Ayşe Filiz Yavuz

 

 

Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün / Dr Frank Vertosick Jr.

 

Beynine bir kez hava değmeye görsün

 

Beyin cerrahisi öyküleri

 

 

Yazar: Dr Frank Vertosick Jr.

 

Tübitak Popüler Bilim Kitapları

 

4. Baskı, 2014, Ankara, 272 sayfa

 

‘Bu kitap bir dizi hasta öyküsünün kolajından ibarettir’(S 6). diye başlıyor bu kitap. Bir solukta okunacak kadar güzel, heyecanlı, hasta kurtulacak mı diye merak edilen patolojiler, cerrah tecrübeleri, gözyaşı, yorgunluk, bilinmezlik dolu olan gecelerin ve günlerin yaşandığı hikayeler. Hepsi yaşanmış olaylar.

 

Okulunun son sınıflarında, tesadüf olarak kendisine denk gelen beyin cerrahisi stajı sırasında dikkat çeken bir gözlemde bulunan ve bu gözlemi beğenilen Dr. Vertosick sonra bu bölümde ihtisasa başlar. Hayatının dönüm noktasını bu tesadüf oluşturur.

 

Hekimlik, özellikle de cerrah olmak çok zor bir iştir. Bir kilo gelen bir organ-beyin ile vücudun bütün dengesi sağlanmakta, entellektüel kapasite ortaya konmakta, sevgiler, öfkeler ortaya dökülmekte ve bütün bunlar mükemmel bir organizasyon içinde devam etmektedir. Dr. Vertosick der ki: “Bu mükemmel organa bir kez hava değmeye görsün-operasyon geçirsin ve bir cerrahın ya da kazanın izi değsin- bir daha asla eskisi gibi olmaz.” Artık tıpda daha iyi sonuçlar alınsa bile çok doğru bir söz. Her organa bir kez başka bir el değsin, sonrasında çok şey değişebiliyor.

 

Kitapta bir hekimin – sadece beyin cerrahının değil – uzmanlık süreci sırasında yaşadıkları tarafsız olarak, yalın bir dille, samimi olarak anlatılmış. Hasta ve hekimlerin gerçek isimleri değiştirilerek verilmiş. Zaten okunduğunda bunların hayatımızda karşımıza çıkan olaylarla tam olarak örtüştüğünü hemen anlamak mümkün.

 

Bu kitapda not alınabilecek, kaydedilecek, unutulmayacak çok cümle var. Dolayısı ile kitap sadece bir hatıra, gerçeklik, meslek, beyin cerrahisi değil, felsefi açıdan da değerlendirilebilecek konular sunuyor okuyucuya: Bunlardan bir demet sunmak mümkün kitabı anlamak için.

 

 

Üstünde felsefi tartışmalar yapılabilecek olanlar:

 

“Sadece beyin cerrahı 5 milyon yıllık bir evrimin ürünü olan beynin işleyişini bir kaç saat içinde düzeltme cesaretini gösterebilir( s 2).” Bu cümleden sonra bu davranışın bir delilik cesareti mi, bir kahramanlık mı, bir çaresizlik sonrası mecburiyet mi, bir megalomanlık mı olduğunu tartışmak mümkün. Bu fikri daha sonra yine benzer şekilde ifade eder. “Normalde ayak basmaman gereken kutsal

bir alandır beyin( s.11).” Gerekmedikçe doğru karar verdiğinden emin olunmadıkça hiç bir organa el değmemelidir. Ve bu fikir bütün cerrahlar için de geçerlidir.

 

“İnsan beyni bir trilyon sinir hücresiyle dünyanın okyanuslarındaki su moleküllerinden daha fazla elektriksel sinyal modellerini depolar.” O zaman beyin asla bir bilgisayarla kıyaslanmayacak kadar güçlüdür ve yapay zeka tartışmaları bir daha gözden geçirilmelidir.”

 

 

“Başarısızlık başarıdan daha güçlü bir eğiticidir.” Hepimiz zaten başımıza kötü bir olay gelmeden ders alıyor muyuz?

 

“En kötü trajediler, en büyük esin kaynağı halini alabilirler(s 6).”

 

“Şizofrenler ürkütücü görünürler ama aslında onlar senden daha çok korkarlar. Kişilik bozukluğu olanlar aslında daha tehlikelidirler.”

 

“Baskı altında olmak, dünyanın farkını yaratır. Çaba göstermeyi ve uğraşmayı zorlar ve öğretir.”

 

“Ağrı hareket yeteneğimiz karşılığında ödememiz gereken bir bedeldir.

İlkel beyinleri olan yaratıkları beladan uzak tutmanın yolu caydırıcılıktır. Bu nedenle tehlikeli şeyler zamanla acı verici şeyler olmaya başladı. Böylece ağrı, hayvanlar aleminin yöneticisi, yönlendiricisi durumuna geldi (s 63).”

 

“Hipokrat tıbbın başlıca işlevi hastalar kendi kendine iyileşinceye kadar onları oyalamaktır demiş. Ağrı servislerinin görevi ise onları ağrılarından kurtarmaktır.”

 

“Ağrının tanımını (hasta tarafından) garipleşmeye (“Çarmıha geriliyorum, atlar beynimde koşturuyor vs gibi) ” başladıkça ağrının ruhsal bir kuruntu olma ihtimali artar. Ancak hastaların bu ağrıları garipleştirdiğini değil, ağrıların insanı garipleştirdiğini farzederek biz doktorlar insanları tedavi etmek zorundayız (s.74-75).”

 

“Ağrı metre icat eden bir hekim nobel alabilir. Hangisi gerçek ağrı ve insanların ağrı eşiği dediği şey gerçekte ve ne kadardır?” Bu soru ve fikir hekim olarak benim de hala beynimi kemirmektedir. Kim bizi kandırıyor, kim gerçekten hasta, kime ne kadar gereksiz ilaç veriyoruz. Ve zamanımızı gerçek ihtiyacı olana değil, bizi kandıranlara, abartanlara, dikkat çekmeye çalışanlara harcıyoruz?

 

“Yaşamda yarı yarıya haklı olmanın bir anlamı yoktur. İşin doğru olup olmadığına değil geminin yanaşıp yanaşamadığına bakılır tıpda (s 78).”

 

“Geçmiş hayatını geçirdiğin sokaklara, okula gitmek, o günlere dönmeyi istemek, sonrada sıradan bir insan olmayı istemek… Daha mutlu olmak mı demek? Bunun tartışması… Artık kaçınılmaz son. Başladığın yola devam et. O daha rahat dediğin yollarda daha mutlu olacağının garantisi bile yok. Yürü, yolunda devam et

(s.222).” Önemli bir felsefi tartışma. Her doktorun çok sık yaptığı bir tartışmadır.

 

“Organ nakli, kurtarılan bir yaşam ile kaybedilen bir yaşamdan kaynaklanır. Ama insanları organ verici olmak durumuna düşmekten kurtarmak gerek (s. 258).”

 

“Bütün çocuklarından daha uzun yaşasın” eski bir lanet. Bir anne babanın çocuğunun ölü bedeninin yanında bulunması bu demek… (s.138).”

 

“Hastalar bizim onlar için ilgili, sevecen olmamızı isterler ama ameliyat zamanı gelince de salam doğrar gibi soğukkanlılık beklerler. Bu büyük bir paradokstur. (s.225).”

 

 

 

Mesleğin zorluğuna dair:

 

“Bıçaklanma sonrası acilde ölen bir adam için kahrolma…. sonra bıçağı ben mi çektim diye avunma ve hayatın gerçeklerini kabullenme (s.224).”

 

“Hastayı filanca olsa kurtarırdı üzüntüsü… Ama ülkedeki bütün ağır vakaları aynı kişinin yapması imkansız. Öyleyse… (s.224).”

 

“Bir sinek gibi, örümcek ağının tellerine yakalanmış gibi bu mesleğe bağlandım. Fakat bir kere canlı bir beyni görmek ve bu mesleğin azametini anlamak beni bu meslek için tavladı (s. 3). Ancak bu azamet aynı zamanda korkuyu da getiriyor ve ‘sabah uyanınca bu mesleği nasıl bırakırım.’ diye düşünüyor ve sonra örümcek ağındaki sinek gibi çırpınıyorum (s. 3-5).”

 

“Bu dal diğer cerrahi dallar gibi bir tarikattir ve zorunlu dalları ve ritüelleri olan bir dindir (s. 5).”

 

“Bu alanda eğitilen kişiler zorunlu çile dönemini yaşamalı, hastalık ve ölüm dolu yıpratıcı yıllar geçirmeli, profesör rahiplerin elinde hırpalanıp zaman zaman açıkca aşağılanmalıdır. Eğitim süreci profesyonel beyin sürecinin ötesinde de devam eder. 25 yaşında bir adam aya gidecek bir gemiyi yönetebilir ama lütfen onu annemin kafatasından uzak tutun (s. 5).”

 

“Uzmanlık eğitimi didaktik bir eğitim süreci değil, planlanmış bir senaryo değil, bir dizi hasta deneyimidir (s.6).”

 

“Uzmanlık eğitimi, düz işçilikten cerrah olmaya giden bir süreç (s. 6).”

 

“Tek bir (hastanın)ölümü, elli (kez) kurtarıştan daha büyük bir etki yapar eğitimde ( s.6.).”

 

Yazarın işe başladığı gün, kendisine yol gösteren kıdemli bir beyin cerrahı bazı öğütler, kurallar anlatır yazara:

 

“1-Bir ameliyatı sen yapıyorsan büyük, başkası yapıyorsa küçük bir ameliyattır.

2-Ameliyat yapıldıktan sonra bazı hastalar her zaman gördüğünden daha kötü bir hale gelebilir.

3-Hasta kötüleştiğinde hastayla ilgili bilgiyi telefonla almak yerine başına gitmek ve bir kez görmek daha büyük fayda sağlar ve daha doğru karar verdirir.

4-Her zaman doğru tarafı, organı test et, filme kendin bak. Filmdeki isim ile hastayı doğrula. Dosyadaki isimleri kontrol et ve bunların hepsini doğrula.

5-Sıradan ve çok basit hatalarla (kendi)hayatını karartabilirsin. Doğrulama yolunu mutlaka uygula (s. 12).”

 

“Hekimlik-cerrahi uzmanlık eğitimi: Ölene kadar bu herzeyi yemektir artık (s. 12).”

 

“Televizyon ve sinema daima tıp öğrencileri ve doktorlarla ilgili pek çok yanlış kavramın yansıtıcısı olmuştur. TV lerdekilerden farklıdır hekimlerin hayatı. Çamaşır dolaplarında seks yapan doktorlar yoktur gerçek hayatta. Hekimlerin tek gerçek suçu bir köşe dip odada uyurken yakalanmaktır (s.88).”

 

 

“Bütün tıp fakültelerinde az çok itiş kakış vardır. Sosyal becerilere bakılarak seçilmiş kişiler değilsiniz. Öğrenciler üç gruba ayrılırlar:

1-Rahatçılar. Sınırda çalışıp geçen, eğlenmeyi seven, arkada oturup kaçma planı yapanlar.

2-İkinciler inekler. En önde oturan ve daima soru soranlar.

3-Sonuncular ise Jokerler, tesadüfen girenler, yeteneği ve isteği olmayanlar. Ve daima sınıfa derse hiç girmeyenler.”

 

 

“Hekimin her an hazır olması istenir ve hastanede malzeme olup olmaması, yardımcı personelin olup olmadığı, evden gelip gelmediği, elektrik, ilaç olup olmadığına bakmaz kimse ve sadece hekime “yap” denir. Ayrıca gece sabaha karşı bir tamirciye “şu anda arabamı tamir et, pilota burun üstü çakılmakta olan uçağı yeniden doğrult da denmez. Ama hekimden bu istenir ve aç, uykusuz, yorgun olduğu kimsenin aklına gelmez (s. 79).”

 

“İnsanın Frankeştayn’a benzediği iki yer, otopsi masası ve travma sonrasıdır ve korkunçtur.”

 

 

“Ölecek bir hasta siz bir kaç dakika önce de yanına varsanız ölür. Kurtulacak olan ise bir kaç dakika geç de olsa kurtulma şansını kullanır (s.88).” Ve bir başka gerçeği daha yazıyor: “Ameliyat bazen işe yarar (s. 186).”

 

 

“Acil servislere has iç bunaltıcı bir koku alkol ve kan kokusu , alkolle karışmış kan kokusudur. Trafik kazası yapmış olan insanın kokusudur bu (s.90).”

 

“İnsanın kendi ismi… Hafıza ne kadar kötü, bulanık ve şuur kötü de olsa ilk tepki verebileceği uyarandır (s 90).”

 

“Travma sonrasında kafatası kemikleri beynin koruyucusu olmaktan çıkar, önce onun katili, sonra tabutu olur (s 91.).”

 

“Gece nöbette, bir doktorun diğer doktora “ Bir şeye ihtiyacın olursa beni ara demesinin anlamı “Ben uyuyorum, başının çaresine bak” demektir.”

 

“Erkeklerin baskın olduğu son meslek dallarından biri: Beyin cerrahisidir.”

 

“Cerrahlar kendilerini yalnızca ameliyathanelerde rahat hissederler. Ameliyathane bir çok alet, anestezi cihazları arasındaki bir sanal deniz ortasındaki alandır. Radyoloji ise ay yüzeyinde yürüme gibidir (s.102.).”

 

DNA yaşamın parasıdır. Ancak fazla olması iyi değil, bu sefer kötüdür. Down send gibi (s. 111).”

 

“Sadece cerrah istatistiksel bir ameliyatın lehinde veya aleyhindeki bir tartışmayı sonuçlandıracak konumdadır.”

 

“Tıbbi teknoloji karşısında kafası karışan hastalar ve yakınları… (s.124).”

 

“Sakin bir durumda kimsenin eli titremez. Ama baskı altındayken bile bir granit kadar sakin durabilen, eli titremeyen insandan iyi cerrah çıkar (s.126).”

 

“Anevrizma… Komando vakalar…. Bu vakalarda tecrübe sahibi olmuş cerrahlar, duyarsızlaşmış hale gelmiş cerrahlardır (başka çareleri yok, öyle olmak zorundalar).”

 

“Bir başasistan için iş gününün sonu yoktur. Ne kadar iş yaparsa o kadar iş çıkar. Sadece aralarda kesintiler vardır (s.142).”

 

“Dahiliyeciler ve cerrahlar arasında daimi bir gerginlik vardır. Cerrahlar dahiliyecileri hastaları yanarken keman çalan bir neron gibi, dahiliyeciler de cerrahları beyinsiz teknisyenler olarak görürler. Bu meslek içi çekişme asistanlık günlerinde zirveye çıkar, uzman olunca bir kaç yılda sakinleşir. Çünkü herşeyin birbirlerine bağlı olduğunu anlarlar (s.143).

Nörolog=beyin cerrahı; dahiliye=genel cerrahi; kardiyolog=kalp cerrahı arasında da aynı tartışmalar vardır.

Dahili bilimlerdekilerin bilgileri şeker çuvalına toplanmış şeker gibidir. Ancak onların şeker istifi çok da olsa, bizimki daha kullanışlıdır (s.169).

Nörologlar hastayı kesip biçmeye hazır cerrahlar tarafından devre dışı bırakılmalarına içerlemektedirler. Nörologlar, tomografi üzerinde tahmin oyunu oynayan kişilerdir.”

 

Bazı tabirler oldukça yerine oturmuş tanımlamalar olarak tıpda- bizim ülkemizde de- çok yaygın kullanılmaktadır ve özel anlamı olan ifadelerdir.

“Vaka çalmak… Ameliyat psikopatları… Asistanlık kozasından çıkmak yani uzman cerrah olmak, Ventriküler taşikardinin kalbin havlu atması olduğu...”

 

“Cerahlar cerrahi çözümü olmayan vakalar karşısında pek de sabırlı değillerdir (s.168).”

 

 

Dünyadaki sağlık sistemi ile ilgili değerlendirmeler:

 

“ İngilizlerin sağlık standartları ve hükümetin sağlık politikası, elindeki parasına göre şekillenir (s.170).”

 

“MR görüntüsünü ameliyat etme, tetkik sonuçlarını ameliyat etme…( s 176.)” Dünyanın son zamanlardaki problemi. Ve önü alınamayan, hasta istekleri ve baskısı sonucu ortaya çıkan bir ciddi tıbbi çıkmaz.

 

“İnsanların ırk, ses, milliyet durumlarının mantık sürecini nasıl etkilediğini ve mantığı nasıl engellediğini gördüm (s. 180).” Bizde az olan ancak Batı düşüncesinin bir gerçeği. Yani ırkçılık fikirlerinin hastaya bakışı nasıl olumsuz etkilediği sonucu…

 

 

“Asistanların uzman olurken kaç büyük vaka yaptığına dair istatistik tutmaları” durumu bütün dünyada aynıdır ( s 211).

 

 

ÖLÜM VE HEKIM

 

Ölümle yüzyüze en sık gelen meslektir hekimlik. Cenaze işleri, din adamlığı, mezarlk görevlileri değil. Önce canlı olarak konuştuğun ve sizden daha uzun bir hayat bekleyen insanların yakınlarının karşısına ölüm haberi ile çıkmak yada beklentilerini karşılayamamak yada suçlanmak… Diğer mesleklerde sadece her şey bittikten sonra yüzünü bile görmedikleri bedenlerle uğraşmaktır yaptıkları iş. Ve Dr Vertosick bunu da anlatır kitabında:

 

“Psikolojik durumumun düzelmesini beklemek… Hasta kaybı sonrası… Sonra ‘Gidecek başka yerim (işim) yok. İşe devam etmek zorundayım.’ diyerek istifa etmekten, başka yerdeki iş ilanlarına bakmaktan vazgeçmek… s.225”

 

“Ölüm ve kuru pasta toplantısı… Cerrahi tecrübelerin toplandığı belki 100 yıllık deneyim toplantısı… Yüzlerce hayat kurtarmış insanların neden hala çıldırmadığı sorusu… s 221”

 

“Kötü bir durumu haber verme… HASTANIN AİLESİNİN ÖNÜNE ÇIKMA KORKUSU… Tıp mesleğinin en çirkin yüzü: Ölüm haberini bir aileye vermek.

Bizim için bir dolu yorgunluk, çırpınma, mücadele ve üstüne üstlük bürokratik bir dolu iş demek olan hasta ölümü.”

 

Her kötü sonucun ardından yas tutmaya çalışsan hekim olarak çıldırırsın (s.127). Cenazelerde ağlayanlar cenaze işlerinde çalışmamalı. Cenazelerde ağlamaktan vazgeçmeyi öğrenmeliydim.”

 

Bu düşüncelerin hatta profesyonel davranışın tiyatrocularda, iş adamlarında, devlet yönetenlerde de aynı olduğunu görüyor ve belki biz de yaşıyoruz. İçimiz ağlarken mesleğe soğukkanlılıkla devam etmeye çalışmak gibi. Gözelerinden yaş akarken insanları güldüren palyaço misali…

…

 

Her hekimin ve hastanın okuyabileceği ve tecrübeleri ışığında kendine ders çıkarabileceği çok iyi bir gözlem, anı ve gerçeklik kitabı.

 

Ayrıca kitaptaki hekimlerin düşünce ve davranış kalıplarının ülkemizdekiyle birebir örtüşmesi de şunu anlatıyor ki “Dünyada bütün hekimler aynı şekilde düşünür, davranır. Bu evrensel bir meslektir ve hekimler insandır.”

 

 

Dr. Ayşe Filiz Yavuz, 2017/ Ekim/ Ankara