Ayşe Filiz Yavuz

 

 

KRAL KAYBEDERSE / Gülseren Budayıcıoğlu


 

KRAL KAYBEDERSE

Yazar: Gülseren Budayıcıoğlu

Remzi Kitabevi, 3. Baskı, İstanbul,

Temmuz 2015; 384 sayfa

Türü: Roman/ Anı

Yazar psikiyatri uzmanı ve uzun yıllardır muayenehane hekimliği yapıyor. Bu arada yaşadığı ilginç hastaların hikayelerinden oluşan kitaplar yazıyor.

Bu kitap Ankara’da geçen, bir iş adamının hayatını anlatıyor.

Kenan zengin, çok yakışıklı karizmatik ve gittiği her yerde hep dikkat çeken bir işadamıdır. Evlidir. Sorumluluk istemediği için çocuk istememiştir. Hanımefendi bir eşi ve bir de her gün gittiği kulüpte tanıdığı ve sonra ev açtığı bir sevgilisi vardır. Sevgilisi Fadi zor şartlarda büyümüş, ayakları üzerinde durmak için çok çalışmış, sonunda okulunu bitirmiş ve iyi bir iş sahibi olmuştur. Tutkulu bir sevgidir Fadi’ninki. Karısı Handan da bu ilişkiyi bilir ama eşinden ayrılmayı göze alamaz. O da eşine tutkuyla bağlıdır.

İşin daha garibi Kenan’ın hayatında hep başka kadınlar da olur. Çok eşli bir hayatın içinde dolaşır durur. Ama bu hayattan vazgeçmez.

Bir gün sevgilisi 10 yıllık bu beraberlikten yorulur ve artık evlenelim deyince ip kopar. Olaylar bu başlangıç üzerine devam eder. Tesadüf eseri hem Fadi, hem Kenan doktor Gülseren Hanımın hastası olurlar. Arada karısı Handan hanım da gelir. Onların psikolojisi, anlattıkları, olayların gelişimi ile roman tarzındaki bu ani kitabı devam eder.

Kitap sürükleyici bir roman şeklinde ele alınmış. Her seferinde Fadi ne yapacak, Kenan ne yapacak diye bekliyor okuyucu. Ve en sonuna kadar da bu düğüm çözülmüyor.

Sürpriz bir sonuç var kitapta.

YORUM:

Tür konusu tartışılabilecek bir kitap. Hekimin anılarından oluşuyor. Ancak roman tadında bir üslup ile anlatılmış. Bu yüzden tür tartışmaya açık. Zaman zaman Kenan ve Fadi’nin (Fatoş) hikayesinin anlatıldığı bölümler, zaman zaman hekimin günlükleri var kitapta. Böyle olunca kesiklikler, kopmalar olabiliyor Yazar bunu günlük değil, kitapta tanrısal bakış açısı ile hekimin hayatının anlatıldığı bölümler halinde yazabilirdi ki bu bir çok kitapta yapılıyor.

İmla hatası hemen hiç yok.

Kapak çok sıradan. Cazibesi hiç yok. Daha iyi bir kapağı hak ediyor.

Kalın olması okunması açısından göz korkutuyor. Özellikle okumayı sevmeyen gençler için. Ancak başlayınca okunmaya devam edilmesi bir bu dezavantajı ortadan kaldırıyor.

Yazarın hastaların kıyafetleri ile fazla ayrıntıcı davranması hemen göze batıyor. Buna hiç gerek yok. Özenli ve şık tanımlaması, zarif demesi zaten yeter. Ama seçkin bir hasta grubu olduğunu anlatması için bu kadar ayrıntı çok göze batıyor. Sanki hastaların takıntıları kadar hekimin de kıyafet kalitesi üzerine takıntısı varmış hissini veriyor.

İkinci yarıda Kenan’ın düştüğü maddi sıkıntının, kendi ücretini ödememesi üzerine bilginin sık sık verilmesi de rahatsız ediyor. Bundan bir veya iki kez bahsedilmesi yeterliydi.

Romanlarda olmaması gereken arkadaki yorumlara gerek yok. Hekim yazar bunları, okuyucunun kendine pay çıkarması için yazmış. Okuyucu isterse bu sonuçları zaten çıkarır. Psikiyatrist bir yazarın hastaları üzerinden anlattığı bu hikaye insan psikolojisinin temelinde çocukluktan gelen anıların etkisini söylemesi zaten beklenir. Okuyucu sadece bu kitaplarda değil her kitapta kendinden bir şeyler arar . Bu psikolojik romanda daha da belirgin olur. Bunu tekrar etmesi lüzumsuz.

Yazarın kendinin de söylediği ancak en sonda yaptığı bir işi neden ortalarda yapmadığını hep sorguladım durdum. Kenan’a gerçek yüzünü neden çarpıcı bir dille anlatmadı. Neden sertlik zamanı gelince bunu ona haykırmadı. İçinde bulunduğu çıkmazın altında yatan sebebi açık ve net olarak açıklaması geldiğinde söylemedi de en sonunda Kenan artık bitmek üzereyken söyledi.

Bütün kitap boyunca ne zaman söyleyecek diye bekledim durdum.

Ben hekimim, ancak psikiyatrist değilim. İnsanlara zamanı gelince, anlamıyorsa sertleşip şamarı vurmak, zamanı gelince söylemek gerektiğini düşünürüm. Yumuşaklıktan anlamadı. Kendini yalnız hisseden bir adama “ bir de ben vurmayayım” dedi. Dostluğunu kaybederse tamamen kaybederim onu ve tedaviye gelmez.” diye düşünmüş olabilir. Ancak yine de geç mi kaldı diye düşündüm.

Düşünülerek, üzerinde tartışılarak okunabilecek bir kitap.

 

------

Aralık 2020/ Ankara/ Ayşe Filiz Yavuz