İlginç Yazarlar ve Kitaplar

 

 

GENEL MÜDAVİMİ YAZARLAR

Soner Yalçın / 23 Ağustos 2018 / Sözcü

Keyifli bayram yazılarına devam edeyim…
Bugün biraz “mahrem”/”muzır” konulara gireyim:
“Yüksek kaldırımda, güpe gündüz?
Melahat'i almışım da sonra
Alemdar'a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım…”
Orhan Veli'nin “yüksek kaldırım” hikayelerine girmeyelim; “dışarıdan” yazayım:
Victor Hugo genelevlerin sadık müşterisiydi. Cenaze törenine katılmaları için tüm genelev kadınlarına izin verildi. Katılanlar büyük yazara saygı için “sermaye yerlerine” siyah eşarp bağladı!
Balzac, Makyavelli, Graham Greene, Borges, George Simenon, Gustave Flaubert ve hala tartışılan iddiaya göre cinsellikten zevk almayan Kafka genelev müdavimiydi. Kimi, genelev kadınına aşık oldu. Van Gogh, fahişe -aynı zamanda alkolik- ve 60 resmine modellik yapan Sian Hoornick'e aşıktı. Onu “fahişe” olarak değil bir işçi olarak gördü. Van Gogh'un asıl büyük aşkı meslektaşı Paul Gaugin idi; onun için kulağını kesti! Ve kesik kulağını bir genelev kadınıyla Gaugin'e gönderdi…
Shakespeare gibi kimileri genelevden frengi hastalığı kaptı. Entelektüel kadınlara hep mesafeli Charles Baudelaire, genelevde frengi kapan yazarlardan idi. Michelangelo ise, ömrü uzattığına inandığı için cinsel perhiz yapardı…
Çok yönlü Amerikalı sanatçı-yazar Maya Angelou'nun genelevde çalıştığını bilir misiniz?
Jazz'ın kurucu babası Louis Armstrong New Orleans'ın genelev mahallesi Storyville'de dünyaya geldi…
Arturo Toscanini, provada performansından memnun olmadığı orkestraya şöyle sitem etti: “Bir daha dünyaya gelirsem genelevde bekçilik yapacağım hiçbirinizi içeriye sokmayacağım!”
Bu kadar genelev bilgisi yeter!

Marksist silahlı örgüt

“Mutlu aşk yoktur” diyen Louis Aragon evlilik dışı dünyaya geldi. Gerçek annesine “teyze” dedi. Büyük aşkı Elsa Triolet 1970'de vefat edince bambaşka biri oldu: Saçlarını uzattı, frapan giyinmeye başladı, gece kulüplerinden çıkmadı ve en sonunda eşcinselliği tercih etti…
Çok eşcinsel yazar var; T.E. Lawrance, Virginia Woolf, Tennessee Williams, James Baldvin, Oscar Wilde, Marcel Proust, Collette, Walt Whitman vs…
Arthur Rimbaud ile Paul Verlaine arasındaki tutkulu aşk hala yazılır. Örneğin, Christopher Hampton'un yazdığı, Didier Long'un uyarlayıp sahneye koyduğu “Ay Tutulması” bu fırtınalı aşkı anlatır…
Benzer aşk iki heykeltraş; Rodin ile Camille arasında geçti. Bu aşk akıl hastanesinde sonlandı; zavallı Camille hastanede öldü…
Aşk ve gurur temalarını romanlarına yansıtan Alexandre Dumas, karısını yakın arkadaşı yazar Roger Beauvoir ile yatakta yakalayınca şöyle dedi:
– “Beni de aranıza alın; hava çok soğuk!”
Dostoyevski'nin büyük aşkı Polin Suslova idi; “Kumarbaz” eserinin erkek kahramanı kendisi, kadını ise Polin'di…
Goethe'nin son aşkı kaplıcada tanıştığı 17'sindeki Ulrike'ydi; Goethe aşık olduğunda 71 yaşındaydı…
Daktiloyla ilk yazan romancı Mark Twain, bugün milyonlarca kadın tarafından kullanılan sütyen kopçasının mucidiydi!
Ülkelerde en çok yasaklanan kitapların başında Ernest Hemingway'ın eseri, I. Dünya Savaşı'nı anlatan “Silahlara Veda” gelir. Gerekçesi ilginçti; müstehcenlik…
“Ejderha Dövmeli Kız”ın da aralarında bulunduğu “Milenyum” serisinin yazarı Stieg Larsson, sırt çantasıyla Afrika'yı dolaştı; 1977 yılında Etiyopya'daki Marksist bir örgütün kadın gerillalarını eğitti!

***

BAŞKAN DURUŞU YOK

Soner Yalçın / 223 Ağustos 2018 / Sözcü

Bayram yazılarına devam…
Edebiyat dünyasının renkli labirentinde dolaşmayı sürdüreyim…
Şair olmak kolay değil…
Yazar olmak kolay değil…
Kimi zaman sendeleseniz de kendinize güveninizi kaybetmeyeceksiniz.
Dünyanın bugün tanınmış nice büyük yazarının eserlerini yayınevleri reddetti.
Bugün okullarda öğrencilere tavsiye edilen kimi eserlerin yayınlanması kolay olmadı. Yayınevleri kimi eserleri yayınlamayı reddetti:
– William Golding'in “Sineklerin Tanrısı” reddedildi.
– J.D. Salinger'in “Çavdar Tarlası Çocukları” reddedildi.
– George Orwell'in “Hayvan Çiftliği” reddedildi.
– J.L. Seagull'un “Martı”sı reddedildi.
– J.K. Rowling'in “Harry Potter”ı reddedildi.
– Herman Melville'nin “Moby Dick”i reddedildi.
Yayınevleri kimleri reddetmedi ki:
– Vladimir Nabokov'un “Lolita”sı reddedildi.
– Marcel Proust'un “Geçmiş Zamanın İzinde” eserini değerlendiren yayınevi editörü yazara gönderdiği mektupta eleştirisini şöyle kaleme aldı: “Sevgili dostum, beynimi ne kadar zorlasam da, adamın birinin uykuya dalmadan önce sağa sola nasıl döndüğünü tasvir için otuz sayfanın heder edilmesini anlayamıyorum.”
Yayınevi Knopf, Slyvia Plath'ın “Sırça Fanus” eserini “romana benzemiyor” diye reddetti.
Sadece yayınevleri değildi engel çıkaran, ya eleştirmenler?
İlk realist roman olan “Madame Bovary” üzerine Le Figaro şunu yazdı:
– “Bay Gustave Flaubert yazar değildir.”
Peki, meslektaşlarının yazdıkları:

Diktatör piç

Emile Zola, büyük şair Charles Baudelaire hakkında şunu yazdı:
– “Yüz yıl sonra Fransız edebiyatı Les Fleurs du Mal/Elem Çiçekleri ile alay edecektir.”
“Saklı Seçilmişler” kitabımdan alıntı yaptığım Amerikalı yazar Upton Sinclair, “Şikago Mezbahaları” gibi çok değerli romanlar yazdı. Gazeteci Benjamin De Casseres 1932 yılında şöyle dedi:
– “Upton Sinclair öldüğünde, ölüdür. Ben öldüğümde ölümsüz.”
Casseres tarihi şöyle geçti: Baruch Spinoza'nın uzaktan akrabası!
Edebiyat tarihinin renkli isimlerinden biri kuşkusuz Truman Capote idi. Kimler hakkında neler demedi ki:
– Nabokov'u severim çünkü o bir artist…
– Hemingway yüz yıl sonra kısa öyküleriyle anılacaktır. “İhtiyar Adam ve Deniz”den nefret ediyorum…
– Faulkner çok dikkatsiz; onu takdir ettiğimi söyleyemem…
– W. Hugh Auden diktatör piç…
– Donald Barthelme sahtekar…
– Saul Bellow'un bırakın kitabını bir paragrafı bile yoktur…
– Joyse Carol Oates, Amerika'nın en iğrenç yaratığı. Onu okurken kusmam geliyor…
– Andre Gide yetenekli değil; Prost'un bile yatağına girdi…
– İnsanlar Bob Dylan'ı neden sever bilmem; şarkı söyleyemez ki…
– Rod Steiger yaşayan en kötü artist…
Ama. Capote öldüğünde Gore Vidal şunu yazdı: “Mesleği açısından iyi bir gelişme!”
Edebiyat dünyasının kaba olduğunu düşünmenizi istemem. Nobel ödüllü iki edebiyatçı Hermann Hesse ile Thomas Mann elli yıl süren mektuplaşmalarında birbirlerine “Bayım” demekten vazgeçmedi.
Edebiyat dünyasının böyle “kankaları” vardı:
– G. Maupassant ile G. Flaubert…
– E. Hemingway ile F. Scott…
– J. Joyce ile E. Pound…
– A. Puşkin ile N. Gogol…
– L. Tolstoy ile I. Turgenev…
– H. Balzac ile G. Sand gibi…

Kendinize güvenin

James Joyse “Dublinliler” eserini götürdü, reddedildi.
James Joyse “Ulysses” eserini götürdü, reddedildi.
Eserleri reddedilen James Joyse 1934 yılında Zürih'te buluştuğu iki dostuna şunu anlattı:
“Bugün beni görmeye bir Alman bayan geldi. Yazarmış. Yazdıklarını görmemi istedi. Sohbet sırasında romanını kaldığı otelin kapıcısına okuttuğunu söyledi. Kapıcının fikrini merak ettim. Dedi ki: ‘Ormanda sevgilisinin madalyonunu bulan roman kahramanının onu tutkuyla öpmesine itiraz etti. ‘Kapıcının bu etkili sahnede neyi beğenmemiş olduğunu sordum. Bayanın yanıtı şu oldu: ‘Kapıcı madalyonun öpülmesine itiraz etmiyor. Sadece kahramanın, önce madalyonun üstündeki tozu paltosunun koluyla silmesinin daha doğru olacağını düşünüyor.' Alman bayana dedim ki, ‘Otele dönün ve kapıcının tüm önerilerini yerine getirin. O adam dahi bir eleştirmen. Ondan öğrenemeyip benden öğreneceğiniz hiçbir şey yok ve inanın bunu içtenlikle söylüyorum…”
Sonuçta, Joyce bir şekilde Alman yazarı reddetmiş olmamış mı?
Nobel ödülünü ABD'den ilk alan edebiyatçı Pearl S. Buck oldu. 1938'de Nobel'i kazandığını öğrendiği gün, postacı eserinin yayınevi tarafından reddedildiğini bildiren mektubu getirdi!
İngiliz polisiye edebiyatının tanınmış yazarı John Creasey, ilk kitabını çıkarana kadar 743 kez ret mektubu aldı!
Evet kendinize güveniniz. Çünkü:
Menajer Jim Denny, Elvis Presley'e şöyle nasihat verdi:
“Bir yerlere varamazsın evlat; en iyisi kamyon şoförlüğüne geri dön!”
Mankenlik ajansı Emmeline Snively'in Marilyn Monroe'ye önerisi ise şu oldu:
“Sekreterlik yap ya da evlen.”
En komiği şuydu:
Yıl, 1964. “The Best Man” filminin yapımcısı United Artists, aktör Ronald Reagan'a ABD başkanı rolü verilmesine karşı çıktı:
“Onda başkan duruşu yok!”

***

ANLATMAMAK AHLAKSIZLIKTIR

Soner Yalçın / 21 Ağustos 2018 / Sözcü

Bugün bayram…
Şeker tadında/hediyelik yazmak şart.
Geliniz…
Sizi renkli edebiyat dünyasına götüreyim; yazarların “özel hayatına” girelim!
Mesela…
Eserlerini okuduğunuz yazarların nasıl yazdıklarını bilir misiniz:
Victor Hugo, Virginia Woolf, Ernest Hemingway, Vladimir Nabokov, Thomas Wolfe, William Saroyan, Malcolm Lowry ayakta yazardı…
Voltaire, Robert Lowell, Marcel Proust, Truman Capote yatarak çalışırdı.
Capote yazım öncesinde ucu açık 500 kurşun kalemi hazır ederdi! İlk müsvedde sarı kağıda, ikincisi beyaz kağıda ve son yazımı sarı kağıda yapardı. Batıl inançları vardı; aynı küllükte üç sigara izmariti olamazdı…
Marcel Proust, yere düşen kalemi almazdı, “mikrop kaparım” endişesiyle…
Immanuel Kant müzik dinlemez, roman okumazdı. Günlük yürüyüşlerini aksatmazdı; yürümeyi çok seven Kant, yaşadığı Königsberg'ten nadir dışarı çıktı!
Victor Hugo, Charles Dickens, Thomas Mann, Soren Kierkegaard, Franz Kafka, Thomas Hobbes, Vladimir Nabokov yürüyüşü aksatmayan yazarlardandı. Soyağacına göre atası Cengiz Han olan Tolstoy ata binerdi…
Charles Dickens'in masası, mutlaka pencere önünde olmalı ve masada taze çiçeklerin bulunduğu vazo bulunmalıydı…
Schiller masasının bir çekmecesinde çürük elma bulundururdu; çürük elma kokusunu hissetmeden yazamazdı…
Charles Dickens ilham gelmesi için morglarda gezerdi. Raymond Chandler'in ise ilham gelmesi için, karısı Cissy'i çırılçıplak ev işi yaparken izlemesi gerekiyordu…
Maya Angelou evinde çalışamaz otel odası kiralardı…
John Cheever üzerinde sadece don varken yazabilirdi…

K. Marks'ın kızı

Henrik İbsen (tıpkı Haruki Murakami gibi) çalışmaya sabah saat 4'te başlardı…
Gustave Flaubert sabah onda uyanır; zili çalar, gazetesini, mektuplarını, bir bardak soğuk suyunu ve piposunu isterdi. “Madam Bovary” romanını haftada iki sayfa yazarak beş yılda tamamladı. (Bu kitabı İngilizceye çeviren K. Marks'ın kızı aynı roman kahramanı Emma'nın yöntemiyle intihar etti.)
Descartes günde on saat uyurdu; aylaklığın, zihinsel çalışmanın temeli olduğuna inanırdı. İncil dışında pek kitap okumazdı.
Charles Dickens, Marcel Proust, Alexandre Duma, Mark Twain, Samuel Beckett, Jean-Paul Sartre gibi yazarların uyku problemi vardı; uyuyamazlardı…
H. Auden, kahve içmedenyazmaya başlayamayan isimlerdendi…
Scott Fitzgeraldmuazzam alkolalırdı; sek cin içerdi. Zaten “Jay Gatsby” adlı “muhteşem” karakteri gerçek hayatta içki kaçakçısı Max Gerlach idi…
Samuel Beckett ucuz şarapcıydı.
Kingsley Amis o kadar viski içerdi ki, gece tuvalete gitmemek için yatağının yanında kova bulundururdu.
Masasında bir şişe şarap ya da şampanya bulunduran bir diğer yazar Schiller idi…
Thomas Mann yazarken on iki sigara ve iki puro içmekle sınırladı kendini…
Jean-Paul Sartre günde; iki paket sigara, birkaç pipo, bir litreden fazla şarap ağırlıklı alkol ve iki yüz miligram amfetamin, on beş gram aspirin kahve ile çay içerdi.
Balzac günde elli fincan kahve içerdi…
Victor Hugo yazmadan önce iki çiğ yumurta yutardı…

Bakir öldü

Günter Grass, gece yazdığını sabah okuyup iyi olmadığını anladığından beri gün ışığında yazmayı tercih etti. Akşam yedide çalışmasına mutlaka nokta koydu hep…
Isaac Asimov günde on sekiz saat çalışırdı. Adaşı Newton kimselerle görüşmezdi; Voltaire ve Benjamin Franklin dahil. Bu yüzden bakir öldü…
Tennessee Williams yazdıklarını yüksek sesle kendine, Mark Twain ise ailesine okurdu…
Somerset Maugham kendine günde bin ile bin beş yüz arası kelime yazma zorunluluğu getirdi. 92 yıllık yaşamına 58 kitap sığdırdı. Rekor Brezilyalı yazar Jose Carlos Inoue'ye ait;1986-1996 arası bin 58 roman yazdı!
Çehov turna, Baudelaire yarasa, Henrik İbsen akrep, Gerard de Nerval ıstakoz beslerdi…
Çok yazar geçinebilmek için yazma dışında ek işler yaptı: James Joyce faturalarını ödeyebilmek için İngilizce ve piyano dersi veridi. Okunması imkansız el yazısı yüzünden K. Marks demiryolu katipliği gibi ek işlere başvursa da kabul görmedi…
Ian Fleming, Ezra Pound, Somerset Maugham, Arthur Koestler, Geoffrey Chaucer, T. S. Eliot, Graham Greene, John Milton, Christopher Marlowe, John Carre, Daniel Foe, Ignazio Silone, Alexandre Dumas “ek iş” olarak casusluk yaptı…
Agatha Christie
form doldururken meslek bölümüne “ev kadını” yazardı…
H.G. Wells'in son sözü şu oldu: “Başucumdan çekilin ben iyiyim.”
Neden yazdıkları konusunda her yazarın bir açıklaması oldu kuşkusuz. Bence en iyisini Albert Camus söyledi: “Anlatmamak ahlaksızlıktır.”