YAZ ELMASI / Ahmet Mahir Pekşen

 

 

 

YAZ ELMASI

(67’de On Yaşında Olmak)

Yazar: Ahmet Mahir Pekşen

Türü: Hikayeler

Ötüken Yayınları, 218 sayfa

2008, İstanbul, 1. Baskı

“Ümitlerim yaz elması tadında.” diyor yazar. Bir hikayesinin adında…. Ne güzel bir tarif. Ümitler… Küçük, mis kokulu beklentiler, üstü pembe çizgiler dolu, saklanan, gizlice yemek için kuyulara gizlenen ve hatta onları bulmak isterken başka şeyler keşfedilen ümitler… Yaz elması ümitler…

Geçmişin rengi veya kokusu değil, tadı da vardır. Herkes için farklı farklı olsa da. Bir an hatırlatır dimağda ve hatıralar çıkını gibi geçmiş zamanlarımız dökülüverir ortalığa.

“İlçedeki kış elması, buzu soğuğu çağrıştıracak şekilde serttir. Yaz elması ise güneş sıcağı kadar yumuşak” diyor yazar. sy 45

“Işık demetleri yüzümü öpüyor sanki. Ne mutlu bana; ben yüzünü ayın öptüğü çocuğum.” sy 11

“Geceyi kokluyorum. Uzaklardan yeni tırpanlanmış bir tarlanın ekin kokusu geliyor. Biraz saman, biraz başak, biraz buğday tanesi kokusu. Tabi ki biraz da ter kokusu. Emek kokusu. Her on adımda bir kokuların birinin egemenliği biterken bir diğerininki başlıyor. İşte tanıdık ve oldukça yoğun bir koku demeti; yonca. Akşamın geç saatlerinde ya bir alaca inek ya da harmandan dönmüş, etrafa hayattan bıkkın gözlerle bakan bir öküz için derilmiş yonca kokusu.” Sy 8

“Bir gün büyüyecek ve o dağın tepesine çıkacak ve avuçlayacaktım ayı.” sy 7

“Anne duygusu yumuşaklığında ve anne yüreği beyazlığında çamaşırlar.” sy21

Mahir Pekşen yaş 67 yi bulunca eline kalemi almış ve on yaşının çocuk hatıralarını yeniden yaşayarak anlatmış kitabında, saf, temiz, güzel bir kalem ile. Bir yaz elması kokusu, tadı, burnuna, damağına çalındığı zaman. Bu hikayelerin ilk defa eline kalem alan bir yazar tarafından mı yazıldığı kitapta belli değil. Kitabın belki de en önemli eksikliği bu. Yazar hakkında hiç bir bilginin olmayışı.

Yer adlarından çıkan sonuç ise bunların Sivas, Divriği hatıraları olduğu.

Bu bir ilk kitap ise yazarın kesfedilmemiş bir kalem, daha önce kitap yazmış bir yazar ise, benim tarafımdan farkedilmemiş bir ayıp olduğunu düşündüm okurken.

Yazara hatıralarını ortaya döktüren şey ne oldu(?) diye sormaya belki gerek yok. İçindeki her hikayede yaz elması var. Yumuşacık, mis kokulu. Üstü rengarenk çizgili pembe elmalar.

Eski elmaların neslinin bittiği, pazarlarda alacak 2-3 çeşit elma kaldığı bir zamanda bu kitabı okumak, yalnız yaz elmasının değil başka elmaların, çeşitli eriklerin adı ve tadlarını da hatırlamak veya okumak insanın içini acıtıyor. Hatıralar başka meyvelerin adlarını ve tadlarını sandıktan çıkarıyor ve döküyor ortaya: Üvezler, hambelisler, alıçlar, muşmulalar, ahlatlar ve kitapta geçen ibrik eriği, Ötüken eriği,

Hikayeler ayrı olaylar gibi görünse de aslında bir yaz mevsiminde, yazarın 10 yaşındayken yaşadığı yazın birbiri ile bağlantılı olan olaylarını anlatıyor. Tanıdık, bildik, sevgi dolu, birlikte paylaşılan fakirliğin, korkuların , üzüntülerin, dayanışmaların, anne sıcaklığının, bahçe tadının, çiçeğin, böceğin, kelebeklerin, kedi mestanın, sarı ineğin, komşu bahçesinin çitlerinin, gizemli mağaraların, dehlizlerin, dut ve ceviz ağaçlarının, çamaşır günlerinin, at arabalarının, trenlerin, rayların, gazoz kapaklarının, mahalle takımının tozlu arsalarda patlak toplarla yaptığı maçların, at arabası peşinde koşmanın ve ona tırmanmak uğruna yenen kamçıların ve ille de yaz elmasının … hikayesi. Meyve çalmanın, gece korkularının da…

Mahir’in trendeki yolculara bir külah erik satmak için yaşadığı mücadele yabana atılmayacak, unutulmayacak güzellikte bir hikaye. Bir çocuğun hevesi, heyecanı, başarmak arzusu, babasına yardım etme azmi… Kitaptaki en güzel hikayelerden birisi…

Hayvan sevgisinin yalnızca evcil hayvanlarda değil, akrepte, sivrisinekte de ortaya çıktığı bir aile. Ermeni, alevi komşunun birlikte paylaştığı sevgi ve hayatın hikayesi.

Kötürüm çocuk ve sevgi kelimelerinin hem leylekte hem Ümit kişiliğinde verildiği hikayelerdeki duygular günümüzde nasıl anlatılır çocuklara?

Bu kitap bütün bunları çok iyi başarmış.

Sade, yalın bir elma ağacının ve ağaçkakanın grafik olarak resmedilmiş olduğu kapağın beyazlığı, insanın beyaz sayfa halindeki temiz çocukluğunun çok iyi bir göstergesi. Kapak ‘Beni al.’ diyor bu sade ve güzel hali ile.

Basım kalitesi güzel. İçinde 32 kısa hikaye var. Hem ayrı, hem birbirinin devamı olan kısa hikayeler, hatıralarla dolu bir kitap.

Eleştirel göz ile bakmayı ve öyle okumayı istediğim, ancak bunu yapmama imkan bırakmayacak hızda ve zevkle okuduğum kitap, her yaştan okuyucuya hitap

ediyor. Geçmişe güzel, buruk bir gezinti yaptırıyor. Buruk… Kaybettiklerimizi hatırlatıyor çünkü.

Yorum: Ayşe Filiz Yavuz, 2015 Ekim/ Belek