Ayşe Filiz Yavuz

 

 

BİZ BABASIZ BÜYÜDÜK / Aşım Cakipbekov

 

BİZ BABASIZ BÜYÜDÜK

 

Türü: Hikaye

 

Yazar: Aşım Cakipbekov (Kırgız Edebiyatcısı)

 

Bengü Yayınları, 1. Baskı, 2008, Ankara

 

182 sayfa (baştaki bilgi kısmı ile birlikte 192 sayfa)

 

Kırgızca’dan aktaranlar: Orhan Söylemez ve Kemal Göz

 

 

Bu kitap bir önsöz, yazarın hayatı ve kitap hakkındaki bilgiler ile hikayeler hakkında bilgi verilen uzun bir başlangıç ile hazırlanmış. Bu şekilde kitaba başlamak okuyucu için zor olabilmekle beraber önemli. En iyisi önce hikayeleri okumak ve sonra başta yazılan bilgilere dönüp kitabı daha yakından tanımak olabilir. Bu bir öneridir.

 

Kitapta yazarın beş hikayesi var.

Biz babasız büyüdük, Salima, Gözlerimden Uçan Ak Kayık, Sagın ve Aygaşka

 

Hikayelerle ilgili ayrıntılı yorumlar kitabın bilgi kısmında da var. Ancak okuyucu bu kitap hakkında kitabı almadan bilgi sahibi olabilir mi sorusuna cevap zor verilebilir. Bilgi kısmında verilen çok önemli durum yazarın hayatının 20 yılını Aytmatov’un Rusça yazdığı eserlerini Kırgızcaya çevirdiği ve yine Aytmatov’un kaleme aldığı Gülsarı uzun hikayesinin aslında ondan daha önce kaleme alınan Aygaşka hikayesindeki aynı adı taşıyan ata ait olması. Ya da aynı köyde-Şeker Köyü- geçmesi. Yazar ve Aytmatov aynı köyde büyümüş ve arkadaş olmuş kişilerdir. Aynı siyasi rejim içinde büyümüş ve o dönemin sıkıntı ve acılarını yaşamışlardır. Aytmatov’un babası kurşuna dizilmiş ve kemikleri çok yıllar sonra rejim değişince bulunmuş bir aydındır yani babasız büyümüştür. Kitabın yazarı da öyle. Ayrıca yazarın ağabeyi de 2. Dünya Savaşında hayatını kaybetmiş, daha sonra okurken annesini de kaybetmiş ve hayatını çok zor şartlar altında yoksulluk ve zorluklarla geçirmiştir. Yazar 20 yılını verdiği çevirilerle uğraşırken Aytmatov kadar iyi ve dünya çapında bir yazar olacakken bundan mahrum kalmış ayrıca Aytmatov’un eserlerinin Kırgızca külliyatında çevirmen olarak adı çıkarılmış bir mağdurdur aynı zamanda. Ve genç bir yaşta da hayatını kaybeder, 59 yaşında. Sessiz, mülayim bir insandır ve Aygaşka hikayesini bastırmak için rejimin yaptığı etkiye tepki göstermemiş ve çok sonraları da kitabın son kısımlarını –rejim eleştirisi var denildiği için- değiştirmek zorunda kalmıştır. Kaldı ki rejimi doğrudan eleştiren bir cümle de hikayede yoktur.

 

Biz babası büyüdük hikayesinde 2. Dünya Savaşı zamanındaki çocukluğunda baba yokluğunun ne olduğu, babası savaşta erlik göstererek bir süreliğine dönen bir çocuğun gururunu, sonra onun da babasını kaybetmesi ile hepsinin paylaştığı kaderi çok güzel anlatır. Bir öğretmen anlatısıdır ve çocukların soyadını unuttuğu zaman öğretmenin sorduğu ‘senin baban kim’ sorusu ile çıkar hikaye ortaya. Bir yaşanmış olaydır anlatılanlar. Okuyucunun içini kanatır.

 

Gözlerimden Uçan Ak Kayık ve ondan önce yazılan Salima birbirinin devamı olan iki hikayedir. Salima çocukluk aşkıdır yazarın ve gurur yaptığı için kaybeder onu. Yıllar sonra… Yeniden karşılaşır, konuşur ama sonrası bir iç hesaplaşma, bir kendi kendine konuşma olarak yansır hikayeye. Bu iki hikaye hemen herkesin hayatında olan bir şeydir. Çocukluk aşkı, sonra karşılaşma ve kaybedilenin yani Leyla’sının insanın içine sinmiş olan acısı ve geçmişidir.

 

Sagın biraz daha farklı bir hikayedir. Bir beklenti, bir umut ama gayret gösterilmeyen bir hayat. Sagın bir şehirli ögretmendir. Geri dönüp öğretmenlik yaptığı kendi köyünde yabancılaşmayı yaşar. Aslında kendine de yabancılıktır bu ve iç dünyasının ve karakterinin etkisi hayatına da etki etmeye başlar Sagın’ın. Onu birilerinin canlandırması gerekecektir, kendine getirmesi. Ancak Sagın’ın ne yapacağı bir meçhuldür hikayenin sonuna kadar. Onun yaşadığı iç sıkıntısı ve iç savaş kitaba ve okuyucuya aynen yansır.

 

Aygaşka: Aytmatov’un daha önce okuduğum Gülsarı’sını hemen hatırlatıyor insana. Kitabın başında da yazdığı gibi Sovyet kültür, rejim, dil vs etkisinin daha az ulaştığı Kırgız köylerindeki Kırgız kültürü, at sevgisi damga vurur hikayeye. Gülsarı gibi. Ama hep bir şeyler beklerken hiç istendiği gibi devam etmez hikaye. Ya Aygaşka, ya sahibi Kılıçbek ya Kılıçbek’in oğlu Sarıbek’in başına birşey gelecek ve hikaye bitecek derken hep bir başka yöne gider hikaye. Ve umulmadık şekilde biter. Kitabın başındaki bilgileri göz önüne alınca hikayenin neden böyle bittiği o zaman çözülür. Dönemin siyasi etkisiyle bu hikayeyi başka türlü bastıramayacağını gören yazar mecburen hikayeyi değiştirmiştir. Aslında kitabın 11 sayfasında yazarın bir Stalin hayranı olduğuna dair bir bilgi de vardır ve yazarlığa adım attığı dönem Stalin’in öldüğü yıllardır. Fakat sonradan günlüklerindeki bir bölümde Rusların Kırgızlara yaptığı baskıyı dile getirir, sayfa 15 de.

 

Duyguların, köy hayatının, gururun çocukluk hayatına nasıl damga vurduğu, at sevdası, atın başarısının sahibi için nasıl bir namus meselesi olduğu, şehir ve köy arasında kalmış olmanın yabancılaşma duygusu çok net anlatılmıştır ve okuyucu her satırda kendini o sahnede hisseder. Aytmatov külliyatını okuduktan sonra bu kitabın, Kırgız köy hayatı ve kültürünün, 2. Dünya Savaşı döneminde SSCB ‘nin durumu, Atmatov ve Cakıpbekov’un benzerliklerini çok iyi anlayabiliyor okuyucu.

 

Kesinlikle okunması gereken, okunmadan Kırgız Edebiyatı hakkında eksik bilgi sahibi olunacağı anlaşılan bir eser.

 

Dip notlar ile Kırgızcanın Türkçe karşılıkları verilmiş. Hikayelerde olmaması gereken dip notlar sadece kelimelerle sınırlı değil. Bu kitaba ve yazarına hizmet etmek etmek isteyen yazarları-aktaranların- verdiği bilgi ve belge isimleri de var. Yazarın vefat ettiği, bu kitabın bu açıdan önem kazandığı hatırlanınca bu dip notların bir edebiyat hizmeti, kitabın bilim açısından değeri için yapılmış olduğu anlaşılır ve haklı görülür.

 

-------

 

2018, Kasım

Ayşe Filiz Yavuz