Azrail Menekşesi / Yavuz Ahmet Koç

 

Türü: Roman/ Günlük

Sayfa…

Yayınevi…

Yıl….. İlk baskı

“Bu bir ömrün hikayesidir, kısa olmalı.” diye başlamış kitabına yazar.

Bir hatırattan çıkan bu kitap, güçlü görünen karakterlerin aslında zayıf, zayıfların ise güçlü olduklarını; affedicilik ve sabrın aslında kadere razı olmak anlamına geldiğini anlatıyor. Kaderin insanın yaptığı mı yoksa yazılanı yaşamak mı olduğu sorusunu da soruyor okuyucuya.

Azrail menekşesinin canlılığı ve yıllar sonra birden bire solması ile başlayan ve biten bir hikaye bu. Azrail menekşesinin simgelediği bir hayat hikayesinin kitabı.

İçinde birkaç eşkıya hikayesi var: Buğday başaklarına ‘nimet’ diye basamayan ve bu yüzden yakalanan vicdanlı “eşkıya” ile babasının intikamını başakları yakarak almaya çalışan oğul eşkıyanın hikayeleri… Kesinlikle ayrı hikaye olarak da ele alınmalı ve belki de romanlaştırılmalı.

Çok güzel şiirlerin yer aldığı bu günlük tarzı romandan bazı dizeler şunlar:

“Acı mı? / Yemeğimde var herhalde / Dilimi yakar biraz / Geçiverir su içince / Keder mi? / Benden saklı / Düşüversem de bir an / O da kendince haklı / İnsan mı? / Ben de onlardanmışım / Aklım yine çocuk / Meğer kocamanmışım.”

“Uyu bakışlarında kalsın giz / Sabahı bekleme, sabahlar çiysiz.”

Güzel sözler, cümleler ile örülmüş bu roman. Adeta roman içinde düşündüren, öğreten didaktik öğeli bir kitap:

“Erkekler kendisinde suç aramayan naçizane varlıklardır.

Dedikoduculuk kendi günahlarının karşısında başkalarının günahlarını bulup avunma duygusu, davranışı…

Doğunun en belirgin özelliği, suların, kaynağından temiz çıkıp yatağında düzgün ilerlemesine rağmen bir türlü okyanusa ulaşamamasıdır. Batıda (ise) aynı suyun kaynağından çıkışı kirli, yatağında ilerleyişi dağınık olsa bile okyanusa, en azından kendi halinde bir göle bir şekilde ulaşır.

Edebiyat ruhun zekatıdır.

Hanımlar okumadan alimdirler. Zaten Allah sizleri erkeklere göz kulak olsun diye yaratmadı mı?”

Kitap aslında bir roman mı, hatırat mı çok net değil. Her ikisine de girebilir veya her ikisi de sayılmayabilir. Romanda olması gereken diyalog hemen hiç yok. Bu açıdan romandan uzaklaşıyor. Ancak bir günlük olduğu da kitabın başında anlatılıyor. Ancak günlük havasından da uzak. Çok uzun bölümler var. Günlük de bu kadar uzun yazıların olması sık rastlanan bir şey değil. Anlatan –yani Canan- son üç beş gün içinde de yazdığını ve sonra öleceğini tahmin ederek beklediğini belirtiyor. Ama bu şekilde de okuma zorlaşıyor. Bağlantılar kopuyor.

Kitapta Canan kimliğinin Namık’tan ayrıldığı kaçış sahnesi çok canlı anlatılmış. Sayfa 126-129 arasındaki mektuplar ise gerçekten harika. Unuttuğumuz bir edebiyat türünün güzel örnekleri olarak kitapta yer bulmuş.

Kitapta geçen kahramanların –Canan, kocası, kayınbiraderi- davranışları, psikolojik yapılarının anlatılışı, yazarın iyi bir romancı olduğunu gösteren öğeler.

Canan’ın kayınbiraderinin davranış kalıbını çözmek zor. Kitabın sonuna kadar okumadıkça anlaşılması mümkün değil. Çözmeye çalışmak okuyucuyu kitabı bitirmek için teşvik ediyor. Bu da roman olduğuna dair destekleyici bir taraf aslında.

O iyi ve geleceğin -eğer medya tarafından taraflı davranılmazsa- ünlü bir edebiyatçısı olmaya layık bir yazarı .

---

Yorum: Ayşe Filiz Avşar, 2014 Kasım