Ayşe Filiz Yavuz

 

 

YÜREĞİMDEKİ CEMRE / Necdet Ekici

 

Yazar: Necdet Ekici

Türü: Öyküler

Akçağ Yayınevi, 3. Baskı, Ankara 2016

130 sayfa, 10 Hikaye

Necdet Ekici yine döktürmüş. Hikayeciliği arı, duru, tarifsiz güzellikte ve ustalıkta. Türk Milleti’nin bağrından gelen yerel kelimeler, duygular ve kültürü ile oluşturulmuş hikayeler. İstanbul Türkçesi ile yerel kelimeleri ve kültürü birleştirmek, zerafeti kaybetmeden, edebi kelimeler ile sadeliği bir arada yazabilmek veya anlatabilmek, edebiyat yapmadan(!) edebi anlatabilmek bir usta işi ve ustalığı kanıtlamış olan Necdet Ekici bu hikayede yine bunu göstermiş.

Benim yirmi yıldan daha önce “kendimce ‘keşfettiğim’ bu usta hikayeci her hikayesi ile insanı alıp o dünyaya götürüp getiriyor. Bir anda o denizlere dalıyor ve hikaye bitince başınızı sudan çıkarıyorsunuz. Hikayelerin gerçekliği o kadar ustaca.

Kitabı eşine bütün olarak ithaf etmiş. Ama her hikayeyi de bir başkasına adamış. İnsanlara verilebilecek en güzel kalıcı, solmayan, eskimeyen yıllar içinde daha tatlanan, herkese ispat edilebilen bir sevgi hediyesi bu. Adamak…İnsanin içinden geçen onca duygu , tecrübe , yaşanmışlık ile ortaya çıkan bir hikayenin ‘evlat’ gibi yazıların, bir başkasına adanması, ithafı ne büyük bir cömertliktir aslında.

Hikaye adamak, kitap ithaf etmek… Cömertliklerin en güzellerinden.

‘Sis Yolları Kesince’ de kendimi yeniden yaptığım sayısız yolculukların içinde, etrafımı beyaz bir kabus gibi saran bilinmezliklerde hissettim. Hem de Toros yaylalarında, dedemin yaylasına gider gibi. Beyaz bir korku, elle tutulamayan, gözle görülen bir bulutun içinde karşına ne çıkacağını bilemediğin bir kabusda…

Kuşlar hikayesinde etrafımdaki öyle çok olayı hatırladım ki. Yaptığımız çocukluk pişmanlıklarının sonuçlarını, etrafımda anlatılan kuş yuvaları ile ilgili anlatılan hikayeleri ve en çok da annemin anlattıklarını.

İftar… Orucun anlamı... Açlığa hiç dayanamayanlar çocuklar değil erkekler bu coğrafyada. Öfke, anlık şiddet, anne şefkati, çocuk saflığı… Ramazandan çıktığım ve bayramın ilk günü okuduğum bu hikaye öyle bir zamanlama yapıyor ki …

Dedem… Yaylamızdaki yıkık değirmene gitti aklım ve orada yattığını düşündüm o dedenin. Yalnız ve yüreği yıkık. Babalarını yeterince sevmeyen evlatlar ve

yapılan ikinci evlilikler… Yaşlı bir adamın gururu, yük olma duygusunun ağırlığı…

Beklenmeyen misafir… Ben tahmin ettim olacakları. Ama soy sop nasıl öğrendi bu adam çözemedim. Yazar burayı kapalı bırakmış. Keşke önce muhtarlıkta biraz eğleseydi adamı ve orada sohbetin koyulaşması sonrası gönderseydi asker babasına.

Nilgün, Ben Yarime Gül Dedim, Sevgiyi Paylaşmak… Kendime ders çıkarmaya çalıştım bir ana olarak. Evlatlarımıza çok mu karışıyoruz acaba. Analık hissetmek mi, sabretmek mi, müdahale etmek mi, sabredip sonra zor zamanlarda kucak açmak mı olmalı… Yıkılan yuvalarda anaların etkisi ne kadar?

Açlıkda babalar, evlat evliliklerinde analar mı çok sınanıyoruz?

Yüreğimdeki Cemre ve Benekli… Söze gerek yok. Okumak gerek ve düşünmek. Kullandığımız her kelimenin neleri yıktığını, neleri yaptığını, ne kapılar açıp kapattığını ve anlık öflerin sevgiyi yok edemeyeceğini. Lassi bir efsane köpek ise Benekli neden olmasın?

İçinde senaryo yapılacak, filme çekilecek ne çok yazı var bu kitapta.

ELEŞTİRİ:

Bu güzel kitabın kapağını profesyonel bulmadım. Renk cümbüşü. Resim çok güzel. Ama yazar ve kitap ismi kayboluyor. Arka fon renkleri silikleşerek verilebilirdi. Yazar ve kitap ismi renklere kurban olmamalı.

İmla hataları çok az.

…

Bazı kitaplar elimde aylarca sürünür. Bu kitap bir kaç saatte bitti ve iyi bir bayram hediyesi oldu bana. Necdet Bey’in eline sağlık. Zerafet içindeki bir yazarın, insanımızı bu kadar güzel anlatması ve yalınlığı takdire değer.

-------

Ayşe Filiz Yavuz
26. Haziran 2017, Ankara