TOKUÇ / Rıfat Yiğit

 

 

 

Türü: Roman

Gelişim Sanat, 1. Baskı, Ekim 2012, Antalya, 260 sayfa

Yazar Dinar’lı bir yörük çocuğu. Emekliliğini Antalya’da sürdüren bir öğretmen. Kendisi Orçanlıova’nın Acı göl’ün, orada yaşayanların, köyde yaşananların hikayesini anlatmış kitaplarında. Bu okuduğum 4. kitabı (Hüzünlü üveyik, Tokuç, Abdal Düşü, Çıkmaz). Yazarın kitaplarını ilk inceleyen ve biraz okumaya başlayan okuyucu öncelikle şunu düşünüyor. “Fikir uçuşmaları olan birisi bu kitapları kaleme almış. Kopuk, ilgisiz, sürrealist, postmodern, uçuk yazılar…” Sabırla okunacak ve ancak bu şekilde sonuna gelinecek kitaplar bunlar. Benim de sabırsızlandığım, aralarını atlayarak ve sadece bazı yerlerini okuyarak bitirmeyi düşündüğüm zamanlar oldu, ama yine de yarım bırakmadım.

Peki bu kitaplar neden yarım bırakılıyor? Romanda beklenen sürükleyicilik daha az, git geller fazla, farklı kültür ve çağlar arası atlamaların getirdiği zihin yorulması fazla. Yerel ve entelektüel kelimeler arasındaki geçişler sık olduğu için belki de.

Yazarın yazdıkları yabana atılır şeyler değil. Eğer yazar siyasi olarak farklı bir düşünce yapısına sahip olsaydı üzerinde tartışma yapılacak, hakkında kitaplar yazılacak, bir çok programa konu, konuk olabilecekti. Çünkü: Anlattığı kahramanlar köylü, yaban diyarların insanları, abdal kültürünü yaşayan insanlar, Söğüt Dağlarının havasını koklayan yörükler… Ve bu insanlara ait olamayacak düşlere sahip olan, hayaller gören, hayalleri sıradan insanların değil farklı çağların insanlarına ait hayaller… Aztekler, Mayalar, Sümerler, Babilliler geçmiş binlerce yıl öncesine ait dönemlerin insanlarına ait düşünce, davranışlar var hayallerinde. Entelektüel kesim için iyi malzeme yani.

Tokuç, bu ismi bebekliğinde ‘tokuç’ gibi sağlıklı olmasından almış. Sara nöbetleri geçiren Tokuç, baskın karakterli anasıyla yaşar köyde. Sevdiği kız olan Yaprak’ı anasının yönlendirmesi ile nasıl alacağını öğretir anası ona. Kendi babasının öyküsü de ilginçtir. Terketmiş babanın çocuğunun , köyde olanların, köylü bakış açısının, kırsal kesim hayatının yapısı öz, yalın; tabiatın görüntüsü ise olabildiğince mükemmel tasvirlerle anlatılıyor.

Tokuç, Anadolu’da sağlıklı çocuğun tarifinde de kullanılan bir terim olması yanında, çamaşır yıkama sırasında kullanılan ağaçtan yapılan çamaşırı dövme aracı. Ayrıca kapakta kullanılan güzel resimde şaman ayinindeki tokuç da ayrı bir mesaj veriyor kitaba dair. Tokuç, sık sık sara nöbeti geçirir. Bunların çoğu gece yatağında başına gelir. Bu nöbetler sırasında gördüğü hayaller geçmiş dönemlere aittir ve mesaj doludur. Ve şehirdekilerin bile göremeyeceği entelektüel olaylar ve yorumlarla, mesajlarla doludur.

Kitapta ölüm sahnesinin olduğu bölüm ayrıca incelenmeye değer. Köyde meydana gelen kavgada biri ölür. Olan bir zavallı deliye olur. Ölümü yaşayan köyün delisi(!) kendi ölümünü kendi anlatır mezarına girene kadar. Ölüm nasıldır? İnsanın ruhu ne hisseder o sırada, etrafında olanlar onun için ne mana taşır? Hep benim de sorduğum soruya bazı cevaplar aramış yazar ve bu yazdığı sahnede çok başarılı olmuş.

Yazarın her kitabında uyguladığı bir şey var. Yerel kelimeler ile entelektüel kelime ve bakış açılarını bir arada kullanması. Kitabın sonunda da kullandığı yerel kelimelerin sözlüğünü vermesi.

Kitabın veya yazarın diğer kitaplarının çok eleştirisi yapılabilir. Ancak bu eleştiriler kitabın okunamaz olduğu anlamını asla taşımaz.

-Romanda sözlük olur mu?

-Bir köylü, meczup, abdal… entelektüel rüyalar, hayaller görür mü? Entelektüel kafa yapısı ile düşünür mü? Bu romanda gerçeklik ve kurguya ait bir hata mıdır? İnsanlar, karakterler, roman veya hikaye kahramanları kendilerine ait olmayan olayları, hayalleri yaşar veya o dilde konuşabilirler mi?

-İmla hataları artık ilk değil, bir çok kitabı olan yazar için kabul edilebilir mi?

Yerel kültür için önemli olduğunu düşündüğüm romanlar yazan Rıfat Yiğit’in kitaplarının belki elden geçtikten sonra yeni baskılarında daha iyi ve tanıtım yapılarak üst seviyelere çıkacak kitaplar olduğunu düşünüyorum.

Yorum: Ayşe Filiz Yavuz, 2015 Ekim