Ayşe Filiz Yavuz

 

 

AMOK KOŞUCUSU / Stefan Zweig

 

AMOK KOŞUCUSU

 

Yazar: Stephan Zweig

İndigo Yayınları, 14. Baskı, Şubat 2018, İstanbul

Çeviren: Senem İnal

 

79 sayfalık bir eser. Eser demek uygun. Sıradan bir kitap değil. Zweig’in diğer kitapları gibi. Roman için kısa. Belki bir uzun hikaye. Durağanlığın içinde nefes nefese koşturan bir macera var içinde. Belki başka bir yazarın bir kaç yüz sayfaya sığdıracağı bir konuyu 79 sayfada ve bu kadar iyi anlatabilmek usta işi ancak.

 

Hollanda sömürgelerinden birinde doktor olarak çalışan bir beyazın hikayesi.

Gemiye yolcu olarak binmiş ancak kimsenin kendi varlığından haberdar olmasını istemediği için sadece geceleri kamarasından dışarı çıkmak zorunda kalmıştır. Ancak gemide yolculuk yapan bir başka yolcu kamarasının kötü şartlarından dolayı dışarı gece çıkıp da güvertede açık havanın güzelliğini seyrederken fark eder adamı ve tanışırlar.

 

Doktorun bir sırrı vardır. Kimseye anlatmamıştır Ama bu ateş kendisini yakıp kavurmaktadır. Kimliğini açıklamadan bunu gece tanıştığı yolcuya anlatmaya başlar. Hekimdir. Para kazanmak ve emekliliğini alıp sonra Avrupa’da rahat etmek için gitmiştir sömürgeye. Hollanda’nın sömürgesi olan CAKARTA yakınlardaki tropikal bir bölgede mesleğini tekdüze bir hayat yaşayarak icra ederken bir hasta gelir. Kendisinden kimsenin bilmesini istemediği bir ricası vardır. Olaylar, hikayenin akışı bundan sonra başlar. Olaylar bir hafta bile sürmeyen bir zaman diliminde yerine gelir. Ve kitap nefes alınmadan okunur.

 

Kitapta bir hekimin verdiği sözü yerine getirmesi, hekim-hasta arasındaki sırrı korumasını anlatmıyor yalnızca. Bir tutkunun getirdiği arzuyu, bir pişmanlığın cezası için kendine düşen vazifeyi de anlatıyor.

 

Kitap çok farklı açılardan mesajlarla dolu.

 

Sömürgelerdeki hayatı, burada görev almış olan beyazların hayatlarını, izole edilmiş, farklı bir elit (!) tabakanın elde ettikleri imtiyazları anlatıyor.

 

Sömürgelerdeki yerli halka aşılanmış olan kölelik ruhunun hem doktorun yanında çalışan yerli halk veya sarı ırktan kadınların davranışlarında hem de gizemli kadının yanında çalışan çocuk ve hizmetlilerin davranışlarında görmek mümkün. Sömürgeleştirmenin getirdiği insanlığa sığmayan ruh hali yaratmanın sonucunu kitapta geçen yerli karakterlerde yazar çok iyi vurgulamış.

 

Beyaz insanlar gittikleri yerlere hırslarını da götürüyorlar. Bunu hekimler arasındaki kısa da olsa verilen mücadelede anlamak mümkün.

 

Ve kibrin yarattığı sonuç. Kibrin kabarttığı duygular. Öfke, hırs, sahip olma, acı çektirme, şehvet...

 

Pişmanlıkların getirdiği duygu halini doktorun ölüm sonrasında yaşadığı davranışlarda görmek de mümkün.

 

Yazar insan duygularını doktor kimliğinde çok iyi vermiş. Diğer kitaplarında olduğu gibi.

 

Amok koşucusu kim? O bölgede belki içki, belki ot ile ortaya çıkan bir çılgın ruh hali. Çok sakinken birden ortaya çıkan çıldırmışlık hali ile ne yaptığını bilmeden etrafı yakıp yıkma, öldürme, kan akıtma, durdurulamama halinin yarattığı bir tanım.

 

Kitaptaki hekim kendini bu koşuculara benzetir. Ne yaptığını bilmeden ortaya çıkan, engel olunamaz ruh hali ve bunun davranışlarına yansımasını.

 

Her insan zaman zaman Amok koşucusu gibi davranıyor aslında. Bu hayatta ne yaptığı bilinmeden, şuursuzca yapılan hareketler için kullanılan bu ifade, orada Amok koşucusu ifadesi ile yerini bulmuş.

----------------

 

Nisan 2020/ Ayşe Filiz Yavuz