlerini bölüm bölüm bilmesi ve şiddet sonrası eve geldiğinde yatağına uzanıp onları dinlerken hayalinde yeniden o vahşi davranışları yaşayarak zevk almasıdır. Bu müzik adeta onun için şiddet uygulamanın doruklara çıktığı bir teşvik, doping vs aracıdır.

Tedavi sürecinde kendisine bu müzikler eşliğinde, şiddet eğilimi ile ilgili yapılan uygulamalar sonucu artık iyi bir insan olma yoluna girmiş ancak bu sefer de köle ruhu kazanmıştır. İç işleri bakanı dahil olmak üzere resmi yetkiler tarafından resmen “siteme köle haline getirilmiş bir insan” olmuştur. Hür iradesi kalmamıştır. Kitaba ismini veren “otomatik portakal’ haline gelmiştir artık.

 

Kitap arkasında yazıyor ki : “Bu bir sistem eleştirisi kitabı, pavlovlaştırılmaya çalışılan insanlara karşı geliş, kara mizah, otomatik baskı uygulayarak insanı makine haline getirme çabalarına karşı kalemin kullanılışı.” “Yani özgür iradenin irdelenişi”… diyor kitap arkasında. Özgür ama zararlı bir

iradenin irdelenişi… Kitap ‘insan şiddet uygulayan, topluma zararlı, yıkıcı, iğrenç bir insan bile olsa, hür iradeye dokunulmamalı.’ diyor. Ya şiddete uğrayanların özgür iradesi, yaşama hakkı, mutlu yada huzurlu olma hakkı? Bu konudan asla bahsedilmiyor.

 

Şiddete uğrayanlara dair tek bir düşünce, hak, duygu yok. “Ühü ühü yaptılar, ciyakladılar…” diye hatta alay bile edilen bir ifade tarzı var. Otomatikleşmeye hayır. Ancak şiddete hayır denilmeliydi. Kitabın bu konuda verdiği mesajın son derece yanlış ve yönlendirici olduğu kesin. Bir kara mizah için olayların abartılması sık görülen bir uygulama olmakla beraber buradaki davranışların hem de 15 yaşındaki bir genç nezdinde (kocası veya erkek arkadaşı önünde kadınların defalarca tecavüze uğraması, dövmek, parçalamak, dağıtmak, ilmi eserleri parçalamak, ağır içkiler içmek…) hür iradenin yansıması olarak gösterilemez. Yalakalığın ve köleliğin tek ve gerçek iğrenç uygulama olarak sunulması kitabın ciddi bir açmazı.

Bu kitap filme de çekilmiş. Son yy’ın kült eserlerinden biri olarak takdim edilmiş. Elliden fazla romanı olan Burgess bilinen bir edebiyatçı. Ancak ben daha önce başka kitaplarını okumadığım için bilmediğim bir durumun gündeme gelmesi gerektiğine inanıyorum: Yazarın kitapta kullandığı dil. Argo kelimelerle dolu olan, Türkçe’nin katledildiği bir yazım şekli. Bu kelimelerin kitabta yazar tarafından mı kullanıldığı ve çevirmenin aslına birebir uygun olsun diye çevirirken bu kelimeleri mi seçtiği veya çevirmenin marifeti mi olduğu belli değil. “Lavuk, filan, zumzuklamak, kanser, dikizlemek, marizlemek, pislik, moruk, efendim, anlatıcınız, ey kardeşlerim, herif, ah işte, cidden, aynasız, enselenmek, dehşet, cıvır, çakozlamak, çıtır, ciyaklamak, moruk piliç, bok püsür, ühü ühü yapmak, otuz kırk elli yaşlarında filan…” Ve bolca küfür. Sigara kelimesi yerine daima kanser içmek, görmek fiili yerien daima dikizlemek, polis kelimesi yerine hep aynasız, ağlamak yerine hep ühü ühü yapmak …

Bu kadar argo ve sokak ağzının bir arada ve bolca kullanıldığı, asıl kelimelerin bir kere dahi kullanılmadığı başka bir kitap hiç okumadım ve çok zorlandım. Kitabı defalarca elimden atmak istedim ancak kurallarım gereği (bitirmeden bırakmamak) zorla da olsa tamamladım. Bu kötü dil için çevirmen mi, yazar mı eleştirilmelidir yoksa çevirmen bu kötü dili ( yazardan kaynaklanıyor ise) düzeltme hakkına sahip mi olmalıdır? Moruk ve piliç’in aynı anda bir insan tanımı için kullanılması, birinin yaşından bahsederken’otuz kırk elli yaşlarında filan’ denilmesi, bunca argoya rağmen ‘ben mütevazı anlatıcınız, efendim, ey kardeşlerim...” denilmesi nasıl izah edilebilir?

Kitabın felsefi olarak değerlendirilecek tarafları tabi ki var. Kimisi cümle olarak kimi kitabın yazılış amacı olarak. Modern dünyanın tek tip köle insan yetiştirme çabaları, mevcut yönetim şekillerinin eleştirisi, hapishanede görevli din bezirganlığı yaparken kendi menfaatlerinin peşinde olan papazların dolayısı ile kilisenin eleştirisi, bilimin tek tipleştirme için kullanılması gibi genel olanların yanında cümle olarak değerlendirmeye alınacak olanlar da var:

“Her insan sevdiğini öldürür. s 100”

“Doğruyu görür ve onaylar ama yanlış yaparım. Akıl çağının kafirliği… s 103”

 

“Seçim yapamıyan birisi insanlıktan çıkar. s 137”

Kitapta dikkat çeken başka noktalar da var:

 

1-Siddetin hür irade ile yapıldığında mazur görülmesi ancak Aleksin önceden çete arkadaşı iken sonradan polis (aynasız) olan arkadaşı tarafından şiddet uygulandığında ‘sistemin suçu’ olarak takdimi

2-Otomatik portakal adlı kitabı yazan (kitaptaki) yazarın gece evinde kendisini ve eserini parçalayan ve karısına defalarca gözü önünde tecavüz etmeleri sonrasında bu yazarın, şiddeti uygulayan Aleksi maskeli olduğu için görmemesinden dolayı, sistemin ona uyguladığı özgür iradenin yok edilmesini eleştirmesi, bunun için birlik ve eylem yapılmasında öncü olmaya çalışması. Ancak karısının bu olay sonrası ölmesini hatırlayınca ona bunu yapanları eline geçirirse aynı şeyi yapacağına dair düşünceleri bir çelişki. İnsan kendi başına gelenlere karşı tahammülsüzken, başkasına yapılanlara kayıtsız kalarak “özgür irade adına” başka eylemde bulunması bir insan çelişkisi mi, yazar çelişkisi mi, yoksa yazarın insanlara sunduğu başka bir kara mizah mı?

3- Klasik bati müziği ve şiddet ilişkisini ilk defa bu kitapta okudum. Oldukça manidar geldi. Genelde daha yavaşlatıcı, rahatlatıcı olarak sunulan bu müzik türünün alt yapısını bir bilen ile değerlendirmek çok önemli ve gerekli.

4- Ülke ile ilgili bir işaret hiç yok. Aleks’in anne babasının evi ve hayatı, duvar panoları düşünülünce eski doğu bloku akla geliyor, ancak diğer taraftan batı ve özellikle Amerika kastı daha ağırlık kazanıyor. Kitapta çelişki olarak bir nokta daha çıkıyor: Aynasız (polis) olmayı seçen eski çete arkadaşının bu kitaptaki hesaba göre 17-18 yaşında mesleğe başlamış olması gerek. Bu hangi ülke olursa olsun imkansız gibi. Kapak kötü. Ne kitabın ‘kült’ olmasına, ne içindeki sunuma uygun.

 

Modern çağın kurbanı, tek tip insan yaratma çabası açısından farklı bir ‘kara mizah’ kitap olarak kabul edilse bile insan olmanın yolu için son sayfaların seçilmesi ve bu arada her pisliğin özgürlük olarak sunulması kabul edilmez bir anlayış. Kötü bir eleştiri kitabı. Yazarın yazma anlayışına karışılamaz. Fikirlerine de… Ama kara mizahın böyle yapılması kötü örnektir ve kabul edilemez.

 

Yorum ve tanıtım:

Prof. Dr Ayşe Filiz Yavuz,

Ağustos 2017, Garda ve Como