Sanal Suikast



Yazar: Yusuf Kuyupınar

Dijital baskı, Mavi kapak, 2016,

411 sayfa


Yazar kitaba yaklaşık 11 sayfa tutan bir bilgi kısmı ile başlamış. Bu bölümde 1920'lerin başından itibaren ortaya çıkan Kürt ayrılıkçıların ve isyancıların Şeyh Sait ve Cibranlı Halit elebaşlığındaki ayaklanmaları hakkında bilgi vermiş.

Hindistan’da kalan ve sonra yurda dönen öğretim üyesi Remzi’nin öğrendiği sessiz iletişim teorisi ve uygulanmasına ait olan bilgiler öğretim üyesi öldürülerek çalınır ve sonra beklenmeyen intiharlar başlar. İntiharların ardında bir örgüt vardır. Örgüt önce PKK'nın kendini feshetmesini sağlar, sonra onun yerine kendisi geçer. CAK isimli bu örgüt Kürdistan kurulmasına ilişkin bir projeyi hayata geçirmek için yemin etmiş olan bireylerden meydana gelmiştir ve Türkiye’de büyük ayaklanma, silahlı mücadele, ülkeyi bütün kurumları ile ele geçirme planlarını gerçekleştirmek için çalışır. Türkiye’nin her yerini kapsayan alışveriş merkezleri, holding, verimli tarlalardan elde edilen gelirler ile elde edilen bol paranın sağladığı imkanlar ile hazırlıklarını yaparlar. Bunları yaparken ise insani görünen işler üzerinden (burs verme, okullar yaptırma vs) kendine devlet desteği sağlamaya çalışır.

Ama bir engel vardır. Tıpkı Amerikan Holivut filmleri gibi sade bir Türk savcı önce Türkiye’deki çarpık yönetim anlayışını, yöneticileri, bunların hatalarını tespit eder. Engel olmaya çabalar. O engel olmaya çalıştıkça sürgün, tehditlere maruz kalır. O yılmaz. Örgütün çökmesi için elinden geleni esirgemez. Savcı çığ, sel felaketi karşısında halkın yanında yer alan bir kurtarıcıdır aynı zamanda. Sevilen, sade, azimli, sıradan vatandaş davranışlarına sahip, aile hayatında mutlu olamamış, bir savcı…

Bütün bu konu aslında malumun ilamı olan ülkemizin içinde bulunduğu yıkıcı durumların, yabancı parmakların yaptıklarının sunulması. İyi bir kurgu planı var. Ancak ciddi olarak elden geçirilmesi gereken hususlara sahip.

Edebi açıdan:

1-İmla hataları çok fazla. Adeta noktalama işaretleri yok sayılmış, cümle sonları dışında hiç kullanılmamış. Bu yüzden de okuması zorlaşıyor.

2-Kitapta romana uymayan bilgi veren kısımlar, uzun konuşmalar, sıralanmış maddeler halinde bildiri kısımları var. Bu bilgiler içinde yanlış olarak sunulan veya eksik verilenlerin olduğu da hemen tespit ediliyor.

3-Zaman ve mekan açısından sık sık kafa karışıklıkları yaşanmış. Olayların 1980'lerde mi 2010'larda mı yaşandığı belli değil. Her iki döneme ait özellikler çorba olmuş adeta. Savcının yaşadığı, görev yaptığı yer de Ankara mı İstanbul mu belli değil.

4-Teknolojinin bugün sahip olduğu imkanlardan bahsedilerek roman kurgulanırken, bunların çok az olduğu 1980'lerin sağ sol çatışmaların manzaralarının olduğu dönemlerin olayları da sanki bugün var gibi ilave edilmiş romana. Ama ileri teknoloji bilgisayarlara rağmen cep telefonu kullanımı hemen hiç yok.

5-Sessiz iletişim teorisi her ne kadar bir kitap kurgusu da olsa, ciddi yanılgılarla dolu bir teori zeminine oturmuş. Ayrıca bu tekniği intihar eden şahısların intihar etme gerekçesi olarak kullanırken, neden terörist başı olan “üstat” lakaplı kişi kendisi kullanmadı. Bu bir kitap çelişkisi.

6-Kurgu sırasında çok tekrar var. Bu tekrarlar sıkıntı vermekle beraber tek işe yaradığı yer “ilçe devlet erkanının kısır döngüsü haline gelen lokal, lokanta, otel veya ev ile iş yeri arasındaki hayatlarının ve çamur, toz, kar arasında geçen kasaba sokaklarının durumunu iyi hissettirmiş olması. Yalnızlık ve ücra Anadolu ilçesindeki kısır döngülü hayatın sıkıntılarının yansıtılması bu.

7-Kitap çok kalın. 400 sayfa. Okunması zorlaşıyor. Merak unsuru olmasa bu kitap zor biter.

8-Mantık hataları da çok. Bıçakla öğretim üyesini öldüren katilin üstüne hiç kan bulaşmadan dolmuşa binip gitmesi, öğretim üyelerinin katıldığı panel ile ilgili yapılan bilimsel hatalar, yarbay ile berber arasında asla geçmeyecek olan askeri düzene aykırı sohbet ve samimiyet, bir hastanede bir muayenehanede çalıştığı söylenen doktor (s.278), adalet bakanının intiharı sonrası ertesi gün hiç bir şey olmamış gibi yapılan büyük miting, yine ertesi gün yapılan bakanlar kuruluna yeni bakanın hiç bir şey olmamış gibi atanması ve devamı, yapılmayan cenaze merasimi (son 50 sayfa), bileğin şah damarından bahsedilmesi (şah damarı boyunda olur) ve bileğin ısırılarak intihar edilmesi (sayfa 411), sigara dumanlı kahvelerden bahsedilmesi (zaman konusundaki uyumsuzluklar burada da var), olmayan dokulardan doku örneği bulunması (sayfa 120), 3000 metre yüksekliğin oksijen deposu olmasından bahsedilmesi (dağlarda yükseldikçe oksijen basıncı düşer oysa ki), yıldız işaretli kelimelerin açıklanmalarının verilmemesi, güvenlik görevlilerinin silah taşımasından bahsedilmesi gibi hatalar, Remzi’nin Hindistan’a gider gitmez uçaktan indiği şehirde “Remzi’yi”sorması ve Türkçe konuşmasına rağmen hemen tanınması ve yardımcı olunup onun dağlardan mabede geçirilmesi gibi sayısız hata…

Fikri açıdan:

Bu kitabın bu hali ile yayınlanmasının milli açıdan facia (hatta ihanet)olacağını düşünüyorum. PKK terör örgütü yerine kurulan yeni bir terör yapılanmasını anlatan bu kitapta kullanılan dil ve ifadeler adeta bir kürtçülük, terör örgütü manifestosu, terör yapılanmasına taraftar bulmak, kimlik yaratmak için yazılmış gibi. Kürdistan kelimesi, doğu ve güneydoğu bölgesinin 10.000 yıldır kürtlere ait olduğunun söylenmesi, Türk Ordu/Devlet ve Hükümetlerinin kürtlere zulüm yaptığı, haklı istek ve bağımsızlık arzularının zorla bastırıldığı, beceriksiz ve kapasitesiz kişilerin Türkleri yönettiği, kürtlerin akıllı ve cesur, dinamik, güçlü olduklarının vurgulanması, Türkçe ve milli olan bazı isimlerin kullanılarak bunlara kötü roller verilmesi ( ki ülkücü tipindeki olumsuzluklar, Kürşat, ocak isimleri ile verilen mesajlar!)…

Bu kitabın yayınlanmasının bu hali ile doğru olmadığı, hatta suç unsuru taşıdığı düşüncesindeyim. Kesinlikle yeniden elden geçmeli ve Türk Millet ve Devleti’ni zarara uğratacak, kürt gençliğini terör örgütüne katılmayı özendirecek ifade ve yönlendirmelerden vazgeçilmelidir. Milli kaygıları olduğunu belirten, resmi bir hukuk mensubu olan yazarın bu kitabı iyi bir temizlikten geçirmeden yayınlaması kabul edilemez.

Prof. Dr. Filiz Yavuz, Şubat 2016


--------------------------


İlave not:

 

3 Şubat 2016 tarihinde, topluluğumuzca görüşülen ve yazarının da hazır bulunduğu, "Sanal Suikast" adlı (henüz basılmamış) dijital baskı roman hakkında, grup üyelerinin hemen tamamı tarafından dile getirildiği gibi, çok vahim ve fahiş bilgi hataları bulunmaktadır. Bütün bu hatalar, eksiklikler, fazlalıklar yazarın kendisine doğrudan söylenmiş ve romanın bu haliyle yayınlanmasının hem kendisi hem de yayınevi açısından sıkıntılar meydana getirebileceği ikazında bulunulmuştur. Neticede, bizler karar verici, onaylayıcı, kabul edici ya da reddedici bir topluluk değiliz; bize getirilen kitaplar hakkındaki görüş, düşünce ve önerilerimizi dile getiririz; kitabın akıbeti hakkındaki son kararı elbette yazarın kendisi verir ve belirler.
"Sanal Suikast" adlı romanın yazarına (Yusuf Kuyupınar), kendisinde "yazarlık kumaşı" görüldüğü, üslubunun, dilinin, kurgusunun roman yazmak için yeterli olduğu ifade edilmiştir. Kitapta dil ve imla kuralları açısından çok sayıda yanlışlıklar-eksiklikler olduğu ve bunların iyi bir editasyon-redaksiyon sonrası düzeltilebileceği de söylenmiştir.
Romanın teknik anlamda eleştirisi, ne yazık ki muhtevasındaki önemli hususların eleştirisinin arkasında kalmıştır. Yani, toplantıda üyelerin romanla ilgili ortaya koyduğu tepkilerin ya da eleştirilerin büyük bölümü, romanda ele alınan ve ortaya konulan görüşlerle ilgili olmuştur. Buna bağlı olarak, yazara, kamuoyunda da şiddetli tepkilere yol açabilecek bu görüşleri gözden geçirmesi, mevcut haliyle yayınlamaması tavsiyesinde bulunulmuştur.

Adnan Şenel