Ayşe Filiz Yavuz

 

 

YERALTINDAN NOTLAR / Fyodor Dostoyevski

 

Maviçatı Yayınları
İstanbul, 2016
120 sayfa

Dostoyevski’nin en önemli romanlarından biri. Hastalıklı bir ruh halini bütün yönleriyle irdeleyen, anlatan, psikiyatri eğitiminde de okutulacak bir küçük roman.
Başlangıç kısmı biraz sıkıcı gelmekle birlikte dikkatli okunduğu zaman içinde roman kahramanı hakkında çok belirgin ipuçları elde edilebiliyor. Kitabın kahramanı Moskova’da yaşayan bir Rus. Huysuzluklarından, iç çatışmalarından, kendi düşüncelerinden bahseden, bütün bu davranış ve düşüncelerinin de felsefi
irdelemesini yapmaya çalışan bir kişilik.
Dostoyevski, kitabı kahramanının dilinden yazar. Kahraman (!) bekar, hayatında hiç bir başarı gösterememiş, yapayalnız yaşayan, aldığı az bir maaş ile köhne bir yerde, kıt kanaat geçinen biridir. Ciddi olarak takıntılıdır. Yapılan her hareketi kendine karşı yapılmış bir aşağılama davranışı olarak görür ve bunların intikamını almak için çabalar. Mesela bir gün yolda giderken tesadüfen kendisiyle çarpışan bir subayın onu aşağılamak için böyle yaptığını, özür bile dilemeden geçip gittiğini düşünür. Bunun intikamını almak için uzun süre bu adamı arar, kimliğini tespit eder, haftanın hangi günü nerede dolaştığını öğrenir
ve o sahneyi hayalinde, kafasında canlandırıp omzuyla ona çarpmak, aynı hareketi ona yaşatmak için fırsat kollar. Hatta bunun için kıt imkanları ile üstünü başını bile yenilemek zorunda kalır. Kendince bu masraf, ayrıntı bir mecburiyettir ve yine aşağılanmamak için temiz ve iyi giyinmek zorunda
hisseder kendini.
“Ben mızmız, asabi, hastalık hastası, keçi gibi inatçı biriyim .” diye başlar kitap. “Ben gerçekte kötü biri değilim. Ne aksi bir adamım, ne uysal, ne namuslu, ne alçak, ne onurlu biriyim . Ne kahramanım, ne korkak. Hiç bir şey olamadım. Yaşamda başarılı olanların aptallar olduğunu düşünerek avutuyorum kendimi.” diyerek kendisi hakkında bilgiler verir. “Becerikli, iradeli insan dar kafalıdır.
19.yy insanı öncelikle iradesiz olmalıdır, hatta buna zorunludur.” der.
Hastalıklarıyla övünen bunu hayatının merkezine koyan, hatta hastalıklarıyla başkalarını zor duruma soktukça bundan zevkin en üst basamaklarına çıkanlardan bahseder ve hatta kendinin de böyle olduğunu söyler.
Kitabın kahramanının çelişkili çok ifadesi vardır. Kendi ruhunda kendiyle kavga eder durur. Bunu birinci bölümün tamamında görmek mümkündür. Kendinden hep işe yaramaz bir adam olarak bahsederken diğer taraftan “Benim kendimi akıllı, zeki saymamın tek sebebi başladığım hiç bir işi bitirememiş olmamdır.” diyerek de aksini söyler.

“Çağımızda aklı başında olan herkes korkaktır, köle ruhludur ve öyle olmak zorundadır.” diye düşünür. Bu ifade üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen romanı hala okunabilir kılan tartışmaya açık yargılardan biridir ve içinde gerçek payı olan çok sayıda düşünceyi de ekler satır aralarına. Romantizm akımından da bahseder. Rus, Alman, Fransız romantizminin şeklini, anlamını ve bunların yorumunu da yapar kendine göre . Bu konu kitapta epey anlatılır.
…
Bu kitap biraz da Rus orta kesiminin, aydın geçinenlerin eleştirisidir. 1917 öncesi Rusya… Çarlık yönetimi… Kocaman bir coğrafyada, uzun ve soğuk ayların birbirini kovaladığı, hayatın dışarıda değil kapalı ortamlarda geçtiği (ev, meyhane, lokanta, zenginlerin şaşaalı salonları), yalnızlığın insanın içine bıçak gibi saplandığı bir zaman diliminde yazılmıştır. Her roman yazarın hayatından bir şeyler taşır. Yaşamamış olsa bile düşünceler ya ona aittir ya çevresindekilere. Yani biraz kendisi, biraz çevresidir romanda işlenen konu. O devri de çok iyi irdeler bu kişiliği aracı yaparak Dostoyevski. Belki de bir dönem eleştirisidir bu. Hastalıklı düşünen kişilerden oluşan bir dönemdir o dönemin Rusyası. “En bayağı ve en aşağılık insanların aynı zamanda namus timsali olarak kalabilmeleri ancak bizim ülkemizde mümkündür” der. Zaten kitabın başında Dostoyevski bu tipler için “Bu karakter toplumumuzun en belirgin, hala yaşanan temsilcisidir “ diyerek bir tanımlama yapar.
…
Soyluluk, kahramanlık, düello yapmak ve onurunu kurtarmak kavramlarına kafayı takar ve bu konuda yorumlar yapar. Yaptığı yorumlar hem hastalıklıdır, hem de üstünde düşünmeye uygundur. “Alçaklığın asıl büyük olanı, benim size kendimi haklı göstermeye çalışmam.” der bir yerde. Bu söz en zeki, akıllı, makul kimsenin bile kolayca söyleyemeyeceği kadar müthiştir, cesurcadır. Başkalarını ya da kafasını taktığı kişileri küçümseyebilmek, küçük düşürmeye çalışmak, insanlara hakim olma tutkusu, geçmişiyle bütün ilgisini kopararak onlara lanetler okuyarak her şeyi mezara gömme isteği… Kendi ruh hali için söylediği şeylerdir bunlar. “Kim olursa olsun birilerini ezme isteği, onlara hükmetmek benim kişiliğimin bir parçası…” cümleleri dökülür ağzından. Ancak ezilen hep o olur. Küçümsenen hep o’dur.
Bu duyguların hepsi için kitabın sonunda “kendi yeraltım.” der. İç dünyası, kafasındaki fikirler, kendi düşünceleri, kendi hakkındaki duygularının tamamı
için ‘yeraltı dünyam’ demektedir. “Yer altı dünyam”… Yeraltı denilince akla gelen “gizli kapaklı işlerin yapıldığı, bir çoğunun yasak, gayri kanuni veya
ahlaksızca olduğu işlerdir. Ve kitap o zaman daha iyi çözülür. İç dünyasının yasak, günah, ahlaksız, sapkın, gerçeklere uymayan, yanlışlarla dolu olan… bir yer olduğu ve her insanın içinde bunlardan az veya çok bulunduğu mesajı da verilmektedir. Ve önemli olan bu yeraltı dünyasının “yerüstü dünyasına” dışarıdaki hayata -karaktere, davranışlara-ne kadar uyarlandığı, uygulandığı veya ona dayanılarak şekillendiğidir.
“Genel insan nedir, özgürlük nedir ve insan neden özgürlüğü değil, özgür bırakıldığı an yeniden esir edilmeyi bekler…” felsefesini yapar.
“Beni bırakmıyorlar. İyi olmayı isterdim ama beni bırakmıyorlar.” derken içinde, ruhunda olan birilerinden, hayalindeki düşmanlardan bahseder. Bu belki de psikoz tanılı bir kişiliğin kitabıdır. Hatta ve belki de psikozlu olan o dönemdeki (!) Rusya’dır.
Ezilmişlik, yalnızlık, aşağılık duygusu, iç dünyasındaki kavgalar içinde bir yeraltı dünyası vardır kahramanın. Kitabın sonlarına doğru tanıştığı bir genelev kızının hayali, onunla beraber olma arzusu, sonra bundan alabildiğine korkma, sonra onunla karşılaşması… Kitabın nispeten hareketli, canlı olan kısmı burasıdır. Arkasından da acaba bu kız ona iyi gelecek mi, onunla evlenecek mi, genelevden çekip çıkaracak mı(!) ya da onu öldürmeye mi kalkışacak, hatta bir gün intihar ederek mi kitap bitecek (?) diye bekliyor okuyucu. Kitabın son sayfaları, başıyla kıyaslayınca daha hızlı bitiyor.
Sabırla okunması, satır satır anlaşılmaya çalışılması gereken, iyi bir psikoloji kitabı. İnsanın yeraltı dünyasının(!) irdelenmeye çalışıldığı bir kitap.------------

2018 Mart, Ankara,

Ayşe Filiz Yavuz