Ayşe Filiz Yavuz

 

 

İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN / Sabahattin Ali


 

İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN

 

Sabahattin Ali

 

Roman

 

57 Baskı, İstanbul, 255 sayfa, 2019

 

 

Kitabın başında Sabahattin Ali adı olmasa ve üzerinde bir döneme ait ‘yazarlar arası kavgaların, üzerine siyasi gönderme tartışmalarının olduğu kitap’ ifadelerinin olduğu  bilinmeseydi kitap belki çok daha fazla değer bulabilirdi.

 

Kürk Mantolu Madonna romanından daha  iyi ve üzerinde yazılar yazılabileceği düşüncesine sahip olduğum bir kitap bence.Diğer yandan, siyasi bir taraf, mesaj olduğu fikrine de kapılmadım.

 

Kitapları okuduğum coğrafyalar, kitaba bakışım ve yarattığı duygular açısından ilişki içinde olur, benim için. Bu kitabı Yakutistan’da, başkenti Yakutsk’da okudum ve bitirdim. Uzun uzun konuşmaların olduğu sayfalara rağmen hızlıca ve merakla bitirilmesi mümkün oldu. Yalnız bu sefer okuduğum kitap ve bulunduğum coğrafyaya dair bir bağlantı kurmayı başaramadım.

 

Bir romanı okutan aslına içindeki heyecan, macera, merak konusu ve bunları etkileyen  yer, zaman, insan tasvirleri ve kısa ama etkili olan önemli konuşma cümleleridir. Bu kitapta yer ve insan tasvirleri, ortam tasvirleri öyle ustaca yapılmış ki... Kalabalık bir alışveriş merkezine girip bir çorap alma bölümüne ait olan kısımda, 1940 yıllarında yazılmış olmasına rağmen kendimi birden yeni açılan ve ucuz-indirimli mal açılışı ile tanıtım yapılan yeni tip AVM'lerin içine girmiş gibi hissettim. Diğer mekan tasvirleri de öyleydi. Kahvehaneler, eski bir pansiyoner odasının hali, basit bir müsamere ile yapılan gösterilerin, önemi kendinden menkul bazı derneklerin uzun övünme ortamları sağlamaları...

 

Kahramanların hal, tavır, yüz ifadeleri, tepkileri de öyle canlı anlatılmış ki olay film karesi gibi önünüzden bir bir geçiyor, akıyor adeta.

 

Merak, macera, heyecan ise hiç yok. Buna rağmen sürükleyici bir roman çıkmış.

 

Ömer, İstanbul’da yaşayan, akrabalarının tavassutu ile bir daireye girmiş ancak doğru dürüst işe gitmeyen, sersemlik eden, kendini bir edebiyat muhitinin içinde olduğunu zannederek heder eden, aslında zeki bir gençtir. Vapurda kendi gibi bir hayat yaşayan arkadaşı Nihat ile giderken bir kız görür ve gördüğü an tutulur. Yanına varıp tanışmak ister ama kızın yanındaki kadın kendinin teyze diye hitap ettiği akrabası çıkar. Kız da Balıkesir’den tanıdığı Macide’dir. O gün teyzesine gider yatar ve sabah erkenden de kaçıp geri gider. Dayanamaz ve kızın okuduğu konservatuara giderek onu bulur ve ona olan aşkını  ilişkinin  tam başında açıklar. Macide de bu aşka kayıtsız kalmaz. Macide Balıkesir’deki ailesinin yanından buraya piyano eğitimi için gelmiştir. Orada kendine piyano dersi de veren müzik öğretmeni Bedri ile arasında sadece bakışlarda kalan bir his dalgası olmuş, ancak Bedri annesine bakmak için oradan ayrılmış; aslında kaçmıştır. İstanbul’a gelmek (teyzesi alıp getirmiştir aslında) Macide ve ailesi için de iyi bir karar olur. Daha altı ay olmuştur Macide geleli. Babası düzenli olarak İstanbul’daki teyzesinin eşi Galip Bey’e Macide’nin masrafları karşılığı para göndermektedir ve teyzesi, eniştesi ve teyzezadesi bu işten memnun ve paraya da muhtaçtırlar.

 

Macide ile Ömer’in aşkı ilerlerken Macide’nin babası ölür. Artık para gelmeyeceğini anlayan teyzesi ve eniştesi bunu bahane ederek Macide’nin akşamları geç gelmesini de bahane eder, onu incitir, kırarlar. Macide gece bavulunu toplar ve nereye gideceğini bilemeden dışarı atar kendini. Ömer Macide’yi bulur ve onu kendi pansiyonunda yaşamak için götürür.

 

Ömer’in çevresini hiç sevemez Macide. Kendisi açık sözlüdür, kararlıdır. Düzgün kızdır. Gizlisi, saklısı yoktur ve sadece Ömer’in değil, aslında hiçbir insanın gizli, saklı davranmasını ve duygularını saklamasını  da istemez. Ancak Ömer başkadır, arkadaşları başkadır.

 

Ömer’in arkadaş çevresi ayrı bir dünyadır. Edebiyat muhiti gibi görünen bu ortamda aslında muhaliflik yapılırken siyasete girmekte ve ağır yazılar yazılmaktadır. Farklı, içki ve kızların olduğu, iki yüzlülüklerin yer aldığı muhiti  ayrıntılarıyla anlatır yazar.

 

Bu karışık  ortamda Macide ve Ömer’in karşısına Bedri hoca çıkar. Bedri aslında Ömer’in de iyi bir eski arkadaşıdır ve yeniden ailece görüşmeye başlarlar. Bedri’nin eski hisleri yeniden gün yüzüne çıkar ama bunu hissettirmez hiç. Ömer’in maddi ihtiyacı çoktur. Çevresinden sürekli borç para almaktadır, farklı hevesleri vardır. Özgür olduğunu belirtiği ruhuna bu beraberlik zor gelmektedir. Macide evlendiği Ömer’in bu adam olmadığını anlamaya başlamıştır.

 

...

 

Kitabın son kısımlarında, Ömer’in muhalif tavırlı çevresinin, siyasi bir gönderme amacıyla kitapta yer aldığına dair ileri sürülen fikirlere rağmen 1940 yıllarında  yazılmış olan bu kitabın, bu gün okunduğu zaman da yine günümüz ortamı ile çok benzerliğinin olduğunu söylemek mümkün. İnsan yaratılışı aynıdır ve ortamlar, yıllar değişse de davranış kalıpları değişmeden kalabilir.  Çok açık olarak bunlar kitapta görülüyor. Dolayısıyla zaman değişmesine rağmen benzer grupların, davranışların bugün de görülmesi, olayı siyasi açıdan değerlendirme konusunda tartışmaya açık hale getirir.

 

Kitaptaki karakterler için farklı kimselere atıf yapıldığına dair makaleler olduğunu gördüm. Ben bu ilişkiyi net olarak göremedim. Sevdiği kadını yüzüstü bırakıp gittiği  belirtilen Yahya Kemal’den bahsettiğini düşünmek mümkün müdür (?) sorusuna ise net cevap vermek kolay değil. Sadece olayın bir çağrışımı olabilir. Tabi bazı atıflar yapılırken birebir aynısının yazılmayacağı kesindir. Sabahattin Ali’nin sosyalizm taraftarı olması, Yahya Kemal’in ise Milli bir şair olması ikisi arasında bir çekişmenin varlığını ortaya çıkarabilir. Bu benim fikrim... Diğer taraftan Cumhuriyet gazetesinde Ataol Behramoğlu’nun 19 Kasım 2020 tarihinde yazdığı yazıda konuyla ilgili olan çevrenin Necip Fazıl ve çevresi olduğuna dair ifadeler bulunması ve Nihal Atsız’ın da bu kitaba atfen yazıldığı belirtilen “İçimizdeki Şeytanlar” adlı bir kitap yayınlaması ifadesi Ataol Behramoğlu’nun fikri hayatı akla gelince tartışmaya açık hale gelir. Ama Sabahattin Ali’nin kitabında yazdığı o muhalif, içkiyi seven, dağınık, biraz serseri çevreyi bugün düşününce aslında bu çevrenin tam aksine tatlı su sosyalistleri diye tabir edilen kesimi hatırlattığını düşünmek daha gerçekçi bir yaklaşım olur.

 

Ataol Behramoğlu’nun iyi bir karakter gibi tanıttığı Ömer’in muhasebe müdürü olan yaşlı karakterin, sahtekar kayınbiraderi  için devletten çaldığı ve yerine koyamadığı para ve sonrasında “Artık dönüşü yok.” diyerek tekrar para çalıp sonra intiharı düşünmesi iyi bir kişilik olarak sunulamaz. Ataol Behramoğlu  şartlar ne olursa olsun, çalmayı haklı gösteremez.

 

Bu kitaba adını veren,içimizdeki şeytan nedir o zaman? Ömer kendisini kötü yola sevk eden içindeki bir şeytandan bahseder. Ondan kurtulmak ister ancak yapamaz. Ya da yapmak  istemez.  Hep suçladığı ve herkeste olduğunu düşündüğü bu şeytan için nice zaman sonra farklı bir karar verecektir. Bu ise ancak kitabın sonuna gelince Ömer’in ağzından öğrenilir.

 

------------

 

Yakutistan/ Yakutsk şehri

Temmuz 2021

 

Ayşe Filiz Yavuz