Ayşe Filiz Yavuz

 

 

DENİZİ YİTİREN DENİZCİ / Yukio Mişima

 

Yazarı: Yukio Mişima (Japonya)

Türü: Roman

Çeviri: Seçkin Selvi

Can Yayınları, 7.Baskı, Mayıs 2019, İstanbul

151 sayfa

Japon sanatının çizimi olduğunu gösteren ve içinde de kapak resminin bir Japon’a ait olduğunu yazan bir kapak… Uzak Doğu’nun naif çizgileriyle bir kayalık, üstünde bir ağaç, altında bir yelkenli, mavi bir deniz…

Kitabın kimliğini arka kapak yazısı anlatıyor. Zengin ve genç bir dul kadının oğlu Noboru yaşı 14 altında olan bir okul çetesinin mensubudur ve onlara göre her baba kötüdür, cezalandırılmayı hak eder. Ayrıca insanların herkesin suç kabul etmediği, onlara göre çok ağır suçları vardır. Sıradan olmak, başkalarının hayallerini yıkmak, zavallı(!) davranışlar sergilemek, kendi hayallerinin peşinden gitmemek gibi. Noboru denizi, gemileri, okyanusu, limanları sevmektedir. Annesinin önce sevgilisi sonra evleneceği adam olan Ryuji ile denizler üzerinde konuşurlar, anlatılacak hikayeleri , anıları paylaşırlar. Denizi çok seven Ryuji, evlenmek isteği yüzünden denizleri terk eder, yani Noboru’ya göre büyük bir suç işler.

Kitap bir roman gibi görünse de aslında bir psikolojik deneme gibi çıkıyor okurun karşısına. Akşamları evdeki odasında kapısı kilitlenen, bir dolabın arkasında bulduğu delikten annesini ve sevgilisinin ilişkilerini gözetleyen, üvey babası olacak olan ve Noboru’nun en sevdiği denizcilik mesleğini, dünya okyanuslarında dolaşan kocaman bir geminin 2. kaptanlığını yapan bir adam ile iyi ilişkiler kurabilecekken ve bunu da Ryuji yapmak için gayret gösterirken ve zavallıca bulduğu ve ideallerini-ülküsünü-annesiyle evlenmeye feda eden adamı cezalandıracak kadar bu davranışı sıradan bulan bir çocuk…

Çok modern ve şık görünen ve Japonya’da olmasına rağmen geleneksellik dışında batı tarzı bir hayat yaşayan annesi Fusako, bir gün içinde gördüğü denizci ile sevgili olmaya karar veren ve sonra onunla evlenme kararı alan annesi, geceleri çocuğunu odasına kilitleyen bir anne, yan odada sevgilisi ile birlikteliğini seyrettiğini anlayınca oğlunu döven bir kadın. Ününü kaybetmek üzere olan artist müşterisi ile yediği ilk yemekte özelini anlatan bir anne…

Büyük tutkusu olan denizleri ve gemileri evlenmek ve sıradan sakin bir hayat yaşamak için feda eden, arkada bırakan bir denizci, buna rağmen içindeki tutkuyu atamayan ama direnen ve vazgeçen bir genç adam…

Ve en önemlisi Noboru’nun çete oluşturmuş olan arkadaşları “Bu son fırsatımız. Yaşımız 14 olunca ceza almaya başlayacağız. O yaşa basmadan yapabileceğimiz her şeyi yapmalı, öldürmeli ve suçu olanların cezasını kesmeliyiz.” diyen, bunun için soğukkanlı cinayeti bile planlayan bir çete. Babaların hepsinin kötü, suçlu, ahlaksız, cezayı hak eden varlıklar olarak kabul edilmesi ve bunu asla bir baba eziyeti görmeyen Noboru’nun da kabul ederek defterine üvey babasının suçlarını kaydetmesi: sıradan olmak, hayallerini yaşamamak suçunu…

Kitap kısa, kolay okunan, ağdalı olmayan bir eser. Son sahneye kadar vahşetin boyutu çok verilmiyor. Ön vahşet denemesinin akıldan çıkması ise mümkün değil. Sıradan bir oyun gibi uyguladıkları kedi öldürme alıştırması.

Kitabın başında yazarın hayatından kısa bir kesit var. Baba şiddetine dair bir mesaj yok, sadece hukuk okuduğu ama bir yıl çalıştıktan sonra ayrılıp yazarlığa döndüğü yazıyor. Baba şiddeti ne kadar vardı yazarın hayatında, belli değil. Bu psikolojiyi yazmak için insanın ya çok derin algılarının olması, ya bunları yaşaması-görmesi gerek. Ya da psikolojik bir patolojisinin olması… Yazar zaten bu kitabı yazdıktan sonra intihar eder. Ve onun intiharı iki büyük yazarın bu intiharın alt yapısıyla ilgili kitap yazmasına yol açar.

Kitap sadece biz okuyucuların değil aslında psikiyatristlerin okuyup, derslerde anlatabilecekleri ruh incelemeleri için ilginç bir eser.

Dil, çeviri yapandan dolayı iyi. İnce bir kitap. Merakla okunabiliyor. Ve sonundaki sahne merakla ve korkuyla bekleniyor. Ama kitap değişik bitiyor. Beklenen oluyor ama okuyucunun dehşete kapılmasına izin vermeden.

------------

Ankara Ekim 2019

Ayşe Filiz Yavuz