Osman Çeviksoy / Röportajlar

 

 

Osman ÇEVİKSOY ile Ufuk Mülakatı

( Sayı: 21 ) Mart 2010 Mustafa ŞAHİN

 

Mustafa Şahin: Bize kendinizi, çalışmalarınızı ve eserlerinizi tanıtır mısınız?

Osman Çeviksoy: Memnuniyetle… 1951’de Çorum merkez Feruz köyünde doğdum. İlkokulu köyümde, ortaokulu ve İlköğretmen Okulunu Çorum’da bitirdim. 1971’de ilkokul öğretmeni olarak göreve başladım. Öğretmenliğe devam ederken Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü 1979’da, Ankara Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü 1988’de bitirdim. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkçenin Eğitim ve Öğretimi Ana Bilim Dalında mastır derslerine devam ettim, tez yazımı aşamasında bıraktım. Çeşitli il ve ilçelerin yanı sıra beş yıl Almanya’da Türk işçi çocuklarına Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri verdim. Dönüşte Edebiyat öğretmeni olarak orta öğretime geçtim. Ankara Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesinde, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı bünyesinde oluşturulan Türk Dili ve Edebiyatı program hazırlama ve kitap inceleme komisyonlarında çalıştım. Türkçe ve Edebiyat öğretmenleri için düzenlenen hizmet içi kurslarında öğretim görevlisi olarak görev aldım. En son görev yaptığım Ankara Hasan Âli Yücel Anadolu Öğretmen Lisesinden 2006 yılında emekli oldum. Evliyim, iki çocuğum, dünya tatlısı bir torunum var.

Emeklilikle birlikte kültür sanat faaliyetlerine daha çok zaman ayırma imkânına kavuştum. İki yıldır Avrasya Yazarlar Birliğinin açtığı yazar yetiştirme kurslarının “Hikâye Atölyesi” çalışmalarını yürütüyorum. Türk dünyasının ortak dergisi olma özelliğini her ay biraz daha hak eden, aylık “Kardeş Kalemler” dergisine yazı kurulu üyesi ve yazar olarak katkıda bulunuyorum.

Şiir, roman ve hikâyelerim:

Çorum Ekspres, Yeni Tanin, Eğitim Alanı, Yeni Devir, Gerçek, Hisar, Millî Kültür, Divan, Millî Eğitim ve Kültür, Doğuş Edebiyat, Türk Edebiyatı, Töre, Türk Yurdu, Dolunay, Oluş, İlkyaz, Türkiye, Çorum Hakimiyet, Millî Eğitim, Edebiyat Otağı, Kardeş Kalemler, Hâle, Berceste, Yankı gibi dergi ve gazetelerde; Edebiyat Ufku, Türk Edebiyatımız, Kalem, biz, Türk Ocağı Genel Merkezi internet sitelerinde yayınlandı.

Türkiye Yazarlar Birliği, İLESAM, Avrasya Yazarlar Birliği üyesiyim.  

Ödüllerim:
1.  Töre Dergisi Hikâye Yarışması Mansiyon Ödülü
2.  Gerçek Dergisi Dede Korkut Hikâye Yarışması Üçüncülük Ödülü
3.  Yeni Düşünce Dergisi Hikâye Yarışması Birincilik Ödülü
4.  1981 yılı Kültür Bakanlığı “100. Yıl” yarışmalarında Beyaz Yürüyüş adlı kitabımla öykü dalında birincilik ödülü.   
5.  1985 yılında Duvarın Öte Yanı adlı kitabımla Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Hikâyecisi Ödülü.
6.  1994 yılında Sana Seni Anlatmak adlı kitabımla MEB İkincilik Ödülü.

  
Hikâye Kitaplarım:
1.  Beyaz Yürüyüş (1982)
2.  Tutuklu Yürek (1982)
3.  Ağlamak Yasak (1984)
4.  Duvarın Öte Yanı (1985)
5.  Kar Yağar Gül Üstüne (1986)
6.  Derdimi Gül Eyledim (1989)
7.  Geriye Hüzün Kalır (1990)
8.  Sana Seni Anlatmak (1994)
9.  Aklıma Yıldız Düştü (baskıya hazır)

Romanlarım:
1.  Başıma Dağlar Düştü (1994)
2.  Ömrümüz Gurbet (2008)

İlk Gençlik Hikâye Kitaplarım:
1.  Büyüyorsun Yavrucuğum (2004)
2.  Bir Çağ Masalı (2004)
3.  Babalar Oğullar (2004)
4.  Sarı Mantolu Kız (2004)

Radyo oyunum:
Kartal Yuvası (Beş bölümlük arkası yarın) (1992)

Ders kitaplarım:
(Ethem BARAN’la birlikte) Liseler için, Türk Dili ve Edebiyatı,
Edebiyat 1, 2, 3,
Kompozisyon 1, 2, 3,
Edebî Metinler 1, 2,
Güzel Konuşma ve Yazma.

Mustafa Şahin: Yazmaya ne zaman başladınız?

Osman Çeviksoy: İlkokul dörtte… Hiç unutmuyorum, Türkçe kitabımızdaki anne konusunu işleyen bir şiire benzeterek, daha doğrusu o şiiri değiştirerek şiir yazmaya kalkışmıştım. Sonuç kötü oldu tabii… Kimseye gösteremedim ve bu işin taklitle, alıntıyla yürümeyeceğini ilk denemede anlamış oldum. Bu gün düşünüyorum da iyi ki öyle başlamışım… O ilk denemeden sonra kimseden tek satır yürütmedim, kimseyi taklit etmedim, kimse gibi olmaya çalışmadım… 

Mustafa Şahin: Genellikle hangi türde yazılar yazarsınız?

Osman Çeviksoy: Ortaokul ve öğretmen okulu yıllarında pek çok türde yazıyordum: Şiir, hikâye, roman, yerel bir gazete için köşe yazıları, röportajlar, haberler… Yirmili yaşlarıma geldiğimde baktım ki ilgi duyduğum bütün türlerde yazmışım ve ele almadığım konu, tema kalmamış… 1977 yılında bunların hepsinden kurtuldum, rahatladım ve sadece hikâye yazmaya başladım. Kitaplarıma girenler, bu tarihten sonra yazdıklarımdan yırtmadıklarımdır. Şimdi sadece hikâye ve roman yazıyorum…

Mustafa Şahin: 1977 yılı dediniz…

Osman Çeviksoy: Evet, 1976, 77, 78 yılları benim öğretmenlikle öğrenciliği bir arada götürdüğüm yıllardır. Hem öğretmendim hem de Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü öğrencisiydim. Gündüz çalışıyor gece okuyordum. Ali Akbaş, Musa Doğan, Yahya Akengin, rahmetli Mehmet Akif İnan ve Alâeddin Özdenören gibi şair ve yazarlar hem meslektaşlarım hem de hocalarımdı. Akademik kariyer sahibi olmasalar da sanatçı insanlardı. Ali Beyler Divan dergisini, Akif Beyler Mavera’yı, Yahya Beyler, Mehmet Çınarlı’nın meşhur Hisar dergisini çıkarıyorlardı. Anarşi ve teröre rağmen kültür, sanat, edebiyat etkinlikleri bütün canlılığıyla devam ediyordu. Özellikle okulumuzun kapalı tutulduğu zamanlarda hocalarımızla, edebiyata gönül vermiş arkadaşlarımızla uzun sohbetler, okumalar gerçekleştirirdik. Farklı görüşleri temsil eden kişilerle, ortamlarla tanışmam beni “Bu güne kadar yazdıklarımdan daha iyilerini yazabilirim.” noktasına getirdi. O güne kadar doldurduğum bütün defterleri, biriktirdiğim gazete kesiklerini, hepsini yaktım ve yeniden yazmaya başladım.

Mustafa Şahin: Yazmanızda etkili olan birileri oldu mu?

Osman Çeviksoy: Elbette oldu… İlkokul öğretmenim, şair ve yazar Nuri Ağca, gazete ve dergilerde çıkmış yazılarını sınıfa getirip okumasa, teşvik etmese, okumam için şiir, masal, hikâye kitapları vermese belki de yazmayı düşünmeyecektim. Burada bir de babamı anmalıyım. Babam harika bir anlatıcıydı. En güzel masalları, hikâyeleri, kıssaları, fıkraları; askerlik, kıtlık, savaş anılarını bana babam anlattı. Yazmaya başlayışımda, hikâyede karar kılışımda belki de en büyük pay babamındır.

Mustafa Şahin: İlk yazınızı hatırlıyor musunuz, bu yazıdan bize biraz söz edebilir misiniz?

Osman Çeviksoy: Az önce sözünü ettiğim şiir denemesinden sonra tarih dersinde öğretmenimizin Millî Mücadele’yi anlatışından etkilenerek yine bir şiir yazdım. Bu defa kendi duygu ve düşüncelerimi kendi ifadelerimle anlatmıştım. Öğretmenimize gösterdim. Çok beğendi. Defterimi alıp diğer sınıftaki öğretmene götürdü. Köyümüzün iki öğretmeninden de “aferin” aldım.

İlk düz yazımı çok net hatırlamıyorum. Aklıma, o yılın yaz tatilinde hayvan otlatırken azık çantamda taşıdığım deftere karaladığım, doğa tasvirleri geliyor. Açıkçası, başlangıçta düzyazıyı önemsemiyordum, hatta biraz da küçümsüyordum.

Mustafa Şahin: Yayınlanan ilk yazınızı hatırlıyor musunuz, bu yazıdan bize biraz söz edebilir misiniz?

Osman Çeviksoy: Yayınlanan ilk şiirimi de ilk hikâyemi de çok net hatırlıyorum. Şiirim 1967 yazında “Babıâli’de Sabah” gazetesinde, hikâyem 1968 yazında “Çorum Ekspres” gazetesinde yayınlandı. Şiir, halk şiiri tarzında heceyle yazılmış, benim de içinde bulunduğum gençliği eleştiren bir taşlamaydı. Hikâyem, bir trafik kazasını; bizim köyden Çorum’a yük ve yolcu getiren kamyonun yarı yolda dönemeci alamayıp devrilmesini anlatıyordu. Kamyonda bulunan hemen herkes yaralanmış, iki kişi de ölmüştü. Ölenlerden biri benim akrabam ve ilkokulda sıra arkadaşım Abdullah’tı. İlkokulu birlikte bitirmiştik. Ben ortaokula yazılmıştım, Abdullah köyde kalmıştı. Kaza orta sondayken olmuştu. Anlatılanlar beni derinden etkilemişti. Olayı şiirle anlatmayı denedim, olmadı. Hikâyesini yazdım. Hayli uzun oldu. Adı “Ölüm Yolcuları”ydı. Okuyan arkadaşlar ve Türkçe öğretmenimiz Mehmet Kocasaraç beğenmişti. Büyük bir cesaretle o zamanlar Çorum’da çıkan iki gazeteden birine; Çorum Ekspres’e gittim, “Beğenirseniz yayınlamanızı istiyorum” diyerek hikâyeyi bıraktım. Birkaç gün sonra sonucu öğrenmek için uğradığımda hikâyemin tefrika edildiğini öğrendim. Gazetenin sahibi olduğunu sonradan öğrendiğim yaşlıca bir adam benden yeni hikâyeler ve bir fotoğraf istedi. Bir süre sonra aynı gazetede köşe yazıları da yazmaya başladım.

Mustafa Şahin: Yazmaktan vazgeçmeyi düşündüğünüz oldu mu?

Osman Çeviksoy: Hiç olmadı… Ancak liseler için ders kitapları hazırlamaya başlayınca uzunca bir süre hikâye ve romana ara vermek zorunda kaldım. Ders kitapları hazırlamak da bir çeşit yazmaktı; hikâyeci arkadaşım Ethem Baran’la birlikte güzel ders kitapları hazırladık, yıllarca ülke genelinde okutuldu. Yine de ben o dönemi kendi açımdan yazmaya ara vermişim gibi görüyorum.

Mustafa Şahin: Yazmaya ilk başladığınızda kendisine hayran olduğunuz yazarlar var mıydı?

Osman Çeviksoy: Vardı tabii… Öncelikle ilkokul öğretmenim… Sınıfa getirdiği gazete ve dergilerde adını gördükçe ona karşı hayranlığım bir kat daha artıyordu. Sonra Ömer Seyfettin, Ant ve Kaşağı hikâyeleriyle gönlüme girdi, hayranlığımı kazandı. Daha sonra Peyami Safa, Refik Halit Karay, Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal… Ortaokuldayken romanlarını heyecanla, hayranlıkla okuduğum romancılar da vardı. Bunlardan bazılarını okurken gözyaşlarıma sahip olamadıklarım da olurdu… Onlarca isim…

Mustafa Şahin: Bu yazarlara hayranlığınız devam ediyor mu?

Osman Çeviksoy: Evet, adını andığım yazarlara hayranlığım değişik boyutlarda devam ediyor… Ancak, ilk başlarda hayran olup da sonradan basit bulduğum, kullandığı dilden dolayı okumaya devam edemediğim, bir anlamda unuttuklarım da var. Onların adlarını vermeyi doğru bulmuyorum.

Mustafa Şahin: Şu anda kendisine hayran olduğunuz yazarlar var mı, kimler?

Osman Çeviksoy: Var tabii… Ancak sayıları çok değil. İsim sıralamak yerine bir çerçeve çizmek geliyor içimden. Küreselleşme denilen ucubenin ve bu ucubeden fırlayan kolların etkisinde kalmadan, küresel borazan haline gelmeden, Türk dilini etkili ve güzel kullanarak yazan, millî değerlerimize yabancılaşmamış şaire, yazara, bilim adamına, gazeteciye hayranım…

Mustafa Şahin: Yazmaktan başka resim, müzik gibi uğraşılarınız var mı, varsa neler?

Osman Çeviksoy: Maalesef yok… Birazcık flüt çalıyorum. İlkokulda çalıştığım yıllarda öğrencilerime okul şarkılarını flüt eşliğinde öğrettim. O kadar…

 

Mustafa Şahin: Çalışmalarınızı yaptığınız ortamı tarif eder misiniz?

Osman Çeviksoy: Bazen çalışma masamda, bazen salonda, bazen balkonda yazıyorum. Genellikle geceleri çalışıyorum. Çalışmam için ön şart sessizlik… Önceleri gürültüden fazla etkilenmiyordum. Ev, okul, kütüphane hatta kahvehane fark etmiyordu. Bazı hikâyelerimi kahvehanelerde, özellikle Hacı Bayram Camii çevresindeki (eski) kahvehanelerde yazdığımı hatırlıyorum. Şimdi gürültülü ortamlarda yazamıyorum. İlle de sessizlik olacak… Evde bu, bilindiğinden ben çalışırken ya da dinlenirken hane halkı gürültü yapmamaya özen gösterir. Torunum, okula başlayınca kurala da uymaya başladı.

Mustafa Şahin: Müzik dinler misiniz, dinliyorsanız ne tür?

Osman Çeviksoy: Dinlerim… Türk müziğinin her türünü sevmekle birlikte en çok Türk halk müziğini sever ve dinlerim.

Mustafa Şahin: Çalışmalarınızı yaparken müzik dinler misiniz dinliyorsanız ne tür?

Osman Çeviksoy: Nadiren sözsüz müzik açtığım olur. Çok hafif bir fon olarak…

Mustafa Şahin: Haberleri takip ediyor musunuz, çalışmalarınızda gündemin etkileri oluyor mu?

Osman Çeviksoy: Her saat başı değil de ana haber bültenlerini dinliyorum. Haberler, çalışmalarımı doğrudan etkilemezse de dolaylı olarak mutlaka etkiliyordur. En azından bazı haberler can sıkıyor, bazıları üzüyor, bazıları endişelendiriyor. İnsan ister istemez etkileniyor.

Mustafa Şahin: Magazin haberlerini takip ediyor musunuz, çalışmalarınızda magazin gündeminin etkileri oluyor mu?

Osman Çeviksoy: Magazin haberlerini özel olarak takip etmem. Ancak bütün televizyon kanalları ana haber bültenlerini magazin haberleriyle sonlandırdıkları için az da olsa takip etmiş oluyoruz. Çalışmalarıma doğrudan etkisinin olduğunu sanmıyorum. Televizyonda ya da gazetede görüp yazdığım olay ya da durum yok denecek kadar azdır.

Mustafa Şahin: Bir çalışmanın bittiğine nasıl karar veriyorsunuz?

Osman Çeviksoy: Yazma işi bittiğinde çalışma bitmiştir. Gönlüme göre olduysa, sonra gözden geçirmek üzere bırakırım. Değilse çöpe atarım.

Mustafa Şahin: Çalışmalarınızı yayınlamadan önce görüşünü veya tavsiyelerini aldığınız kimse var mı?

Osman Çeviksoy: Var, eşim.

Mustafa Şahin: Bir çalışmayı bitirmeden başka çalışmaya geçtiğiniz oluyor mu?

Osman Çeviksoy: Roman yazarken araya bir hikâyeler giriyor. Ancak bir hikâyeyi yarım bırakıp da diğerine geçtiğim olmuyor. Hikâye biter, sonra kontrol edilmek üzere bırakılır, başka birine başlanır. Hikâye bitse bile içime sinmemişse onu siler (Eskiden yırtıyordum.) yenisine başlarım.

Mustafa Şahin: Yarım çalışmalar sizde ne gibi bir etki yapıyor?

Osman Çeviksoy: Mecbur kalmadıkça yarım çalışma bırakmam. Birini tamamlamadan diğerine geçmek bana hoş görünmüyor. Bunun bir istisnası var; Tutuklu Yürek’teki “Ayçiçeği” adlı hikâyem. Bu hikâyenin ilk yarısını yazdıktan üç buçuk ay sonra ikinci yarısını yazabilmiştim. Çünkü araya ölümden kaynaklanan bir büyük acı girmişti.

Mustafa Şahin: Büyük bir acı dediniz, sizi rahatsız etmeyecekse açabilir miyiz?

Osman Çeviksoy: Babamın vefatı nedeniyle yaşamış olduğum büyük acı, beni yazmaktan bir süre alıkoydu.

Mustafa Şahin: Çalışmalarınıza olumlu yorumlar aldığınızda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Osman Çeviksoy: Yorum yapan kişinin edebiyatla ilgisi nedir ne değildir, ona bakarım. Bu ilginin derecesiyle doğru orantılı olarak sevinirim. Edebiyattan, edebî eserden anlamayan, birisinin göklere çıkarıcı övgülerinden, anlayan kişinin “fena olmamış” demesi daha değerlidir.

Mustafa Şahin: Çalışmalarınıza olumsuz yorumlar aldığınızda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Osman Çeviksoy: Az önce söylediğim ölçü olumsuz yorumlar için de geçerlidir. İşin ehli olmayanların olumsuz yorumlarını fazla dikkate almam, üzülmem. Ancak işin ehli olan olumsuz yorum yapmışsa, kimseye belli etmeden üzülürüm, sonraki çalışmalarımda dikkate alırım.

Mustafa Şahin: Yazdığınız zamanlar kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Osman Çeviksoy: Yazdığım zamanlar anlamlı yaşadığıma inanıyorum. İki günüm arasındaki eşitliği, lehime olacak biçimde bozduğuma inanıyorum.

Mustafa Şahin: Yazmadığınız zamanlar kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Osman Çeviksoy: Sıkıntılı, tedirgin, hem boşlukta hem de ağır bir yük altında gibi…

Mustafa Şahin: Kendi yazılarınızı okuyor musunuz?

Osman Çeviksoy: Bir vesileyle birilerine okumanın dışında kendi yazılarımı okumam.

Mustafa Şahin: Keşke yazmamış olsaydım dediğiniz çalışmanız oldu mu?

Osman Çeviksoy: Olmadı. Ancak “Keşke öyle yazmasaydım!” dediğim hikâyelerim oldu.

Mustafa Şahin: Örnek verebilir misiniz?

Osman Çeviksoy: Elbette… Bizim eğitim sistemimiz maalesef kendini tanımayan ama Batı’ya hayran, Batı karşısında adeta aşağılık kompleksli insanlar yetiştirmiştir. Ben de bu sistem içinde yetiştim. Kısmet oldu, gittim gördüm ki Batı, hiç de bize anlatıldığı gibi mükemmel değil. Öncelikle aile hayatının iflas ettiğini, sapık ilişkilerin, kötü alışkanlıkların bizimle kıyaslanamayacak kadar yaygın olduğunu gördüm, yüzlerce yaşanmış hikâye dinledim. Oradayken yazdığım hikâyelerin bazılarında “Mükemmel sandığınız Batının da kusurları var.” demeye gelecek açık mesajlar verdim. Bu gün diyorum ki keşke o mesajları o kadar açıkça vermeseydim.

 

Mustafa Şahin: Kendiniz için yazdığınız, zaman zaman okuduğunuz ve kendinizi hatırladığınız bir çalışmanız var mı?

Osman Çeviksoy: Yok…

Mustafa Şahin: Müstear kullandığınız oldu mu?

Osman Çeviksoy: Evet, oldu. “Kartal Karakoç” ve “Osman İhsan Çakıroğlu” müstearlarını kullandım.

Mustafa Şahin: Müstear kullanma konusundaki düşünceleriniz neler?

Osman Çeviksoy: Gerek duyuluyorsa kullanılabilir. Ne var ki müstearla kendini, kitaplarını tanıtan, kendine atıflarda bulunan, övgüler yağdıran şair, yazar ve gazetecilerin olduğu söyleniyor. Bunu, dürüstlükle bağdaştıramıyorum.

Mustafa Şahin: Ne tür kitaplar okursunuz?

Osman Çeviksoy: Her tür… Ama daha çok edebiyatla ilgili kitaplar…

Mustafa Şahin: Mutlaka okunmalı dediğiniz olmazsa olmaz eserler var mı?

Osman Çeviksoy: Elbette var. En başta Kur’an-ı Kerim… Arapçasını okuyabilsek de mutlaka mealini de okumalıyız.

Mustafa Şahin: Tekrar tekrar okuduğunuz eserler var mı?

Osman Çeviksoy: Kur’an-ı Kerim’deki Yusuf suresini, Kehf suresinin Hz. Musa ile Bilge kişinin (Hızır Aleyhisselamın) yolculuğunu anlatan bölümü tekrar tekrar okumuşumdur. Emekli olmadan önce, öğrencilerime de okurdum. Mükemmel kurgulu hikâyeler olarak anlamaya çalışırdık.

Ayrıca Tarık Buğra’nın Oğlumuz, Memduh Şevket Esendal’ın Hayat Ne Tatlı ve Eşek, Sait Faik Abasıyanık’ın Hişt Hişt ve Dülger Balığının Ölümü, Cengiz Aytmatov’un Asker Çocuğu ve Yüz Yüze, Refik Halit Karay’ın Eskici hikâyelerini tekrar tekrar okumuşumdur.

Mustafa Şahin: Sizce yazmak için okumak şart mı, neden?

Osman Çeviksoy: Kesinlikle… Yazan insanın sürekli beslenmesi, kendini geliştirmesi gerekir. Aksi takdirde belli bir seviyenin üstüne çıkamaz, tekrara düşer, hatta geriler. Bu sadece yazarlıkta değil her alanda böyledir. Doktorlukta, öğretmenlikte, mühendislikte… Burada Atilla İlhan’ın inek, ot, süt benzetmesini hatırlatmak isterim.

Mustafa Şahin: Sizce insan neden yazar?

Osman Çeviksoy: Pek çok sebepten… Bilinmek, tanınmak, paylaşmak için… Beyninde ve yüreğinde taşıdığı ağırlıklardan kurtulmak için… Yaşadığı yıllara tanıklık etmiş olmak ve geleceğe iz bırakmak için… Kötülükleri eliyle düzeltmeye güç yetiremediği için. Güzele özlem, çirkine öfkeden dolayı… Sözün gücüne inandığından… Ya da şu an aklıma gelmeyen başka sebepten, sebeplerden dolayı yazıyorlardır.

Mustafa Şahin: Bunlar içerisinde sizin yazma sebebiniz nedir?

Osman Çeviksoy: Belki hepsi ama en çok güzelliklere özlem diyebilirim.

Mustafa Şahin: Gelenek ve yenilik arasında yeriniz neresidir?

Osman Çeviksoy: Buna karar vermek benim işim değil, uzmanların işidir diye düşünüyorum. Şurada olayım, burada olayım diye bir kaygım olmadı. Ahmet Kabaklı Türk Edebiyatı adlı eserinin beşinci cildinde beni “Yeni Gelenekçi Roman” bölümüne aldı. İtirazım olmadı.

Mustafa Şahin: Yazmaya yeni başlayanlara ne tavsiye edersiniz?

Osman Çeviksoy: Birikimlerini artırmak üzere iyi bir dinleyici, iyi bir okuyucu olmalarını, gözlemci olmalarını ve sürekli yazmalarını tavsiye ederim. Yazsınlar, beğenmeyince onu çöpe atıp yeniden yazsınlar… Yazarlık, yazmadan öğrenilmez.

Mustafa Şahin: Başınızdan geçen unutamadığınız ve bizlerle paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı?

Osman Çeviksoy: Var, anlatayım. Gençliğimde oldukça hızlı yazıyor ve birkaç dergiye birden hikâye gönderiyordum. “Tutuklu Yürek”te yer alan “Çamlıbel Köröğlu yahut Deli Eşref” adlı hikâyemi arada bir uğradığım Hisar’a kendim bıraktım, iki sayı bekledim çıkmadı. Beğenilmediğine kanaat getirerek, biraz da gönlü kırılmış bir biçimde, hikâyeyi İstanbul’da yayınlanan Gerçek dergisine gönderdim. Gerçek’in yeni sayısında çıktı. 1981’in ilk aylarıydı ama şu an hangi ay olduğunu hatırlamıyorum. Dergiyi alıp Hisar’ın yazıhanesine gittim. Derginin sahibi, yayın yönetmeni rahmetli Mehmet Çınarlı oradaydı. Çekinerek hikâyeden söz açtım. “Hatırladım, güzel hikâyeydi!”dedi. “Sırada bekleyen çok yazı vardı, ancak bu ay koyabildik. Birkaç güne çıkacak.” Korktuğum başıma gelmişti. Durumu anlatıncaya kadar akla karayı seçtim ve ter döktüm. Zarif adam Çınarlı, hemen telefona sarıldı, derginin basıldığı matbaanın sorumlusuyla görüştü. Benim hikâyeyi çıkarmalarını, onun yerine dizildiği halde sayfa yetersizliğinden gelecek sayıya kalacak yazılardan birinin konulmasını istedi. Telefonu kapatınca “İyi ki söyledin.” dedi, başka bir şey demedi. Ama ben çok utandım. O ay Hisar, on gün gecikmeli çıktı. Zaten bir süredir gecikmeli çıkan Hisar’ın o ayki gecikmesinde benim payım ne kadardı, hâlâ merak ederim.

Mustafa Şahin: Size ulaşmak isteyenlere iletişim bilgilerinizi vermek ister misiniz?

Osman Çeviksoy: Tabii ki… E-posta adresim: osmanceviksoy@gmail.com  

Mustafa Şahin: Teşekkür ediyoruz efendim.

Osman Çeviksoy: Ben teşekkür ederim.

**** 

Mustafa Şahin tarafından yayına hazırlanmış olan bu mülakat Edebiyat Ufku Sitesi adına bizzat görüşülerek yapılmıştır.

http://www.edebiyatufku.com/artikel.php?artikel_id=1033