Ayşe Filiz Yavuz

 

 

ARILARIN GİZLİ YAŞAMI / Sue Monk Kidd

 

ARILARIN GİZLİ YAŞAMI

Yazar: Sue Monk Kidd

Çeviren: Büşra Karaduman Aktuna

Türü: Roman

Pegasus Yayınları

1.Baskı, Ekim 2015, İstanbul

331 sayfa

 

“Uluslararası bestseller” “en çok satan” olarak tanıtılan bir kitap. Bir kitabın bu unvanı alması için çok satıyor olması gerekir ki çok satmanın ne demek olduğu tartışmalıdır. Bir çok farklı ülkede de tercih edilen ve çok baskı yapan bir kitap mı, tek bir ülkede çok satan bir kitap mı? Başka ülkelerde muvaffak olamamış, anlaşılamamış olması gibi bir durum bu sıfatı nasıl etkiler? Ya da sanat çevrelerinin çok beğenmesi ve bu beğeninin çok sayıdaki ülke için de gerçek olması, olumlu eleştiri alması mı?

Her bin baskının kaç olduğunun bilinerek ona bakılması mı (her baskı 1000 üzerinden 40. Baskı 40.000 ederken, her bir baskının 10.000 olduğu bir kitapta 4. baskı arasında algı operasyonu da ortaya çıkar.)

Uluslararası bestseller olmak için ortak uluslararası kültür ve duygulara tercüman olması ve bu hisleri, olayları, duyguları çok iyi tanıması ve anlatabilmesi yani insanı çok iyi bilmesi lazım.

Bu kitapta insana dair duygu ve bulgular var. Dikkatli okuyunca oldukça fazla şeye rastlanabiliyor.

“Ölümün başlarına gelebilecek en kötü şey olduğunu zannedenler, hayat hakkında en ufak bir fikri olmayanlardır (10).

Kızların saçlarına bakarak hangilerinin annesiz olduğunu tahmin etmek mümkündür (11).

Kırk yıldır kiliseye gidiyordu ama davranışları hep daha da kötüleşiyordu. Aslında Tanrı’nın bundan bir şeyler anlaması gerekiyordu(12).

Bugün yeni hayatımın ilk günü (71).

İlk kez farkına vardım ki dünyada gizemden başka hiçbir şey yok( 77).

İyi bir yalanın sırrı fazla açıklama yapmamak ve sadece bir tane iyi bir ayrıntı vermektir. Yalanın bir diğer kuralı uydurduğunuz hikayeyi iyi hatırlamaktır(91).

Hayat insana arada sırada bir mola verdirir. Boks maçında zilin çalması gibi (97).

Hikayeler anlatılmalıdir. Yoksa ölürler ve öldüklerinde de kim olduğumuzu ve burada ne yaptığımızı hatırlayamaz hale geliriz (124).

Sessizliğin insanların kulak zarlarını patlatacak kadar bir uğultusu vardır(153).

Eskimo dilinde sevgiyi anlatan tam 32 kelime vardır. Bizde ise bir tane . Ne kötü.

Yiyeceği de insanı da ayni sevgi sözlüyle söylemek (161).

Herkes kendisi gibi görünen bir tanrıya ihtiyaç duyar. (162).

Keşke benim de içimde stetoskopla dinlenebilecek güçlü bir hikaye olsaydı ( 163).

Sorun, neyin önemli olduğunu bilmeleri ama onu seçmemeleri (168).

Dünyadaki en zor şey önemli olanı seçmemektir.

Hiç bir yerde başıboş dolaşan bir arı görmedim. (168).

İnsanların birbirlerini aramasını, birbirleri arasında bir çeşit sevgi bağı oluşturmasını sağlayan şey içlerindeki yaralar mıdır? (207)

Veda edebilmek için onunla birlikte oturacağız. Buna nöbet denir. Bazen insanlar ölümü içlerine sindirmekte zorluk çekerler ve veda edemezler. Nöbet bunu yapmamıza yardımcı olur.

Ölmen gereken zamanda öl, yaşaman gereken zamanda yaşa. Yaşıyormuş gibi yapma. (235)

En iyi zaman şimdidir(244).

İnsanlar hep yutamayacakları lokmayı ağızlarına alırlar(271)

Mükemmel diye bir şey yoktur, sadece hayatın kendisi vardır (284).

Düşünmemeye çalıştıkça daha ayrıntılı düşünmeye başladığını fark ettiniz mi hiç(299).

Kitap 4 yaşında kendisinin elinden kaza ile çıkan kurşunla ölen annesinin arkasından zenci dadısı Rosaleen ve zalim babasıyla (T.Ray… Ona bu isimle hitap eder. Çünkü babası ona baba demesini yasaklamış, ismiyle hitap etmesini istemiştir) yaşamak zorunda olan Lily’nin hikayesi. En ufak duygu ve sevgi

işareti taşımayan babası ve onun cezalarından korkan Lily bir gün zenci dadısı ile kasabada ilerlerken dadısı Rosaleen zenci düşmanlığının sonucu haksız olarak polis tarafından yakalanır ve hapisteyken de yine şiddet görür. Onu kurtarmaya çalışan 14 yaşındaki Lily ile dadısı birlikte kasabadan kaçarlar ve kendilerini arıcılıkla uğraşan bir zenci aile arasında bulurlar. Aslında bu aileyi Lily aramış, bulmuştur. Ama bunu gizler. Bir çok yalanla yaşamaya devam eder burada. Bir yaz boyunca. Buradan hiç gitmemek arzusundadır aslında. Sevgiyi, aile bağlarını görür burada. Hatta bir zenci çocuğa aşık olur. Bu ailenin Lily’nin annesi ile bağlantısı var mıdır? Varsa nedir, niyedir? Lily babasının hiç anlatmadığı, yaşı küçük olduğu için de annesinden öğrenemediği şeyleri aramak, geçmişini sorgulamak, ana babasının ve kendisinin arasındaki bağları-ilişkileri sorgulamak istemektedir.

Sığındığı zenci aile 3 kız kardeşin yaşadığı pembe bir evdir. Arıcılık yapmaktadır büyük abla August. Hepsi bekardır kardeşlerin. August’a yardım ederken balcılık, arılar, arıların gizli dünyasını görür ve kendini de bir arının gizli yaşamı ile özdeşleştirir.

Sık ve küçük bölümler halinde roman hızlı ilerler. Her bölümün başında arıcılıkla veya arılarla ilgili bir epigraf vardır. Arıların hayatına ait, bala dair bir çok bilgi yer alır kitapta.

Siyah-beyaz insanlar arasında ayırımcılığın olması kitapta çok önemli bur vurgu olarak dahil edilmiştir. Oy vermek hakkının anlamı, okul, sinema, meslek, üniversiteye gitme hakkının ve ayrımcılığın buralara vurduğu damga… Zencilerin daimi suçlu olarak görülmesi… Bir beyaz kızın zencilerin yanında kalmasının garip görülmesi ve “kendini küçük düşürme” diyen polisin ikazı vs.

Lily’nin anne ve babasının onu sevip sevmediğini tespit için duygusal savaşları kitabın her yerinde var. Lily’yi seviyorlar mı, onu dikkate alıyorlar mı, umursuyorlar mı, annesi Lily’yi terk mi edip gitti? Annesini gerçekten o mu öldürdü kaza ile?

Kitapta sevilecek şeyler arasında yaz aylarının sıcaklığı karşısında insanı serinleten ev yakınındaki nehir ve orman, yağmur tasvirleri, bol bitki ismi ve tarifi, pembe boyalı ev, bal ve arılara dair güzel bilgiler var. August kimliği çok iyi, akıllı bir kişilik olarak girmiş. Bir de ev yapımı soğuk içecekler…

Bir anneye muhtaç olmanın, onun sevgisini yanında hissetmenin, yokluğunu başka kadınların kucaklamasında, göğsünde yaslanma ile çıkarmaya çalışmanın ne demek olduğu da çok ustalıkla anlatılmış.

Kitapta çok dikkate değer olan bir konu ise din algısı, Hz Meryem vurgusu. Baştan sona kadar zenci Meryem figürünün etrafında bu zenci ailenin ve onunla birlikte olan “Meryem’in Kızları” ismi verilen bir zenci kadın topluluğunun din algıları, din törenleri anlatılır. Geçmiş dönemde bir gemiden kopmuş bir tahta heykeldir bu. Bulunup alınır ve zamanla kutsallığı iyice artar. Ona dokunmak, ondan enerji almak, özel günlerde onunla ilgili programlar yaparak kutlama

günleri düzenlemek gibi. Buna zincirli anamız” demişlerdir. Zincirlerle dolayarak onu pembe evin içinde özel törenlere dahil ederler. Meryemin Kızları grubunun dini algısı farklıdır ve kendilerine göre yorumlarlar her şeyi. Ne katolik, ne Ortodoks, ne Baptist, ne Methodist… Bu törenler onlara özeldir. Hatta bir de ağlama duvarı betimlemesi de vardır burada. May adlı kız kardeşin kendisinin yaptığı ve Yahudiler gibi aralarına küçük kağıtlar sıkıştırdığı bir ağlama duvarı.

Bu din vurgusu, törenler, algılar bir samimiyet vurgusu içinde yazılmıştır. Sevimli, tiyatro oyunu gibi oynanan bir din töreni. Okuyucu önce bunları komik bir sahne olarak görür. Ama Meryem’in Kızları’nın samimiyeti ve dostluğu, iyi niyeti her yerde insana sevimli aile ve güzellik mesajı vermektedir. Bir süre sonra okuyucuyu alıp götürecek bir algı haline gelir ve etkiler. “Saçma ama iyi niyetli. Hem ya gerçekten böyleyse…” algısı ile bir MİSYONERLİK kitabı düşüncesini insan düşünmeden edemez.

İlk başlarda bir zenci ailenin-kızların- böyle gemiden kopmuş eski bir tahta heykelden medet umması ve yapılan zincirli törenlerin komikliği “zenciler gariptir” algısı verir gibi yapılıp, sonra okuyucu ters köşe yatırılıp vurgu değiştiriliyor. Bu misyonerlik etkisi de “zenci-beyaz ayırımı olmamalı” üzerinden verilerek hümanist bir etki de yapılıyor.

Siyah-beyaz ayırımı konusunda yazarın yaptığı vurgunun iyi bir etki yaptığını kabul etmek gerek. Yazar beyaz mı, değil mi bilmiyorum ancak beyaz ise bir özür yerine geçer bu kitap. Ama “Bad-el harab-ül Basra”…

-------------------

Eylül 2019, Ankara

Ayşe Filiz Yavuz