Ayşe Filiz Yavuz

 

 

KEŞKE SENİ HİÇ OKUTMASAYDIM / Mehmet Kılıç


 

KEŞKE SENİ HİÇ OKUTMASAYDIM

Mehmet Kılıç

Türü: Anı

Dorlion Yayınları, 1.Baskı, Kasım; 2020

258 sayfa

Ankara

Mehmet Kılıç’ın ikinci kitabı. Diğer kitabının tamamlayıcısı ve hayatının romanı.

Sivas’ta başlayan ve 5 yaşında Ankara’da, üniversiteye başlayınca ise İstanbul’da devam eden ancak 1970-90 arasındaki siyasi bölünme, çatışma ve mahkûmiyet ile devam eden, 11 yıl burada, 2,5 yıl Fransa’da, aralarda ise kısa sure Suriye, Belçika vs.de olan hapis hayatı ile suren zor bir hayatın sahibi kitabın yazarı.

Siyasi hayatının başlangıcı benim mezun olduğum lisede ve aynı dönemde olur. Şube farkı dolayısı ile kendisini hatırlamamakla beraber aynı ortaokulda da okumuşuz. Türkiye jimnastik şampiyonu Suat ve Şehnaz’dan bahseden satırları görünce, hatta ‘bir süre jimnastik de çalıştım.’ deyince o dönemde aynı sınıfta mıydık acaba sorusu da takıldı aklıma; ancak hatırlayamadım

Ortaokul ve liseden hatıralarda bir dolu tanıdık yüz, hocaya rast gelmek... İnsan farklı duygularla karşı karşıya geliyor. Geçmişe gidiyor.

Yazar başarılı bir öğrenim hayatına sahipken siyasi hayatı ve sonrasındaki mahkûmiyet ile üniversiteye devam edemez ancak 2008 yılında İTÜ makine mühendisliğini tamamlar. Bu bir azim hikâyesidir. 1980 darbesinin canavar dişleri arasında yaşadıkları işkence dayak vs.nin hepsi bir dönemin hukuksuz idaresinin yansımasıdır ve bu acıları daha fazla olarak ülkücü-milliyetçi gençlik de çekmiştir. Ve maalesef hesap da sorulamadan sorumlular- failler ölmüşlerdir.

Yazar yaşadıklarını açık yüreklilikle yazmış

Kitaptaki sol fraksiyonlar, gruplar, Marksist, Leninist düşünce benim düşünce hayatimin ve inandıklarımın karşısında olsa da asla onaylamasam da, kitapta önemli noktalar var.

İdeoloji ve fikirler başlangıçta ne kadar kişileri bir araya getirse de zaman içinde ayrılıkların, bölünme ve fraksiyonlara gidişin önü alınamıyor

Zaman, insan karakteri, beklentileri ve menfaatleri üzerinde etkisini gösterince dağılmanın kaçınılmaz olmasının yanı sıra insana ‘ benim inandığım ve mücadele ettiğim fikir ve mücadele arkadaşlarım bu değildi.’ gerçeğini öğretir.

Zaman bazı ideolojilerin zamanla yıkıma gidişini anlatır  -SSCB gibi, Çin’in emperyalizmi gibi-.

Yazar Fransa’ya gittiğinde ve sonra geri döndüğünde yaşadığı kırgınlıkları da anlatır.

Ve kitabın sonunda bütün kitap için en önemli kısmını yazar ‘biz kimiz’ sorusu ile.

Anlaşılamamak, idealden uzak olmak, hayatı sadece para kazanmak olarak algılamak, peşine düşülen ideolojiyi sahiplenenlerin son durumları ve sözleri, yaptıkları, insana ciddi bir travma yaşatır.

Biz kimiz sorusunun cevabını Türk milliyetçisi kesim de çok sormuştur. Devlet ve millet için ölürken, mücadele ederken sahipsiz bırakılmak, işkence, idam yaşamak ve ötelenmek, ezilmek insana “Bu polis, bu asker benim mi’ sorusunu sordurur. Bütünüyle karalamak değildir emniyeti buradaki kasıt. Ancak geçmişte yaşananlar ve hatta buğun cemaat veya siyaset adı altında yaşanmakta olanlardır bu durum.

İdeali olmayan ya da başka amaçlı ideallerini(?) bu fikirlerin örtüsü altına gizleyerek fikrin savunucuları gibi olanların-görünenlerin yetki sahibi olmaları hayatın başka türlü islediğini gösterir.

Ancak ‘biz kimiz’ sorusunu sormak acı da olsa önemlidir. Günümüz genç-yetişkinlerinin kimlik ile ilgili hiçbir kaygı ve düşüncelerinin olmaması, bu soruyu hiç kendilerine sormuyor olmaları daha da acıdır ülkemiz için.

Soru yoksa cevap yoktur

Cevap yoksa ülke-vatan da olmaz.

Not: Kitapta çatışmalarda, açlık grevlerinde ölen arkadaşları için şehit ifadesi kullanmış. bu ifade kültürümüzde sık kullanılsa bile dini bir kavram olduğu için burada uygun olup olamayacağı konusunda tereddüde düştüm.

Yazarı samimi notları için kutlarım.

 

-----

 

2 Ağustos 2021

Ayşe Filiz Yavuz / Ankara