Atalay Yağmur

"HALİL PAŞA ve DELİLERİ"

 

Her Vietnam filmi veya Kovboy filmi seyrettiğimde insanlığımdan utanırım. Utanırım çünkü filmde oluşturulan atmosfer öylesine efsunkârdır ki irademi esir alır ve ben filmi seyrederken, haklının yanında değil haksızın yanında yer alırım. Kim benden farklıdır ki? Bu edebiyat ile sinema sanatının kötü kimselerin elinde aldığı şekildir. Batı hiç de şerefli olmayan tarihine sanatın gücünü istismar ederek onur ihdas etmeye çaba sarf ediyor ve bu yolda bir hayli yol kat etmiş durumdadır.

Bizim tarihimizdeki gibi bir onura sahip olsalar galiba insanlığı kendilerinin efendi diğerlerinin köle olduğu düşüncesine rahatlıkla ikna ederler. Bizse halen bu gün var olduğumuzu kabul ettirme çabasının içinde oyalanırken,  geçmişte var olduğumuz, yerimizin büyüklüğü ve değeri konusunda kendimiz bile tereddütler yaşıyoruz.  O kadar çok Batılı kaynaktan tarih okuduk ve o kadar çok Batı kaynaklarına zihnimizi teslim ettik ki, ABD’li zenciler gibiyiz. Onlar olmadan biz kendimize bir anlam ve önem veremiyoruz.

Böyle bir dönemde Kuşlukta Yazarlar Topluluğu üyelerinin arka arkaya gelen tarihi romanları her ne kadar kamuoyundan yeterli ilgiyi bulamazsa da bu alanda bir milat niteliğini taşımaktadır. Ümit ediyorum ki yakın bir gelecekte bu kitaplar kamuoyunda hak ettikleri ilgiyi de görecektir.

İşte bu değerli kitaplardan biri de Hasan Basri Şenel  imzasını taşıyan Halil Paşa ve Delileri adlı Kut’ul Amare zaferini anlatan mükemmel roman. Romanın usta bir edebiyatçının kaleminden çıkmış olmasının yanı sıra, sadece anlattığı tarihi olay bile başlı başına bir “şaheser.” Yüzyıl öncesinin Ortadoğu coğrafyası ile bu günün Ortadoğu coğrafyası ne kadar da benzeşiyor. Ben romanı okuyunca kendimi yüzyıl önceyi gösteren bir aynaya bakıyor gibi hissettim.  O günlerde de Batılı güçlerle Türkler çarpışıyor, günümüzde de. Bunun tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Bu bir döngü ve istesek de kaçamayacağımız bir sonuç. Kaçmak yerine yükümlüklerimizi yerine getirmeliyiz. Önce kendi insanımıza sonra Dünya kamuoyuna bu coğrafya ile aramızdaki bağı anlatmalıyız. Yüzyıl önce açılan yara halen melhem bekliyor ve galiba o melhemi de bizden başka sürecek kimse yok. Ayrıca bu kitap bizim Ortadoğu ile olan bağımızı çok güzel anlatıyor.

Sanki Dicle ters akıyor ve uzaklarda kardeşlerimizin sızlayan yaralarından damlayan cerahati gözlerimizin önüne taşıyor. Yüzyıl boyunca görmemek için gözlerimizi yumduk. Fakat artık kokmaya başladı, burunlarımızı tıkarsak belki kokuyu duymayız ama bu seferde havasızlıktan biz ölürüz.

Liseyi bitiren bir kişi altı yıl boyunca tarih okur fakat bu not alma ve sınıf geçme den başka amacı olmayan bir okuma olduğu için kimse geçmişle zihni bir bağ kuracak herhangi bir bilgiyle donanamaktadır.

Yukarıda söylediklerimden de anlaşılacağı gibi ben bu kitabı öznel okudum. Dolayısı ile eleştirimde özneldir. Bir İngiliz veya başkası kitaptan benim anladığımı anlayıp, benim aldığım hazzı da duyamayacağı gibi, benim övdüğüm yanlarını yerebilir de. Bu ise kitabın milli olmasından, yazarın duygu ve düşüncelerinin tutarlı olmasından kaynaklanmaktadır.

Kitapta geçen olay yaşanmış olduğu için, yazarın psikolojisi “deli” diye adlandırılan gerçekte yiğit olan dört asker arasındaki konuşmalar dışında pek etkin değildir.

Sosyolojik olarak kitapta Türk insanının tarihin her döneminde kadın erkek dayanışması içerisinde olduğunu görüyoruz. Gülnihal tipi kadınlar bu toplumda her zaman olmuştur. Nene Hatun, Şerife Bacı veya Vatan Yahut Silistre’de ki Zekiye gibi.

Biçimsel değerlendirme:

1-Kitabın Türü: Roman

2-Yazarın kullandığı söz varlığı: Yazar günümüz Türkçesine ait kelimelerle anlatım yapmıştır. Fakat anlattığı olayın etkisinde kalarak zaman zaman günümüz dilinden çıkışlar yapmıştır. (sapma değil) Bu kitaba ve anlatıma zenginlik katmıştır. “emirberi” “ricatgâh” (101) gibi.

3-Yazarın genel olarak güçlü bir anlatımı ve buna bağlı olarak sözcüklerin yerli yerinde olduğu bir cümle yapısı var.

4-Fiil çekimlerinde, kiplerde, zamanların kullanımında bir hayli özen gösterilmiş, bu açılardan okumayı zorlaştıracak ve okuyucuyu rahatsız edecek bir olumsuzluk hissedilmiyor.

5-Dil düzeyi: Yazarın dili kullanmada ki ustalığı, okuyucuya edebi bir dille yazılmış bir romanı okuma imkânı sağlıyor.

6-Cümle yapısı: Türkçe’de olan her tür cümle ustaca kullanılmış. Cümleler uzun ve yorucu değil. Konuşmalar dışında kuralsız cümleye pek rastlanmamakta.

7-Noktalama: Noktalama konusunda kitap üzerinde çalışılmalı, özellikle özel isimler kesme işareti ile ayrılmalı.

8-Edebi sanatlar: Romanda olmazsa olmaz olan tasvirler var ancak yeterli değil. Özellikle mekan tasvirleri yeterli değil, bu da mekan takiplerini zorlaştırıyor.

İçerik açısından değerlendirme:

Roman Kut’ul Amare savaşını anlatıyor. Temel fikir Vatan savunması olmakla beraber, insanlar arası ilişkiler ve Türk Milletinin savaş ahlâkı da yardımcı fikirler olarak göze çarpmaktadır.