Ayşe Filiz Yavuz

 

 

YÜREĞİMİ SANA BIRAKTIM / Necdet Ekici

 

Yazar: Necdet Ekici

Türü: Öyküler

Akçağ Yayınevi, 1. Baskı, ANKARA, 2016

Sayfa: 150

Öykü yazmak roman yazmaktan zordur diyor bir yazar. Kullandığınız her kelimenin anlamı, her cümlenin bir yeri olmalı. Bir cümle çıktığında yapı çökmeli. Öyle dikkatli seçilmeli.

Ya konu: Memleket mi seçilmeli. Sıradan olaylar mı, kurgu mu yapmalı yazar, gerçekleri mi yazmalı. Hatıralar mı canlanıp kaleme dökülmeli, gazeteler mi önünde sayfa sayfa açılmalı? Bir cümle mi ilham vermeli, koca bir hayattan bal mi süzmeli?

Ama ne olursa olsun hikayede yazar okuyanı alıp içine çekmeli. Sahneyi kare kare canlandırmalı ve ortaya dökmeli. Hikayede okuyucu gerçekliği yaşamalı, hatıralarını canlandırmalı ve farketmeden de içinden nasihat almalı.

Yazar Necdet Ekici’nin bu kitabında 10 hikaye var. Üst satırlarda yazan cümlelerin anlamını düşünerek okunacak olan on harika hikaye. Kimi hüzün, kimi ironi dediğimiz öyküler. “güleriz ağlanacak halimize” dediğimiz cinsten hikayeler. Mesela…. Yamaçtaki Işık… Yalnızlığın insan yüreğine kor veya buz gibi düştüğü bir dağ başı köyünde görev yaparken bir memurun en çok yaptığı şey, bir yüksek tepede düşüncelere dalmak, tabiatı seyretmek, çokca güneşi batırmak ve sonra yine yalnızlığın kollarında uykuya dalmaya çalışmaktır. Zaman zaman köyden biri ile sohbete başlar ve o köy ile ilgili efsanelere dalar. Uzakta yanan ışıklar, yardımsever, bilge, ermiş kişiler çıkar bu efsanelerde karşısına. Bunlar bazen gerçek olarak da karşısına dikilir. Ve bir ironiye döner.

Vatan Kurtaran Aslan hikayesi bir bürokrasi ironisi. Kraldan çok kralcılar, sahte kahramanlar, her şartta ve engelde yılmadan mücadele edenler, okumadan yazı imzalayan büyük müdürler, işi çözmeyi vazife edinmiş gizli kahramanlar…. Tiplemelerin hepsi çevremizdeki insanlar…

Kitaba adını veren hikaye “Yüreğimi Sana Bıraktım”. Dayı hala çocuklarının aşkı. Neden evlenemezler? Kim kim için hayatını feda eder? Bu aşk nasıl yaşar? Hikayenin ne sonu var ne başı. Ortada bir aşk var, derin, sarsılmaz, güçlü… Ama yazar hikayenin başını da sonunu da bazı filmlerde olduğu gibi biraz ortada bırakmış. Okuyucu istediği gibi düşünsün der gibi. Hayatta da bir çok şeyin hala netlik kazanmadığı, ortada olduğu, ve nerede-nasıl biteceği bilinmeyeceği gibi ama umutların tükenmediği, bir gün belki dendiği gibi bir hikaye.

Her hikayeden bahsetmek yazarın kitabına haksızlık. Okuyucu alıp okumalı. Tadına kendi varmalı. Ancak…

Son üç hikaye bambaşka. Çakır Hüsne, Gavur Ali, Çoban Memiş… Bence bu hikayeler eksik kalmış. Çakır Hüsne’nin, Çoban Memiş’in, Kerim’in, Küçük Ayşe’nin hikayeleri nehir olarak devam etmeliydi. Nehir hikayeler olarak birden üçe değil birden ona belki…. Bir sıra hikaye, bir çoşkun akış, bir film tadında. Yalın, acı, gerçek, sıradan ve akıldan çıkmayacak bir olay dizisi ve harika bir sade dil ile yazılmış. Filme alınacak bir akış…

Ya hayatın çelişkileri, insanın aymazlıkları. Üç siyasi, dünyayı sarsan fikirlerin adamı olan Marks, Lenin, Engels’de veya Stalin’in fotoğrafları karşısında Gavur Ali’nin hatırlanması, ‘hak, ekmek, özgürlük, ezilenler’ için yürüyüş yapanların ayakları altında ezilen ekmek parasına dönüşecek olan yumurtalar… Hikaye için tam gözyaşı dökmeye hazırlanırken muştu bir bitiş. Herşey sil baştan yeniden…

Yeni hikayeler ve kitaplar bekliyor okuyucu. Ve yazar sayesinde de insanımızı daha yakından tanımayı veya anlamayı…

Anlayanlar okuyucu yanında bilim adamları da olmalı mı? Bunlar sadece kurgu değil. Hayattan alınan sayısız hikaye. Sosyolojik, psikolojik, toplumsal ve siyasi incelemeyi ve değerlendirmeyi hak eden hikayeler. Bu kitaplar aslında üniversite yüksek lisans öğrencileri için de sayısız tez konusu olacak malzeme sunuyor. Sadece hikayelerin bazılarında geçen yerel kelimeler, deyimler, tabiat betimlemeleri, beddualar bile önemli bir kültürel bilgi sunuyor: “Öter kuşun, döner taşın olmaya Kerim, ala kanlı, yarı canlı gezesin, elin ekmek belin kuşak görmeye, bedeninin darbızı çekile, ağzının buğusu tükene… Ayağın çolak, başın kabak gezesin, bacana baykuş konar, kapına kara kilit vurulur inşallah!” gibi örnekler öyle çok ki.

Yazar Necdet Ekici’nin milli kültür öğeleri açısından ciddi bir hizmeti bu hikayeler aracılığı yaptığına inanıyorum. Şehir kaosuna kurban gidecek olan çok şeyin yaşamasına yaptığı hizmet ile…

-------

28 Haziran 2017

Yorum: Ayşe Filiz Yavuz