Ayşe Filiz Yavuz

 

 

MAHPUS KAÇA KAÇA BİTER / Mehmet Kılıç


 

Yazar: Mehmet  Kılıç

Türü: Roman/ Hatıra

2. Basım, Mart 2020/ Dorlion Yayınları (Ankara, Eskişehir)

322 sayfa, Arkadaki albüm kısmı ile beraber 335 sayfa

 

 

Bu bir roman olarak takdim edilse bile aslında anıların anlatıldığı bir kitap. Yazar kitabın başında gereklilikler yüzünden bazı değişiklikler yaptığını dolayısı ile içinde roman için gerekli unsur olan “kurgunun’ olduğunu belirtse dahi yazarın kendi hayatına ait olan bir kesimi anlattığı için anı olarak kabul edilmeli.

 

Yazar ile şahsen tanışmıyor olsam bile benimle aynı liseden ve aynı yılda (1977 yılı) mezun olmamız dolayısı ile bana e-posta ile ulaştı ve kitaplarını göndermek istediğini belirtti. İki kitabını kargo ile aldığım yazarın okuduğum bu kitabı bir döneme ait önemli ipuçları vermesi açısından çok önemli.

 

Hapishaneye ait firar olaylarının  ayrıntılarını anlatan bir Türk yazar kitabı var mı bilmiyorum. Gençliğimizde  firar olaylarını sık sık basından takip ettiğimiz o dönemdeki bu kaçışların nasıl yapıldığını ve kaçısın psikolojik ayrıntılarını, etkilerini açık yüreklilikle anlatmış yazar.

 

Benim mezun olduğum Ankara Yıldırım Beyazıt Lisesi siyasi çalkantılardan, bölünmüşlüklerden nasibini bolca almış bir okuldu. Sol fraksiyonların kendi aralarında hakimiyet mücadelesi yaptıkları bu semtte ben ve benim gibi olan çok az sayıdaki Türk Milliyetçisi öğrenci varlık mücadelesi veriyorduk. Zor günlerdi. Farklı fikirlerde olsak bile çoğumuzun ortak derdi bu ülkeydi. Tuttuğumuz yollar, birbirimizin fikrine  göre yanlıştı. Ama çoğumuz samimiydik. Günümüz insanlarına bakarak bu fikri söylemek mümkün. İçimizden değişenler, zamana uyanlar, ideal ve prensiplerinden feragat (!) edenler oldu. Ancak o zamanın yazılması gerekliydi.

 

Her iki taraf için de 12 Eylül bir kavganın son verilme uygulaması, dökülen kanların durdurulmasıiçin yapılmış bir darbe değil, Türk milleti ve ülkesi için bir kara dönemin başlangıcıydı. Bir sağdan bir soldan anlayışı ile idam kararlarının verildiği bir yönetim anlayışı ile hukukun kenara bırakıldığı açıkça milletin gözünün içine baka baka belirtilmişti. Acılar, işkenceler, haksız idamlar o döneme damga vurdu, uzun süre yazılmayan, konuşulmayan bu konular, o dönemin acısını çekmiş olan  insanlar kendilerini konuşmaya, anlatmaya hazırhale geldikten, o gücü kendinde bulduktan sonra yazılmaya başlandı.

 

Türk milliyetçileri olarak biz daha az yazdık bunları. Sanki anlatmak, yaptıklarımızı, yaşadıklarımızı övmek gibi algılanacaktı. Vatan için yapılanlar övgü konusu olmaz, görev olarak kabul edilir ve tarihe bırakılırdı. Yazılmalıydı oysa ki. Son on yılda yazılmaya başlansa ve iyi örnekler çıksa bile yeterli değildi.

 

En az yazılan ise kaçışlara dair olanlardı. Her iki kesim için de...

 

Özgür olmak hapishaneye düşmüş her insan için en büyük hayaldir, istektir. Hak edilip edilmediği konusu değildir burada tartışılan.

 

Artık hapishanelerden kaçışa dair plan yapmaya gerek (hapisten çıkmanın bin türlü yolu var!)  var mı? Eski tünel kazmalar yine yaşanabilir mi? Kim bilir? Ancak aylar süren çalışmalar, yer altında havasız, kısıtlı  ışık altında, gürültü çıkarmadanyapılan çalışmalar zordu. Ancak en zoru da ihanetti muhtemelen. Tam kaçışın sonuna gelmişken ortaya çıkan (ihbar edilen) tünellerle birlikte yıkılan hayaller ancak yine de kaçışa dair yapılan planların devamı anlatılmış burada.

 

Beni en çok etkileyen hatıralardan biri ise tünel sırasında patlayan bir-iki su borusunun-su sızıntısının daracık tüneli doldurması ve orada, tünel içinde, daracık bir alanda boğulmak korkusu anlarıydı. Okurken bile nefes nefese kalıyor insan.

 

Kitapta uzun uzun anlatılan ve okuyana propaganda niteliği taşıyan, hapishane ortamında da sık yapılan siyasi tartışma anlatıları fazla yer tutmuyor; zaten bunların da hatıra-roman türü kitaplarda kitabın okunabilirliğini azalttığı biliniyor. Mehmet Kılıç, sık karşılaşılan bu türden bir yazar hatasını  yapmamış. Dolayısı ile rahat ve hızlı okunan, “Ne olacak?” sorusu sorulan bir anlatım elde edilmiş.

 

Kitabın içinde dikkat çekecek noktalar da var. Kimseye haber vermeden yapılan kaçışların, sosyalist ideolojiye aykırı bir anlayış olduğu, birlik ruhuna uygun düşmediği gerekçesiyle yarattığı olumsuz ruh hali (kitabın ilk başlarında), kadın erkek koğuşları arasındaki temaslar, pencere-mazgallar arasındaki parmak ile yazı yazıp haberleşme, görüş günleri, içeri nasıl sokulduğu anlatılmasa bile giren aletler, içeride yapılan bazı aletler (tünel kazma işinde kullandıkları), tünellere çekilen elektrik sistemlerinin nasıl yapıldığı ve kullanılan malzemenin nasıl temin edildiğinin bilinmezliği, gardiyan-asker psikolojisine ait ipuçları, açlık grevleri, barikat kurup direniş-eylem yapmak, mahkum temsilcileri ile hapishane görevlileri arasındaki atışma ve laf yarışları...

 

Kitapta hiç katılmadığım şeyler tabi ki var: Farklı fikirlere sahip olmamızdan kaynaklanan anlatımlar, düşünceler bunlar: Kaçanların yine asker veya devlet ile çatışmaya girmesi, Amerika-Avrupa emperyalizmine karşı olmanın yanında Marksist-Leninist-Maoist  fikrin getirdiği Rusya-Çin emperyalizmine karşı  olunmaması, Doğucu olarak bahsedilenlerin PKK’nın alt yapısını hazırladıkları vs.

 

-Kitap kapağı görsel olarak iyi hazırlanmış.

 

-Dil  rahat. İmla hataları olmakla beraber rahatsız edici boyutta değil.

 

-Dil-zaman-anlatım ilişkisinde sıkıntılar var. Anlatım sırasında kimi zaman geniş zaman, bir alt paragrafta di’li geçmiş zaman vs. gibi anlatım hatalarına sıklıkla düşülmüş.

 

-Sahnelerde geçişler sırasında, arada olması gereken üç nokta gibi ayrım düzenlemeleri unutulmuş.

 

En büyük eksiklerden biri yazarın kullandığı kısaltmaların açıklamalarının olmaması. Kiminde çözmeye çalışmak için okuyucunun uğraş vermesi gerekli. Kiminde nice sonra çözülebilen kısaltmaların yorgunluğu siniyor  okuma zamanına. Siyasi grupların simgesi olan kısaltmalar değil kastım, diğerleri.

 

Kitapta yazarların en sevdiği iki şeyden bolca bahsedilmiş. “Çay ve sigara tutkusu”.‘Koğuşta zaman nasıl geçer başka şekilde?’ sorusunun cevabı çay-sigara olmakla beraber kitapta buram buram demli çay ve duman altı sigara ortamı  okuyucuya  o ortamı çok net olarak hissettiriyor.

 

Sonuç:

Günümüz gençleri, teknolojik imkanlar dahilinde bakıldığında çok bir şey ifade etmeyebilecek olan, belki ilkel ama çok zor bir yöntem olarak kabul edilecek olan 1970-90 arasındaki tünel kazma hikayelerinin, kaçış planlarının ve bir dönemin anlatımının olduğu bir kitap.

 

Yazara,  kitaplarını imzalayarak bana gönderdiği için içtenlikle teşekkür ediyorum.

 

Uzun yıllar içeride yatmış olan bir insanın  tünel kazma, ışığa kavuşma heyecanını an an anlatması, okuyucuyu o tünellerin içine girmiş gibi  hissettirmesi açısından çok önemli.

 

 ------------------

Temmuz 2021

Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz