Ayşe Filiz Yavuz

 

 

GELECEĞİ TASARLAMAK / Jacque Fresco

 

GELECEĞI TASARLAMAK

Designing the Future

Yazar: Jacque Fresco

Türkçe’ye çeviri: Ali Yücel

The Venus Project, Inc

21 Valley Lane

Venus, FL 33960, ABD

79 sayfa

 

11 bölümlü. İçinde bol resim ve tasarım çizimleri olan bir kitap bu.

Bir ütopya kitabı. Ama maddesel boyutta. Bir ütopya kitabı ama teknolojik açıdan.

Bir ütopya kitabı ama para ve değer ifade eden bir kavramın olmadığı, insanların her şeyi paylaşacağının belirtildiği, üretimin çok ve eşit olarak faydalanılacağının düşünüldüğü bir ütopya…

İnsan geçmişin özlemini çeker. Ancak bu, o zamanların çoğunlukla ailenin, arkadaşların, saflığın ve böylece mutluluğun olduğu zamanlar olduğu içindir. Ancak teknoloji geliştikçe elde edilen gelişmelerin sağladığı rahatlık “Geriye aynı şartlarda dönelim.” dendiği zaman genellikle kabul edilmez. İletişimin, ulaşımın, mevsimlerin getirdiği olumsuz şartların düzeldiği günümüzde elde edilen kolaylıklar insana bunları çabucak içselleştirme denilen alışkanlıklara ve vazgeçilmezliğe sürüklüyor. Dolayısı ile insan makineleşmedikçe, duygularını kaybetmedikçe yani insan olarak kalmaya devam ettikçe teknoloji zararlı değil, aksine güzel. Bu yüzden kitaptaki daha üst seviyede bir dünya düzenlenmesi kabul edilebilir ve iyi bir düşünce, plan, tasarım…

Ancak kitap sadece bu bakımdan ele alınırsa sadece boş ve ayakları olmayan, havada kalan bir tasarı olarak yerini alır.

Bunun kitabın yanlış yada eksik br sistem üzerinde kurulması yüzünden olduğunu söylemek istiyorum.

Çünkü: Para olmadan olur mu? Eğer insanlar ta ilk insandan, Adem peygamberden itibaren bu parasız sistemi kurabilselerdi olabilirdi ama… Paranın bulunuşunun önemli bir icat olduğunu söyleyen bilim adamlarının düşünceleri nasıl kenara atılıp yok edilecek? Kaç bin yıldır insan beynine kazınan para fikri/ kavramı nasıl silinecek? İnsanın karakter zafiyetleri, hırsları, büyüklük arzuları, kin ve kötülük duyguları, egoları, bencillikleri düzelmeden yok edilmeden bu imkansız.

 

Hz Adem’in iki oğlundan Habil ve Kabil arasında bile mücadele ve öldürme fiili işlendiyse yani tek, ilk, en büyük olma düşüncesi, kıskançlık davranışları varsa bunu düzeltmek mümkün mü? Bu nasıl sağlanacak? Kitapta anlatılan herkesin mutlu, daha az çalıştığı, daha az yorulduğu ama daha müreffeh, konforlu, insani şartlarda yaşabileceği bir dünya yaratıp yaşamak çok güzel. Böylece insanlar sosyal açıdan daha fazla imkana ve zamana sahip

olacaklar.

Para olmayacak, para benzeri hiç bir şey olmayacak ve ihtiyaçlar istendiği anda kendilerine ulaşacak. Dünyanın her yerindeki insanlar teknolojik olarak

sağlanan bu insani ihtiyaçlardan rahatça faydalanacaklar. Herkes istediği ihtiyaçlarına ulaştığı için paraya, hatta hırsızlık vs’ye gerek kalmayacak.

Üretimin çok arttığı, herkesin tok olduğu, isteklerine hızla ulaşılabilen, mutlu bir hayat standardı sağlamak, güzel şehirler, köprüler, tarım alanları, sosyal imkanlar… Taslaklar ve çizimlerle çok güzel bir rüya yaşatıyor insana. Ama ihtiyaçların doğru olduğunu, aşırı olmadığını, suiistimal edilmediğini kim kontrol edecek ve sınırların ne olduğuna kim karar verecek? Eskiden olduğu gibi karne sistemi veya bilgisayardan ne kadar zamanda ne tükettiği mi incelenecek? Herkesin ihtiyacı aynı mı olacak, farklılıkları ve düzenini kim kararlaştıracak? Tabiatın kirlenmediği, hor kullanılmadığı, yok edilmediği bir dünya… İsrafın olmadığı bir yeryüzü… Temiz su, hava, yiyeceğin olduğu bir evren… Kulağa nasıl güzel bir musiki gibi geliyor!

Yazarın anlattığı bu dünyaya ait kitap içinde çok sayıda çizim plan, teknolojik dünya sistemleri var. Yollar, köprüler, şehirler, üsler, teknolojik araçlar vs. Bu konuda çalışan veya kendisinin de çalışmış olabileceği bir enstitüden faydalanmış veya iyi bir grafiker ile çalışıp bunları anlatarak çizdirmiş muhtemelen. Güzel, renkli mantıklı görünen şekiller…

İnsanın bunları yazabilmesi, çizebilmesi, planlayabilmesi için bir batı (veya Çin, Hindistan, Rusya, Japonya gibi teknolojik üsleri, teknokentleri, silikon vadileri olan bir ülkeden) ülkesinden faydalanılması lazım ki… Zaten yazarın kendisi de bir batılı. Bu üsleri şu an dünyada kim yapabilir, geliştirebilir, kurabilir? Korkunç bir maliyet gerekiyor. Yani para kaynağını kim sağlayacak, kim elini cebine atacak dünyada? Parası olan bir ülke veya topluluk…. Parayı verecek , çalışacak, teknolojiyi kullanacak ve bu düzeni kuracak…Sonra bunlardan ilk kim faydalanacak? Bu para için yine hangi ülke sömürülecek? Dünyayı bu hale getiren kimler? Batı dediğimiz gelişmiş topluluklar! Yani yine yazarın mensubu olduğu milletler, devletler. Peki batı bunu yapar mı? Hala bilerek isteyerek katliam, sömürü, yok etme, yıkma, dünya kaynaklarını kullanma, kirletme üzerine oluşturdukları sistemi nasıl yok edip “Biz hatalıyız , doğruyu kuracağız artık” diyecekler?

 

Ülkeler, tek millet olanlar bile zaman zaman “Kazanan bölge ile yiyen bölge “ kavramıyla uğraşıp ayrılmak ve kardeşlerine kaynakları eşit bölmek fikrinde değilken (İtalya’nın kuzeyi kazanır, güneyi yer, Almanya’nın Hamburg’u kazanır başka yeri yer vs denirken, Isviçre’de, Belçika’da, Ispanya’da ayrılık rüzgarları eserken) nasıl olacak? Böyle bir düzen, sistem kurulurken bu sistemlerle ilgili finasman, düzenleme, uygulama kararını kim verecek, kim yönetecek? Yönetirken karar aşamasına fakir ülkeler de katılabilecek mi? Mesela bir Eskimo, bir Ganalı, bir yeni Zelanda yerlisi veya Aborjin, Kızılderili, bir Saka, Tuva veya Hakas ???? Parayı veren düdüğü çalar denerek ilk üslerin kurulmasına yine batıdan mı başlanacak. Zaten durumları iyi olan bu insanlar yerine “Eşit paylaşımın asıl hedefi olan sömürülenler” sonraya mı bırakılacak?

Bu teknolojik sistemlerin reel olarak kullanımı için (içinde yaşarken doğru kullanmaktan kastım) eğitimsiz dünya insanları nasıl eğitilecek? Giderek azalan işgücü ihtiyacı ve otomatikleşme dolayısı ile (yazar bunu makineleşme olarak kabul ediyor) zamanı boşalan insanların doğru olarak iyi şeylerle meşgul edilmesi için insanların yine doğru eğitim almaları ve gayriinsani fikirlerden uzaklaşmış ve arınmış olmaları gerekecek. Bu nasıl sağlanacak.

Milyonlarca farklı karakter ve düşünce yapısı içinde insanları ayartan, saptıran örgütleyen ve yoldan çıkaran olmayacak mı? İnsan hırslarına kim dur diyecek? Hele yemeye, harcamaya, tüketmeye, israf etmeye alışmış batılı insan (özellikle yönetenler) buna nasıl razı olacaklar? Yöneticileri kim ve nasıl seçecek? Seçerken sömürülenler ile sömürenlerin oyları bir mi olacak? Veto etme yetkisi, BM in asil üyeleri buna ne diyecekler? Bu ütopya aslında “Tek bir dünya devleti olması” demek olacak ki yönetici olmanın cazibesi ve arkasından gelecek olan diktatoryanın kontrolünü kim yapacak? İnsanlar tok ve rahatken, bir başka bölgeye göç etmek, başka bir coğrafyada yaşamak isterse, ya da ailece bir bölgede birlikte oturmak isterse buna kim karar ve izin verecek, nasıl düzenlenecek?

Yazar işe tersten başlamış bence. Bu bir oyalama mı acaba? İnsanları biraz da bunlarla oyalamak için yazılmış bir kitap mı? Paranoya mı düşündüklerim? İnsan düzelmeden, adil ve haklı bir sistem uygulamaya geçilmeden, teknolojik olarak dünyayı rahat, yaşanabilir, üretebilir ve eşit dağıtılabilir bir hale getirmek mümkün değil. İnsan doğru sistemi gördükçe insan olduğunu hatırlayarak kendini, beynini, düşüncelerini düzeltebilir ve arkasından adaletli bir uygulama ve sistem gelir. Önce insan beyni, duyguları, hırsları, aşırılıkları düzelmeli. Önce insan üzerinde çalışılmalı. Zaten insan düzelirse ancak, adil bir paylaşım kendiliğinden ortaya çıkar.

 

Ben dünyada temel sıkıntılardan birinin para ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Yani düşüncem yazar gibi... Ama para olmadan her eşya veya emeğin tam değerini ölçmek oldukça zor. Bir birim olmalı, değer olmalı. Kaybolmayan, ölçülebilen, dünyanın her yerinde geçen, enflasyon, devalüasyon, konvertibilite, parite vs kavramlarının artık işe yaramadığı bir değer… Yani para eskiden olduğu gibi üstünde yazan değerin karşılığı kadar değerli bir maddeden yapılmak kaydıyla bu sağlanabilir. Altın, platin, gümüş, bakır gibi … Ki bu bir değer ifade etsin. Yoksa bir kağıt ya da değersiz bir metal parçasından farkı olmaz.

Ayrıca bono, çek, faiz, borsa, kredi kartları, bitkoin denilen yeni icatlar vs asıl insanlık için yüzkarası olan icatlardır, sanal paradır ve emeksiz harcamanın, kazanmanın göstergesidir ve dünyadaki ekonomik krizler aslında gerçekte yeryüzünde olmayan hayali bu paralarla uğraşanların yarattığı krizlerdir. Elinizde hiçbir şey yokken, ekran üzerinde olan trilyonların sahibi olmak ve kredi kartları ile bol bol israf etmek ve sonra bir anda ekran üzerinden iflas etmek…

Gerçekte bu kadar teknolojiye de gerek var mı? Yeteri kadar ekilen arazi, yiyecek var dünyada. Ama ABD'nin israfının tamamı kadar gıda ile 3 Afrika kıtasının doyabileceği yazıyor internette. Ayrıca dünyanın en iyi toprakları ve daima yağışlı ve yeşil olan Afrika’da neden açlık var? Mevcut ormanları kim kesti, kim suların akışını bozdu ve kim kıtayı kurak hale getirdi? Ayrıca sürekli pompalanan (aslında hiç olmayan) zenciler arasındaki suni savaşlar değil mi biraz da kıtayı bu hale getiren? Neden savaşlardan Afrika’daki madenler hiç etkilenmez ve işlerine devam ederler? Neden elmas ve altın madenlerinde dünyada ‘ihtiyaç eksikliği, kıtlık, savaş sebebiyle üretime ara verdik.’ denmez. Petrol neden Arap ülkelerindeki onca savaşa rağmen zarar görmez? Ve bunca yağan bombadan biri dahi bir petrol kuyusuna isabet etmez? Abartılı bir teknoloji ile dünyanın mutlu olacağını düşünmek ve çıkar yol olarak sunmak sadece bir oyalamadır. Ve yine bence batının başka bir oyunu bile olabilir.

…

Kitap makineleşmeden bahsediyor sık olarak. Ancak emeğin değeri, kutsallığı ve toplum tarafından gösterilen “emeğe saygı” kavramları da göz ardı ediliyor. Çalışma şart ve alın teri ile orantılı olarak değeri ve üretilen ürünün kıymeti de artar ki bu da insanların elde ettikleri her “değeri ve faydayı” daha doğru kullanması (kıymetini bilerek) sonucunu getirir.

…

Bu kadar pahalı sistem zamanla oluşturulabilir. Ama ya günümüzde? Bütün dünya eğer gerçekten eşit imkanlardan faydalanmaya niyetli ise öncelikle “insani boyuttaki mülkiyet sınırı” nedir sorusunun cevabı bulunarak sonra buna uygun sınırlandırılma yapılsa belki bu bile başarılabilir. İnsani boyuttaki mülkiyet nedir? Ölmeyecek kadar yemek mi, doyacak kadar yemek mi, mutlu olacak kadar yemek mi? Ne kadar büyüklükteki ev veya araba, veya tarla, eşya? Ancak… Bu sefer de ortaya çıkacak olan bir sorun vardır. Çok çalışan da az çalışan da aynı imkanlara sahip olacaksa çalışmanın, emeğin, alın terinin değeri nereye koyulacak?

Sistemin olmadığı, insanlığın olmadığı veya düzeltilmediği bir dünyada teknoloji ile düzen sağlanacağını düşünmek bir hayaldir ve bu kitap gerçekten de bir ütopya kitabıdır. 79 sayfalık bir kitaba beş sayfalık yorum biraz fazla. Yorumdan daha fazla sayıda karşı soru da var bu yazıda. Ama gerçekçi olmak da şart.

 ----------------

Ayşe Filiz Yavuz

16 Haziran 2019 Ankara