Kitaplar Arasında: BİRAZ KÜL BİRAZ DUMAN

 

Ethem Göktürk

Kitap: BİRAZ KÜL BİRAZ DUMAN Türü: ÖYKÜ Yazarı: A. Filiz YAVUZ

Daha önce, Doktor Hanımın Çeyiz Sandığı, Güldür Yüzümü Mevzu Derin adını taşıyan hatıra ve Bir Arpa Boyu Yol isimli gezi kitaplarından tanıdığımız A.Filiz Yavuz, bu defa öyküleriyle çıkıyor okurlarının huzuruna.

Hepsi de birbirinden güzel, yirmi üç kısa hikâyeye yer vermiş yazar. Biraz Kül Biraz Duman ismini taşıyan kitaptaki öykülerdeki akıcılık ve gerçekçilik okuru kıskıvrak yakalayıp sarıveriyor. Başladınız mı bitirmeden bırakamıyorsunuz.

Yazarın Güldür Yüzümü Mevzu Derin kitabını okurken karşılaştığımız, güldürdüğü kadar düşündürücü örgüler taşıyan mesleki hatıralar, Biraz Kül Biraz Duman’da yerini kurguyla daha da zenginleşen durum öykülerine bırakmış gözüküyor. Hayatın, yazar tarafından farklı açılardan irdelendiğini görüyoruz. 

Neler yok ki A. Filiz Yavuz’un öykülerinde… 

Aramaya alışmak, sigarayı bırakmak zorunda kalınca sigara içilen odaların havasını teneffüs ederek ihtiyaç gidermek, yaşlıların parasının üstüne yatmak, cam kırıklarından yaralanan yüreklerle hayatı idame ettirmek, her şeyi olup hiçbir şeyi olmamak, bir anne nefesini zemheride üstüne örtü yapmak öykülerin satırları arasında çok hoş bir üslupla anlatılanlardan sadece birkaçı.

“Çukurova’nın sarı sıcağından geldik yaylaya. Çardağı kurduk. Yorganım da var, tencerem de. Bir çuval un, biraz yağ, az da bulgur getirdim köyden. Yakacak da topladım aha. Pişirip yerik galan. Daha ne isterim Allah’tan.” diyerek haline şükreden gönül zenginlerinin öyküleri de var Biraz Kül Biraz Duman’ın sayfaları arasında.

Yazarımızın hikayelerinde ele aldığı olguların neler olduğunu bir bir sıralamak değil niyetimiz. Hikayeleri okurların, okuyup-anlama- yorumlama zevkine bırakmak en uygun olanı. Ancak bir olgu var ki çok başarılı bir üslupla ele alınıp ortaya konulmuş, o da yalnızlık…

Kalabalıklar içerisinde yalnızlık nedir, bilir misiniz?

Peki, nasıl anlatılır haberdar mısınız?

Yalnızlık, gelip geçici, anlık olarak derinliklerine düşülen karanlık bir kuyu, çözülmesi imkansız bir düğümler yumağı mıdır? 

En önemlisi, etkili bir ilacı var mıdır yalnızlığın doktorlarca tavsiye edilen?
Şüphesiz ki bu soruların herkese göre bir cevabı vardır.

Duman üfleyip etrafa kül bırakanlara, “neden?” diye sorsanız, gizli bir yalnızlığı tarif edecektir belki de adını koyamadan. Bir hastanın, rahatsız olduğunu kabullenememesi işleri ne kadar yokuşa sürüyorsa, yaşanan yalnızlıkların farkına varamamak da hayatı o derece zorlaştırsa gerek…

Yayla rüzgârlarının esintisiyle sıkıntılarını unutmaya çalışan yalnızlar. Kimi zaman yaşadığı kimsesizliğin farkına hüzünle varabilen, kimi zaman da kalabalıklar içinde boşluğa düşüp kaybolanlar. 

Yalnızlık, hangi cümlelerle kaç türlü anlatılabilir? 

İşte A.Filiz Yavuz’un öykülerinden seçilmiş, yalnızlığı dillendiren birkaç satır…

“Zaman geçti, hayat aktı, saçımda birkaç beyaz tel, yüzümde ufaktan çizgiler başladı. Asıl yaşlılık yüreğime umutsuzca çöken yalnızlık duygusu idi… Sahipli geldiğim bu yerden sahipsiz dönüyordum.” ALIŞMAK 

“Paylaştığım(ız) hiçbir şey yok. Hiçbir şey… Hayat görüşü, geleceğe dair bir şeyler… Ümit? Ruh uyumu ne demek? Ruh ikizi ne demek? Ortak, paylaşılan, sevilen dostlarımız bile yok. Ortak geçirilen zaman, aşk, sevgi, hatta paylaşılan zevkler… Yok, yok… Uzaktan bir yerden rüzgârın taşıdığı kokuyu çekti içine. Yalnızlığın üstüne şifa gibi gelen bir koku; taze akşam simidi kokusu.” İKİ SICAK SİMİT 

“Evi unuttu toptan. Zaten benimle de ilgilendiği yoktu. Bazen ‘Beni hatırlıyor ya da tanıyor mu acaba?’ diye sorduğum bile oluyordu kendi kendime. İçtiğim çayın nasıl olduğu, neyi sevip sevmediğim, doğum veya evlilik tarihleri… Bunların onun hayatında hiç yeri yoktu… Onun doğum gününde pasta yapmıştım elimle, ailesini de çağırdım. Eve erken gelmesi için ısrar ettim ‘Annenler gelecek akşam.’ diye. Yaptığım sürprizi görünce bana söylediği ilk söz ‘Senin için de benim mi bir şeyler yapacağımı bekliyor ya da ima ediyorsun? Avucunu yala. Ben böyle boş şeylerle uğraşmam, boşuna bekleme bana da imalarda bulunma.’ O gün ip koptu. ‘Bugün de karnımız tok.’ diyerek şükreden… gönül insanlarını düşündüm, sonra da kendime, kendimize baktım. Biz olamamış bize.” SANDIK LEKELİ GELİNLİK 

“Seninle hiç aşk konuşmadık. Sevda sözleri etmedik. Biz sadece gözlerimizle sevdik birbirimizi. Gizliden gizliye sevdik, inandık” ELLERİN DEĞDİ SAÇLARIMA 

“İki ayrı dünyanın insanı gibiydiler. Biri sabırlı, sakin, her iki dünyadan birinde mutluluğu er geç yakalayacağını ümit eden. Diğeri ise fazla kararlı, fazla inatçı, sabırsız, hiçbir şeyden vazgeçmeyen biri. Birisi umutsuzluklarına ilaç diye işine Tanrı’ya, diğeri ise sigaranın dumanına sarılan iki sevgili…” TELEFON 

“Ben hala bu hiç var olmayan ülkenin isimsiz şehrinde, bu küçük odanın bu ufak yatağında, aslında bu içi bomboş koca yatakta yalnız olduğumu ve belki de olacağımı uzanacağım ve yine yorgun uyanacağım ve belki sana bunun gibi binlerce satır yazacağım.” SUYA DÜŞEN YAZILAR 

“Bir hastane odasında kimsesiz, sahipsiz, kimliksiz, arayan soransız, acılar içinde kıvranarak çevredeki hastaların acıyan bakışlarına muhatap kalarak yatmak nasıl bir şeydi?” ŞEHZADE 

A.Filiz Yavuz’un kitabındaki son öykü, Ay Bulutun Ardında Kaldı’yı okurken yirminci yüzyıl boyunca oynanan bir sinsi oyunun buz kesen soğukluğunu tekrar hissetmemek ne mümkün… “Sanki bir kabustu, iyi ki uyandım, Berlin Duvarı yıkıldı” diyesi geliyor insanın.

     Biraz Kül Biraz Duman, A. Filiz Avşar, Akçağ Yayınları, Ankara 2014