Ayşe Filiz Yavuz

 

 

SABIRSIZ YÜREK (Acımak) / Stefan Zweig

 

Çeviri: Burcu Yalçınkaya

Türü: Roman

440 sayfa, Zeplin Yayınları

1. Baskı, Nisan 2017, İstanbul

 

Diğer veya eski adı ile ‘Acımak’ olarak bilinen bu kitap Zweig’in en kalın eserlerinden biri. Yine psikolojik tanımlamalar ve irdelemeler ile dolu. Zweig kitaplarında bunu hep yapıyor. Hikaye veya roman örgüsü içinde heyecanı hep diri tutarken diğer taraftan sıkmadan ciddi yorumlar ile insan psikolojisini en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. Bu anlatılarda yönlendirme hemen hiç yok. Olduğu gibi… Bu yüzden okur bu satırlarda kendini buluyor. İnsanın, yazarın kurguladığı ortamda ne karar vermesi gerektiğine dair ruhunda, beyninde ortaya çıkan gelgitler ile okuyucu kendi düşüncelerini buluyor ve sonucu bekliyor. Acaba kahraman ne karar verecek? Sonuç ne olacak? Basit bir ortamda, tekdüze bir zaman dilimi ve mekanda heyecanı doruklarda dolaştırıp duruyor ve okuyucuyu kendisiyle hesaplaşmaya götürüyor.

…

Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesi. Avusturya -Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde bir kasaba. Yaz mevsiminin başlangıcı... Kasabadaki alayda görevli genç teğmen Antony bir vesile ile kasabanın en zengin adamının malikanesine yemeğe, sıradan bir tanışma için davet edilir. Teğmen ev sahibinin kızını ayıp olmasın diye dansa davet eder ve olay başlar. Kız sakattır, yürüyememektedir ve bu dansa davet edilince sinir krizi geçirir. Teğmen bilmeden yaptığı bu gafı telafi etmek için gül göndererek özür diler kızdan. 16-17 yaşındaki Edith çiçekleri alınca bu sefer arkadaş olarak davet eder teğmeni ve arkadaşlıkları ilerler. Hemen her gün mesai çıkışı malikaneye davet edilir. Ancak kışladaki herkesin ve kasabanın düşündüğü durum, teğmenin bu sakat kızla olan arkadaşlığının sebebinin kızın babasının zenginliği olduğudur. Teğmen arkadaşça gitmektedir oysa. Edith ve yeğeni ile güzel vakit geçirmekte olduğunu düşünmektedir. Edith’in bir doktoru vardır, Condor… Teğmen Antony doktorla da samimi olur. Giderek kız teğmene bağlanır ve iyileşmek, yürüyebilmek için tek arzusu olan Teğmenin desteğini, aşkını ilan etmesini bekler, yoksa hayata bağlanamayacak ve intihar edecektir. Doktor teğmene bu konuda izah, öneri, tavsiye, rica, manevi baskı ne varsa hepsini yapar. Doktor, teğmenin bu kızla ilişkiyi istemediğini ve kıza acıdığı için devam ettiğini bilmektedir. Ama bu arkadaşlığı bitirmesi Edith için bir son, teğmen için de katil olmak anlamını taşımaktadır doktora göre. Antony büyük bir çıkmaz içindedir: Alayındaki asker arkadaşlarının alay edecekleri, kendi onuru, onlar için onurunu satmış olduğunun düşünülmesi, sakat bir kızla hayatını devam ettirmeyi istememek,

Edith’in intihara meyli… Yaşlı babanın kızı için gelip defalarca yalvarması… Kitap bu minvalde devam eder ve heyecanı kitabın son sayfasına kadar bitmez.

Kitabın başlığı olan ‘acımak veya sabırsız yürek’ten kasıt iki türlü anlaşılmalıdır. Her ne kadar Edith’in teğmene olan aşkı ve karşılık bulamayacağı korkusu sonucunda ortaya çıkan sabırsız davranışları düşünülse de teğmenin kendi içindeki ikilemleri ve sık sık karar değiştirmesi de diğer bir sabırsız yürek davranışıdır.

Romanın hekimlik adına da verdiği dikkati çeken mesajlar vardır. Ama daha önce hekim Condor’un hayatı vardır romanda. Fakir babası rolündedir. Onca şöhretine rağmen sıradan bir evde yaşamakta, akşam eve gelince de gözleri görmeyen karısına vakit ayırmaktadır. Sakat bir kızı ortada aşkı ile tek başına bırakmanın acısını ve katil olacaksın mesajını veren doktorun neden kör bir kadınla evlendiğinin hikayesi de vardır kitapta. Hekimliğin durumunu, ne olduğunu sorgular ve anlatır Condor.

…

Kitapta altı çizilecek ve not alınacak, üzerinde tartışmalar yapılabilecek önemli cümleler ve fikirler var:

Savaşa dair:

Savaştan kaçmak yerine ona sığınanların sayısı, kaçanlarda daha fazla (s. 13).

Askeri sorumluluklarını yerine getirip kahraman ilan edilmek yerine kendi sorumluluklarına sahip çıkmak daha iyi (s. 16).

Dünya savaşında savaşmış biri için bir başka insanın ölümü sulh zamanındaki anlamını yitirir (s. 442).

Hekimliğe dair:

Doktorluğun ahlakla alakası yoktur. Kendi içinde her bir hastalık aynı zamanda bir anarşi eylemidir, doğaya karşı bir isyandır ve bu nedenle onu alt edecek her tür yöntemin kullanılması mubahtır. Hasta için üzülmeyin. Çünkü hasta kendisini doğa yasalarından üstün görüp onları bozandır. Biz de bozulanları toplamak ve düzeni tekrar sağlamak için acımasızca savaşırız.

Bireyleri ya da insanlığı iyileştirecek şey gerçekler ya da iyi niyet değildir.

Bir yanılgı hastaya yardımcı olacaksa o zaman o bir acınası hile değil en iyi ilaçtır. Tedavi edemiyorsan yapılacak en iyi iş hastanın ona katlanmasını sağlamaktır (s.195).

Bir doktor olarak ben iyi bir satranç oyuncusuyumdur, sabırla oynarım. Fakat kumar oynayamam. Özellikle bu oyunun sonunda ortaya bir bedel konulacaksa ve biri bunu ödemek zorunda kalacaksa (s. 235)…

Zalimce görünse de her zaman gerçeği söylemek en doğrusudur. Gerçeği söylemeli ama hastanın kaldırabileceği zaman? Bu riski göze almayı kim göze alacak ve ne zaman (235-36)?

Tamamen sağlıklı değilseniz hiç sağlıklı değilsiniz demektir (s.242).

Önce doktor hastasını gözlemler, sonra hasta doktorunu gözlemler (s.261).

(Hastalara)ne kadar az yardım edebildiğimizi, her gün çıkan bir yeni hastalıkta hiç bir şey yapamadığımızı, o dipsiz okyanustan sadece bir kaç damla aldığımızı yani tedavi ettiğimizi ya da tedavi ettiğimizi düşündüklerimizin her gün yeni bir belirtiyle geri geldiğini, dikkatsiz ve alakasız olduğumuz hissine kapıldığımız, kaçınılmaz hatalara, yanılgılara düştüğümüzü bilmek (s.339)…

Uzun bir hastalık genellikle hastayı değil diğerlerinin şefkat duygusunu da yıpratır, duygular çok güçlü de olsa sonsuza kadar süremez (s.76).

Yazar Zweigh’in hekimlerle ilgili kendi düşünceleri doktor Condor’un ağzından ve onun düşünceleriymiş gibi aktarılıyor. Bu düşünceler tartışmaya açık da olsa içinde gerçek payları oldukça fazla. Bu düşünceleri okuyunca yazarın hekimlikle ilgili epey tecrübesinin olduğunu düşünmemek ne mümkün. Doktorları genel olarak saygı görmek ve ücretlerini almak derdinde olan insanlar olarak tanımlaması acımasız da olsa, böylelerin varlığı da bir gerçek. Buradaki doktor Condor’un “hastalıktan daha güçlü olmak tutkusunda olan biri ve ‘kendini değil başkalarını düşünür, acı çekenleri özellikle.’ diye anlatması, yazarın doktorlar için olumlu düşüncelere sahip olduğunun bir göstergesi(s. 108).

“Hastaların hekimin hayatındaki en zor kısım olmadığı, onlarla geçinmeyi hekimlerin başardığını, hastaların sabırsızlığını anlayıp buna karşı hazırlıklı ve silahlı olduklarını, sakinleştirici kelime, cümle, beyaz yalanlar ile bunu başardıklarını, ama başlarının ve hayatlarının en çok gerçeği bilmek isteyen akrabalarla zora sokulduğunu” belirtiyor (s.127). Günümüzden hiç farklı olmayan bir hekim meselesi bu.

“Hastayken sabah yataktan tuhaf bir yabancılaşma duygusuyla uyanmak”… Bu ne müthiş bir gözlem. Hepimizin yaşadığı ancak hiç ifade edemediğimiz bir duygu ( s. 62).

Aşka dair:

Planlı ve sıradan olan her şey aşka yabancıdır. Ve aslında dayanılmazdır(s. 354).

Aşk sadece güvensiz ve güzel olmayan, zayıf iradeli, kaderin tokadını yemiş kederlilere ve mağdurlara gerçekten yardım edebilir (s. 429).

Gerçek bir duygudaşlığın bir elektrik düğmesi gibi açılıp kapatılamayacağını ve başkasının kaderini gerçekten paylaştığınızda bunun kendi özgürlüğünüzden feragat etmeniz anlamına geldiğini fark etmek (s. 88)…

Diğer kadınlardan ayrı tutulan –yaşlı, hasta, engelli, olgunlaşmamış, dışlanmış- kadınların da aşık olmaya cesaret edebileceklerini hiç düşünmemiştim (s. 267).

Aşk ve arzu duymaktan belki de daha kötü bir işkence olduğunu sezdim. Bu size gösterilen tutkuya karşı kendinizi (geri)çekerken istemeden sevilmektir.

Eğer kendiniz mutsuzca aşıksanız tutkunuzu belki dizginleyebilirsiniz çünkü kendi mutsuzluğunuzun sebebi de yaratıcısı da sizsinizdir.

Erkek bir aşkı reddettiği için sadece acı duymaz; bir şekilde suçluluk da duyar(s. 275).

Bütün yakınlaşma çabalarını başından reddetmek her kadında bulunan ilkel bir dürtüdür (s. 275).

Bir erkeğin katlanabileceği en manasız ama en en kaçınılmaz talihsizliğin kendi iradesi dışında sevilmek olduğunu biliyorum; bu işkencelerin en kötüsüdür(s.277).

Tutkunun karşısında mantığın kazandığını duydunuz mu hiç(s. 332)?

“Genç kızların olağan üniforma aşkı”nın bütün ülkeler de var olduğunu öğrenmiş oluyoruz bu roman ile(s.271).

Acıma duygusuna dair:

“Acıma duygusuyla zehirlenmek (s. 61)… Bu müthiş bir psikolojik tespit.

“İki tür acıma duygusu var. Biri mantıktan uzak olan, empatiden kaynaklanan, hüzünden kaçmaya çalışan yüreğin sabırsızlığı olan acıma… Bu kendini korumaya yönelik bir acımadır. Diğeri ise kendinden emin, sabırlı, katlanmaya direnmeye kararlı insanın merhamet duygusu(s. 17).

Acımak iki uçlu bir silah. Nasıl kullanılacağını biliyorsanız elinizi sürmemeniz, kalbinizi acıma duygusuna karşı kilitlemeniz gerekir. Acımak tıpkı morfin gibi hasta için sadece en başta yararlıdır. Onların daha iyi hissetmesinin bir yoludur. Ama dozunu ayarlayamazsınız ve nerede duracağınızı da bilemezseniz öldürücü bir silah de olabilir(s.230).

Acımanın iki türü vardır. Birincisi zayıf ve duygusal olanı. Başka birinin yaşadığı felaketlerden etkilenerek acı çeken yüreğin bu duygulardan bir an önce kurtulma sabırsızlığıdır. Ortada samimi bir sempati durumu yoktur. Acı çekenle acı çekmek de değildir. Acı çeken karşısında kendini koruma duygusudur.

Diğeri ise gerçek olanı, hissiz ve yaratıcı olanıdır. Sabırlıdır. Acı çekenin yanındadır. Kararlıdır. Gücünün sonuna kadar dayanır. Sonuna kadar gidecek sabrınız varsa

insanlara yardımcı olabilirsiniz. Sadece o zaman kendinizi kurban edebilirsiniz, sadece o zaman (s.231).

Ve hayata, düşünceye, duygulara dair:

Yavaş ama kesin adımlarla ilerleyen sabrın yerine çevik ve tehlikeli sabırsızlık (s.235).

Bugünün insanları kendi iradesi olmayan birer toz zerresinden ibarettirler(s. 13).

Sıradan insanların ne istediği ya da ne istemediği konusunda dikkate alındıklarını sanmak saçmalığın daniskasıdır (s. 13).

Karanlıkta inşa edilen kuruntu sera çiçekleri gibidir. Hızlıca büyür. Karmaşık ve inanılmaz biçimde rüyaların hızına bürünerek ve aşırı gergin zihinde saçma korkuları kovalayarak nefesinizi kesen parlak sarmaşıklara dönüşürler(s. 40).

Gerçek acı gözlerinizle tanık olduklarınızdır. Hayali acılar kişiyi endişelendirmez ve huzuru kaçırmaz (s.61).

İnsan sadece diğer insanlar için bir şey ifade ettiğini düşündüğü zaman varlığının amacı olduğunu hisseder(s.71).

Mecburiyetler zihnin gerçek gücünü zapt eder. İnsanın gerçek nitelikleri sadece özgürken ortaya çıkar (s. 71).

Mutsuzluk insanı hassaslaştırır, sürekli acı çekmek adaletsizdir (s.75).

Birisi sürekli verdiği diğeri de aldığı için alacaklı ve borçlu arasındakine benzer, (insanlar arasındaki ilişkiler), ortadan kaldırılamayan bir tuhaflık siner ilişkilere (s. 75).

Kendinden emin olmamak insanı kızdırır(s. 68).

Bir sırrın tek ortağı olmak hemen herkesin gururunu okşar(s.114).

Dünyadaki bütün kötülükler yarım kalmış işlerden kaynaklanır (hekim Condor’un fikri ) (s.131).

Zengin görünmektense zengin olmak daha uygun ve önemli(s.138).

Mutlu olduğunuzda başkalarının da mutlu olduğunu düşünürsünüz(s.204).

Vücudun ve zihnin alışmak gibi ölümcül ve gizemli bir yeteneği vardır(s.230).

Kötülük ve gaddarlığı seçen insanların başına, iyi niyetli ve saflığı seçen insanlardan daha az belâ gelir(s.241).

Bunların(sakatların) üstelik sağlamlara göre daha tutkulu ve tehlikeli bir arzuya sahip olduklarını keşfetmek (s.268)…

Umutsuzluk uçurumunun en dibinde olanlar yaşama arzusunu en şiddetiyle hissedenler, çığlık çığlığa arayanlardır (s.268).

Gösteriş her zaman için eylemlerimizin en güçlü sebeplerinden biri olmuştur ve özellikle de zayıf iradeliler kendilerini güçlü, cesur ve kararlı gösterecek bir şey yapmanın cazibesine kapılırlar(s.317).

Normallik dediğimiz düz ve dar çizginin dışındaki her şey başkalarını önce meraklandırır sonra kötü kalpli yapar(s.338).

Birinin hayatını kolaylaştıracaksa zor sorumlulukları yüklenmeye değer(s.339).

Kaderin yaraladığı kişi sonsuza kadar hassas davranır (s.344).

Vicdanın hatırladığı hiç bir suç unutulmaz(s.444).

Sadece ölçülemeyen ya da anlaşılamayan şeylerden korkarız(s.359).

Saklayacak bir şeyiniz varsa ya da bir şeyi saklamak zorundaysanız samimi davranmanız zordur(s.373).

Kendimi (ruhen) ele vermiştim, artık kendime ait değildim (s.381).

Tek bir insana bile yardım etsen hayatına yeni bir anlam katıyorsun(s.382).

Kendilerine eşit davranıldığını düşünen insanlar şiddeti mazur görürler(s.414).

…

Kitabın içindeki üstte yer alan cümleler oldukça önemli düşünceler. Ancak içlerinde herkesin hemfikir olamayacağı başka şeyler de var. Mesel⠓Bütün insanlar içinde vicdanı en az temiz olanlar diktatörler (s.339)” derken en az onlar kadar kirli olanların onlara alkış tutan, menfaat bekleyen, onlara fikir veren, onları yönlendirenler olduğunu da unutmamak gerek. Çünkü diktatörü o hale getirenler onlara alkış tutanlar, onlara fırsat veren ve kapı açanlardır.

Uyurken bütün endişelerden uzaklaşmak(s.96) da bir diğer tartışmaya açık düşünce. Bu her zaman imkansız. Endişelerin uykudayken kabusa dönüşmesi, çığlık atarak uyanılması ne çok bilinen bir durum oysaki. Sonraki cümlede ise “Kötürümlerin, kötürüm oldukları gerçeğinden uzaklaşıp, rüyada kendilerini tam ve güzel hissettiklerini” belirtiyor. Bu bir çelişkili ya da eksik fikir. Cümlenin ‘kötürümler için’ diyerek başlaması gerekirdi en başta ve bunu tecrübe ile elde

ettiğini veya öğrendiğini söyletmeliydi yazar kitaptaki karakterlerin ağzından. Çok sayıda kötürüm insanla yapılmış sohbet tecrübesi ile yani… Bunu hiçbir zaman söyletmemiş karakterlerine yazar.

“Merhametin kurbanı, kölesi olmak (s.240)” da bir başka harika ancak kesin olmaması gereken ifade. Merhameti başkalarını kendilerine köle yapmak için kullanacak olanlara karşı uyanık olmak gerektiği kesin. Bin bir gece masallarındaki “kıllı bacak” karakteri buna çok iyi bir örnek. Kim bilir belki yazar bu hikayeyi okuduktan sonra ‘Acımak’ adını verdiği bu kitabı kaleme aldı. Biri doğu figürleriyle işlenmiş, diğeri Avrupa yaşantısı içine yerleştirilmiş iki hikaye. Ancak merhamet insani bir duygu ve olması şart. Sonsuza kadar, şartsız, her şeye rağmen olan bir merhamet olmamak kaydıyla.

“Savaşın içinde toz zerresi gibi savrulmak”… Herkesin hemfikir olacağı bir tanımlama da bu.

“Albayın odasındaki eşyaların arasında iki adet Türk işi tabanca varlığından” bahsetmesi ise bir ilginç ayrıntı oldu benim için(s.415).

…

Okunmasından pişman olunmayacak, altı çizilerek okunacak bir kitap. Bir hekimin, bir askerin, sıradan bir insanın kendinden çok şey bulacağı satırlarla dolu. Sıradan bir roman değil. Zaten Zweig ‘ın hayatı da sıradan değil.

----------------

 

2018, Temmuz,

Hakasya, Tuva, Altay seyahati

Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz