MELTEM NALBANT’IN  ÖYKÜLERİNDE  ÇARESİZLİĞİN KADINLARI

 

ÇİĞDEM ÜLKER

Meltem   Nalbant, Türkçenin  çoktan beri unuttuğumuz bir öykü evreninin günümüzdeki temsilcisi. 

 

“Ba” adını verdiği ilk kitabında, çarpıcı bir olayın etrafında giriş, serim ve sonuç dizgesinin klasik akışında öykülerini oluşturuyor. Gündeliğin kısacık bir anı,  yaşayıp sonra unuttuğumuz bir olay, nedenlerini hiç düşünmeden şaşırıp kaldığımız ya da üzülüp hemen sildiğimiz bir tecrübe onun kaleminde yeniden boyutlanıyor. Neden sonuç ilişkileri içinde şekilleniyor, az sözcükle çok şey söyleyen bir öyküye dönüşüyor.

 

Meltem Nalbant,  öyküsüne konu olan olayları hemen hemen belirginleşen bir üslubu ile öyküleştiriyor. Ancak  Nalbant’ın öyküsü sadece anlatan bir çalışma da değil. Bu metinlerde ele alınan durumun  toplumsal yaygınlığına işaret eden, öykünün temasını ortak bir alışkanlık olarak saptayan eleştirel bir gözlem de var.

 

Meltem Nalbant, son decere yalın ve sade bir yazar duruşuyla  bir türlü aşamadığımız  çatışma noktalarımıza,  bireysel ve toplumsal yaralanmışlıklarımıza, üzerinde konuşmaktan kaçındığımız ortak fay hatlarımıza işaret ediyor. Bu açıdan Meltem Nalbant’ın metinlerini modern ve özgün olay öyküleri olarak kategorize ederken  bunların felsefi boyutlarını da gözden kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. Söz konusu temalar  açık, akıcı, temiz bir Türkçeyle öyküleştirilirken insani  genellemeler yapmak da  okurun kaçınamayacağı bir yolculuktur.

 

Kitaba adını da veren ilk öykü, “Ba” yazarı Meltem Nalbant’ın öykü yolculuğunun  hem ilk adımı hem de gelecekteki güzergâhıdır bir bakıma.  Kişinin kendini bulma, kendiyle karşılaşma anı;  ulaştığı bu yeni yüzle buluşmanın mistik heyecanı; evrendeki yolculuğunun boşuna olmadığını anlama anıdır. Bu an,  birinci kişi ağzından anlatılırken okura bir yazarın doğuşunu da hissettirir. “Ba” başlıklı bu öykü, bir yazarın kendi içindeki felsefi öz’le, kor halindeki cevherle, yaratılışının niçini ile buluşma zamanıdır. Yazmanın kaderi olduğunu anladığı andır.

 

Bu ana ulaşmanın kendiliğinden olmadığını, yanıp tutuşup sonra yeniden yaşamak gerektiğini, ölümcül acıların ve ölümün sınavından geçmek gerektiğini, güzel olmak, mutlu olmak, zengin olmak  gibi gelir geçer durumların büyüsünden kurtulmak gerektiğini itiraf eder okura.

 

“Ba” başlıklı öykü yazarın kendisiyle, insanla, zamanla, yaşadığı çağla kurduğu yazarca bağın adıdır. Küçük ama  çok değerli bir adımdır. Bu farkına varma ve kavrama anından sonra yazarın tesbitleri, gözlemleri, öyküler halinde akmaya başlar.

 

“Ba”  elbette bir ilk kitaptır ve Yazarın ilkin ve öncelikle ve hemen söylemek istediklerinin dökümüdür bir anlamda. Nitekim  kitaptaki 28 öykünün neredeyse hepsi kadınlık durumlarına, kadın olma haline birer göndermedir. Kadının toplumsal hayattaki ikincil konumu, kadın olma durumunun uğradığı sayısız taciz, sokakta, okulda, işyerinde uğradığı ayrımcılık, kendi evindeyken bile tehdide açık olması, gecenin, karanlığın, sokak hayvanlarının, hatta  en büyük düşü olan evliliğin, gelinliğin, düğünün bile ona  tuzaklar kurması öykülerde bir bir önümüze dizilir.

 

Bu kadın olma durumunun farklı yüzleri,  birer öyküye dönüşürken yazarın eleştirel, kızgın veya karamsar ve meydan okur bir tavrı da yoktur. O sadece olanı gösterir, manzarayıo kendi bakışından gösterir.

 

Kendi deyimiyle hayata hem kuş bakışı bakmayı istemektedir hem de olan bitreni kuşun gözünden, içeriden anlatmayı seçmektedier.  Öykülerdeki onlarca kadın başlarına geleni veya içinde bulundukları cehaleti, karanlığı, yapayalnızlığı mütevekkilane yaşarlar. Ne onların bir itirazı vardır ne de yazarın feminist bir manifestosu.  Ne ironi ne kızgınlık. Sadece birt objektifin gördüğü yalın gerçek.

 

Bilgece bir yazar tavrıdır bu. Olan biten hakkında bir yorum yapmadan, kahramanlarını iyi  ya da kötü olarak etiketlemeden, okuru  yönlendirmeden anlatır Meltem Nalbant. Ancak bütün öykülere sinmiş olan ve bütün öykü kişilerinin yaşadığı ortak duygunun adı da çaresizliktir.

 

Sokağın, hayatın, evliliğin cehaletin kadına yönelltiği tehdide karşı savunmasızdır kadınlar.

 

Kadın  “Takım Elbise” adlı öyküde durup dururken iftiraya uğrar  “Yolun Sonunda” da sapıklar iş başındadır. “Gel de Anlat” da evinde oturken bile kötülüğün ve kendini anlatamamanın kurbanıdır. “Geline Sürpriz” adlı öykü, evliliğin en büyük handikap olabileceğine işaret eder. “Köpek ve  Niyet” kadının  vahşi doğa karşısındaki fiziki zafiyetini anlatırken “Kağıttan Kayıklarım” en yakını bildiği eşinden ve çocuklarından duygusal şiddet gören, değer verilmeyen, küçümsenen, yalnız bırakılan  bu çıkmaz içinde acı çeken annelerin, eşlerin dramını anlatır.          Ağabeyinden  dayak yiyen, kaçamayan, kendini koruyamayan genç  kız “Örümcek” in kahramanıdır. “Gözün aydın’ın kadını evde kalma ve yalnız ölme korkusunun somutlaşmış  örneği.

 

Meltem Nalbant’ın  öykü kadınları;  çaresizliklerini tevekkülle, kaçmadan ve kızmadan yazgısal bir hüküm gibi yaşarken  bazen “tesadüfler” onlara yardım eder.  Ölümden, sapıklardan, vahşi hayvan sdaldırısından sadece tesadüfün yardımıyla kurtulurlar. Birbirlerine yardımcı olamayacak kadar  endişe içindedirler ve aslında ek de  farkına varamazlar tehdididin.  İçinde bulundukları çıkmaz kadın olmanın  kendiliğinden bir parçasıdır ve bu çaresizlik isyansız  kabul edilmelidir.

 

Meltem Nalbant’ın öykü kişileri genellikle  çıkmaz  sokaklarda karşımıza çıksa da hayat sadece kaygı yaratan bir süreç değildir elbette. Nalbant,  hayatın mizah duraklarında da  öyküler oluşturur. Aslan Bey’i, Perpil’i, Vali Bey’i gülümseten bir mercekten bakarak  kurgular.

 

Edebiyatımızın bu yeni kaleminin öykü yolculuğunun uzun olması dileğiyle kapatıyorum kitabının kapağını.