Sabah Gazetesi Ankara Eki'nde Elma ve Bıçak üzerine yapılan ropörtaj

 

 

Tam da 12 Eylül’ün baş aktörleri olan Evren ile Şahinkaya’nın yargılandığı bu günlerde 12 Eylül konulu “Elma ve Bıçak” adlı romanla dikkatleri üzerinize çektiniz. Önce zamanlamadan başlayalım; özellikle mi bu yargılama sürecinde mi yayınladınız romanı?

- Hayır, bunu özellikle ayarlamadım. Ama darbenin iki generalinin yargı önüne çıktığı günlere rast gelmesi belki bir tevafuk oldu. Aslında ben romanın 12 Eylül’ün yıldönümünde çıkmasını istiyordum; fakat, malûm, gerek benden gerek yayınevinin hazırlık sürecinden kaynaklanan gecikmeler sebebiyle bugünlere kaldı.

 

Romanın alt başlığına “bu bir 12 Eylül romanıdır” demişsiniz. Peki Elma ve Bıçak? Niçin böyle bir isim? Ne anlama geliyor Elma ve Bıçak?

- Şöyle açıklayayım kısaca: Roman iki ayrı kesitten oluşuyor. İlki, Elma bölümü. Niçin elma? Dönemin 1. Ordu Komutanı, darbeden yıllar sonra “biz aslında darbeyi bir yıl önce yapacaktık, ama şartların olgunlaşmasını bekledik” dedi. Yani, elmalar olgunlaşsın, ağaçtan düşsün ki, o zaman toplayalım… Romanın ilk bölümü, işte darbeye kadarki o bir yılı ele alıyor. Şartlar, daha doğrusu elmalar nasıl olgunlaşıyor? Bıçak ise ikinci bölümün adı. O da, dönemin başbakanı Demirel’in yine darbeden yıllar sonra söylediği şu sözden esinlendi: “11 Eylül’de oluk oluk akan kan nasıl oldu da 12 Eylül’de bıçak gibi kesildi?” Evet, gerçekten de 12 Eylül sabahı anarşi ve terör bıçak gibi kesilmişti. Peki, ama nasıl ve neden? İşte bu iki kavram, yani elma ve bıçak kavramları, romanın adını ortaya çıkardı.

 

O bıçak, olgunlaşan elmaları kesti yani?..

- Evet, öyle de denilebilir.

 

Elma ve Bıçak’ı ne kadar sürede yazdınız?

- Bu benim dördüncü romanım ve ilk üçünde olduğu gibi, önce kafamda oluşturdum; yani kişileri, olayları, mekanları zihnimde kurguladım. Bu da, yaklaşık iki yıllık bir süreçti. Tamam, her şey yerine oturdu, yazmaya başlayayım dedikten ve klavye başına geçtikten sonra da dört aylık sürede bitirdim.

 

Böyle hacimli bir roman için dört ay kısa bir süre sayılmaz mı?

- Elbette… Kısa… Fakat iki husus vardı. İlki, bu romanı 12 Eylül’ün yıldönümüne yetiştirmek amacı ve telaşıydı. Çünkü, bildiğiniz gibi, 12 Eylül yargı önüne çıkıyordu. Romanın bu zaman diliminde çıkması uygun olur diye düşündüm. İkinci husus, ilkine bağlı olarak, vaktimin büyük bölümünü yazmaya ayırdım. Hani geceyi gündüze katmak derler ya, aynen öyle yaptım açıkçası.

 

Peki,  siz romanın neresindesiniz? Kendinize rol verdiniz mi?

- Vermedim ama vermeyi isterdim. Hatta bir ara aklımdan da geçti. Hani Hitchcock her filminde mutlaka birkaç saniyeliğine de olsa kendini gösterirmiş ya, ben de ucundan kıyısından romanda yer alayım mı diye niyetlendim ama sonra vazgeçtim. Lâkin, kendime rol vermemekle birlikte, rol alan gerçek karakterlerin hepsini şahsen tanıyordum; kimisi arkadaşım, kimisi komşumdu. Romanda onların başından geçenlerin hepsi gerçek hayatta da yaşanmıştı. O yaşantıların çoğuna bizzat şahit olmuş; bir kısmını da ilk ağızlardan duymuş ya da okumuştum.

 

Romanda, o günleri yaşayan bir yazar ve Türk vatandaşı olarak 12 eylül öncesi ve sonrasının kanlı günlerine Ankara'dan bakıyorsunuz. yaşanan onca sürgün, işkence ve faili meçhulü düşününce şu anda Ankara adliyesinde görülen 12 eylül davası sizin için ne anlam ifade ediyor?

- Çok şey ifade ediyor. Hem de çok… Bundan çok değil, beş-on yıl öncesinde bile, gün gelecek 12 Eylülcüler yargılanacaklar, hesap verecekler deselerdi inanmazdık; söyleyene de galiba uzaydan gelmiş muamelesi yapardık. Çünkü, daha önceleri de darbeler, teşebbüsler olmuştu ve bunlar yapanların yanına kâr kalmıştı. Tabiatıyla, şimdi 12 Eylül darbesinin ve müsebbiplerinin telekonferans yoluyla da olsa yargı önünde hesap verir konuma gelmesi önemli. En azından maşeri vicdanın huzuru ve rahatlaması açısından önemli.

 

Yani Evren ve Şahinkaya yargı önünde… Mamak’ın albayı Raci Tetik huzurevinde. Adalet yerini buldu diyebilir miyiz?

- Gerçek adaletin bu dünyada değil de, öteki dünyada gerçekleşeceğine inanıyorum. “Bugün olsa yine darbe yapardım” diyerek yattığı yerden hâlâ yaptıklarını savunan ve suçlu bulunsa bile ceza almayacak birinin artık bu dünyayla ilgisinin ve ilişkisinin kaldığını düşünmüyorum. Aynı şekilde, Mamak’taki insanlıkdışı uygulamaları için “ormanda ağaç kesmek gibiydi, emir verdiler yaptım” diyen Raci Tetik de ruy-i mahşerde hesap verecektir.

 

Sevda ve Nedret’in aşkı, bu kadar hengamenin arasında kaçılan bir huzur limanı gibi. Böyle bir masal gerçek olabilir mi?

- Öyle bir masal vardı ve gerçek olmuştu. Ben olmuş olanı yazdım zaten. Romandaki Nedret ile Sevda yarı gerçek-yarı hayalî karakterlerdi; yani gerçek hayatta karşılıkları vardı ve böyle bir aşk yaşanmıştı.

 

Gülün bittiği yer filminde de izlediğimiz işkence sahnelerini, "bıçak" bölümünde daha detaylı ve uzun uzadıya anlatıyorsunuz. biz okurken zorlandık gerçekten. sizin de yazarken zorlandığınız anlar oldu mu?

- Olmaz mı? Olmaması mümkün mü? Ben 11 Eylül akşamı çıkmıştım Mamak’tan. Hafiften baskılar ve eziyetler başlamıştı ama esas işkence seansları darbeden sonra başladı. Benim anlattıklarım, bizzat bu işkenceleri yaşayanların dile getirdikleriyle sınırlı. Halbuki, biliyoruz ki, benim anlattıklarım gerçekte yaşanılanların onda biri bile değil. Ki, bu kadarcık olanları bile yazarken benim de tüylerimin ürperdiği anlar oldu. İster istemez empati kuruyorsunuz ve bu da fiziki olmasa bile manen aynı acıları çekmenize yol açıyor.

 

Sabah Gazetesi Ankara Eki (30 Kasım 2012)