YA TAHAMMÜL YA SEFER / Mustafa Kutlu

 

 

 

Türü: Hikaye;    

 

Dergah Yayınları, İstanbul,

 

17. Baskı, Kasım 2014;   124 sayfa



 

“Sabahı beklemeyiniz dostum, geceden yola çıkınız.”

 

Bu kitaptan arta kalan en güzel cümlelerden birisi bu cümle.  

 

Bu eser, bir dönem kitabı olarak da okunabilir, her döneme ait olan bir samimiyetsizlik örneği olan insanlar kitabı olarak da.  Olaylara ve örgüye bakınca 1980 lerin öncesinde ideallerin bir araya getirdiği, şevkin, azmin, gönüllülüğün, dava için nasıl yaşandığını anlatan, bunun için çırpınan insanların kitabı bu. ‘Zamanın acımasız çarkları’ olarak adlandırılan klişe ifadeler gibi bu idealler de evlilikler, makamlar, milletvekilliği, bakanlık, seçkin(!) bir hayat tarzı, para ile dumura uğrar, geçmişin hatıraları arasına gömülür. Son örnekleri olan idealist insanların bu dünyadan ayrılıp gidişi ile sonlanma noktasına gelir. Eski dava arkadaşları camide cenaze namazı kılarken arkadaşlarına da veda ederler, adeta davaya, ideallere de.

 

Ama son değildir bu. Bu duruma rıza göstermeyen, arayışları olan kimseler de vardır ve bunlar “hayatın cilvesi” olarak evlatlar arasından çıkar.

 

İdealistlerin vazgeçilmezi olan dava dergileri, gazeteleri için çekilen sıkıntılar da kitapta gayet başarılı olarak yerini alır. İçine düştüğümüz samimiyetsiz dünyanın ruhta yarattığı dayanılmaz yükün ortaya çıkardığı patlamaların ‘ruh hastalığı’ olarak karşımıza çıkarılması da yer bulur kitapta kendine. Samimiyetsiz bir hayatın farklı evlatlarda yarattığı zıt karakterler ile yozlaşma da… Bu insanın içindeki iki farklı karakterin evlatlarda simgeleşmesidir belki de.

 

Hayatın bu gidişine, düşüncelerden bu kadar taviz vermeye, ideallerden vazgeçmeye dur diyen gençle vardır hayatta, eskiyi yaşamaya devam eden, bunun için hazırda bekleyen (medresenin odasını temizlemek) adı unutulmuş sade insanlar da… Kunduracı  ve çırağı  gibi.

 

Kitabın içindeki şahsiyetlerin iç konuşmaları ise önemli ip uçları veriyor bu kitaptaki şahsiyetler için ve kitap biraz da psikoloji kitabı olarak  karşımıza çıkıyor. Geçmişi ile bu gününü kıyaslayan ve bunun iç sıkıntılarını yaşayan, daha doğrusu içlerinden atamayan insanlar, iç çatışmalarının “bugünkü mü, geçmişteki ben mi?” sorusu arasında kalan yetişkinler, bu çatışmayı kendi çocuklarındaki iki farklı kişilik ile yaşayan erişkinler( günümüzün arsız, ruhsuz, maddiyatcı kızı ile deli yaftası yemeğe razı geçişin idealizmini yaşayan oğlu gibi);

 

Politik söylemlerin olduğu sayfaları da atlamamak lazım: “Ah ne kadar tatlı, biz de haktan yanayız, daha doğrusu herkes haktan yana. Siz kiminle birlikte haktan yanasınız?”( s.87).  Reel olan: hayatın zaruretlerine karşı kimseye bir şey verememek… Ne fikir, ne menfaat. …Halbuki vermek lazım. Vermek için de güçlü olmak gerek. Iktidar. (sayfa 86). Devrimiz makina gıcırtısın ahlak ilahilerini susturduğu devirdir. Bizim ahlakımız hörmet, hizmet  ve merhamet prensiplerini kendinde birleştiren aşk ahlakıdır. (Sayfa 84). Birtakım nesli tükenmis adamlarla iş tutmaktan vazgeçin Yunus Bey (sayfa 82).

 

İçinde sade bir anlatımla tarif edilen tabiat manzaraları, duygu anları var. Duygusallığa kaçmadan, teferruatlar söylenmeden, fazla kelime kullanmadan… Kısa cümleler ile anlatım yolunu seçmiş yazar. Bu kitabın kolay okunmasını, bitirilmesini  sağlıyor. Ancak zaman zaman sadelik uğruna kişilerin hikaye içindeki yerlerinin karışması, hikayeyi anlamakta zorlanmaya  da yol açıyor.

 

Kitabın bir başka özelliği ise türünde. Hikaye olduğu kapakta belirilen kitapta, içindeki hikayelerin aslında birbirinin devamı olduğu, bağımsız olmadığı görülüyor. Bu durumda kitaba hikaye demek de pek mümkün değil. Roman için ise bu yazı türü uygun değil. Olay örgüsü, konunun devamı için beklenen ve atılan düğümler, bir başlangıc ve son yok kitapta.  

 

1980 dönemi ile ilgili hiç bir isim, olay, tarih verilmese de içinde yazılan yazıları o dönemin bir kitabı ve kişilikler değerlendirmesi  olarak okumak mümkün.




Yorum: Ayşe Filiz Yavuz Avşar, 2015, Nisan