Ayşe Filiz Yavuz

 

 

ANA / Özcan Yeniçeri

 

ANA

Yazar: Özcan Yeniçeri

Kripto Yayınevi, 1. Baskı, Şubat 2018, Ankara

256 sayfa

Anadolu’da yaşanmış gerçek bir ana-oğul hikayesi” diye yazıyor kitabın kapağında.

Özcan Yeniçeri hem hocalık, hem siyasetin içinde ömrünü harcamış, Türkiye’nin en çalkantılı dönemlerinin içinde yaşamış bir insan. Hayatının çok farklı olaylarla dolu olduğu kesin. Bunların kendisinde oluşturduğu bilgi birikimini kitaba roman ya da hikayeler topluluğu olarak yazdığını düşünüyorum.

İsmini yazmadığı ancak hep “Ana” olarak yazdığı kitabın kahramanı,1939 kışında Erzincan depreminin altından anne ve kardeşini kaybederek çıkar. Sonra ninesi tarafından büyütülür. Ancak ninesi çok çetin ceviz ve baskın bir karakterdedir. Ondan aldığı karakteri Ana da benimser. Zamanla büyür, evlenir birçok çocuk sahibi olur. Ancak Anadolu’nun uzak bir coğrafyasında köyde yaşamak kolay değildir. Tarla, bağ, bostan, hayvanlar, çocuklar... kolay iş değildir. Bir müddet sonra kocası attan düşer ve sakatlığın etkisiyle işlerin hepsi ananın sırtına yüklenir. Kitap ana ile başlar ama Murat ile devam eder. Murat ananın küçük oğullarından biridir. Murat’ın köydeki, kasabadaki, okuldaki, sonra yatılı öğretmen okulunda, Trabzon’da ve öğretmenlikteki hayatı ile ilgili meselelerle, hatıralarla devam eder.

Kitabı okuduktan sonra bu anlatılanların yazarın mı ya da kardeşi veya bir yakınının hikayesi olduğunu da düşündüm. Yaşanmış olduğunun başında belirtilmesi ve oldukça fazla ayrıntı verilmiş olması bu düşünceyi ortaya çıkarıyor.

Kitabın başında ve adında “ana” adı olmasına rağmen, kitap aslında daha çok Murat’ın hayatına ait hatıraları anlatıyor.

Kitap bir döneme veya eskinin hayatına dair ışık tutsa ve zevkle okunsa bile kitapta oldukça fazla ele alınması gerekli nokta dikkat çekiyor.

-Kitaplarda okuyucuyu sarmak için konuya hemen ve çarpıcı bir cümle ile girmek gerekir. Kitap neredeyse ilk 30 sayfada konuya hala girmemiş.

-Kitapta benzer ifadeler veya düşünceler sık sık tekrarlanıyor.

-Kitapta zaman ile ilgili fiil çekimlerinde karışıklıklar var. Miş’li geçmiş zaman ile di’li zaman karışık kullanılmış. Bunun biri romana, biri hikayeye ait çekimler olduğu için bütünlük kayboluyor.

-Ananın anlattığı bazı menkıbe, hikaye veya tarihi olayların ananın dilinden anlatılması biraz imkansız. Tahsili olmayan bir ananın bu kadar tarihi olayı anlatabilmesi ve bunlara yorum yapabilmesi pek imkan dahilinde değil.

-Kitap roman veya hikaye olmaktan çıkıp başka mecralarda çok kaymış. Bilginin, malumatın edebi eserlerde aralarda kahramanların dilinden konuşma veya düşünce olarak verilmesi gerekir. Bu sadece Murat’ın çalıştığı Karadeniz köyündeki Rumca konuşma ile ilgili tartışmada yerine getirilmiş. Diğer kısımlarda hikaye akışı kesintiye uğrayarak uzun paragraflar hatta bölümler boyunca (yarılan Türkiye gibi) felsefe, tarihi olaylar, düşünceler, fikirler anlatılıyor. Konudan konuya atlamak, daldan dala atlamak cok sık yapılmış.

-Tarih hatası da var. 169 sayfada anlatılan bir genç kızın profesör annesini öldürmesi olayı 2005 den sonra olan bir olay. Kitabın anlatıldığı döneme uymayan bir eklenti olmuş.

-Kitaptaki hikaye bırakılıp zaman zaman başka hikayelere atlanmış. Kitapla bağlantısı olmayan hikayeler bunlar.

-Kitabın sonu ise bir başka önemli nokta. Kitap yarım kalmış hissini vererek bitirilmiş.

Yine de bir döneme ait hayata ışık tutması, hatırlatması ve üstünde düşündürdüğü için dikkati çeken bir kitap. Yazarın kalemine sağlık.

 

-----

2020 Nisan

Ayşe Filiz Yavuz