Ayşe Filiz Yavuz Avşar

 

 

NİKOLAY’IN AV KÖŞKÜ

Yazar: Cazim Gürbüz

Türü: Öykü

Sone Yayınları, Haziran 2007,
İstanbul, 100 sayfa

Bayburt doğumlu, Erzurum’da büyümüş, okumuş, çalışmış, gazetecilik ve siyasi hayatına burada başlamış olan yazarımız halen İzmit’de hem mesleğini hem yazarlık görevini ifa ediyor. Asıl mesleği muhasebe, mali müşavirlik olan yazar köşe yazarlığında gösterdiği “çok okunma” başarısını kitaplarında da gösteriyor.

Yazarın şiir, deneme, siyasi makaleler, öyküler, gülmece olarak farklı dallarda yer alan çok sayıda kitabı var.

Kitap öykü kitabı olarak hazırlanmış olsa bile aslında öykü haline getirilmiş bir anılar kitabı. 24 farklı anı - hikayeden oluşuyor. Kitaba ismini veren öykü ilk başta yer alıyor. Sarıkamış’a gelip yerleşen Rus Çarı’nın yeğeninin yerleştiği köşkün hikayesi ile başlanmış. En çok Erzurum’a ait olan anıların hepsi zevkle ve bir çırpıda okunacak, ‘Daha, daha’ denilecek türden. Türk insanının saf, temiz, dobra, kiminde
çok zeki hallerini anlatıyor. “Gülünecek ama öykünülmeyecek hikayeler” de olduğu gibi. Günümüzde artık azalan, birbirini tanıyan ve aradaki dertleri kendi içinde halleden kasaba ve köylü kardeşlerimizin hayatlarından kesitler... Hikayeleri okurken bunların artık geride kalmış olduklarını içiniz sızlayarak fark ediyordunuz. Cazim Gürbüz milli duygu ve düşüncelerini de kitabın içindeki bazı hikayelerde ortaya dökmüş. Aslında her hikaye milli. Çünkü bizi anlatıyor. “Oğuz uykusuna yatmak, Cihangirlik duygularımın Hun atlıları, Geyve kokar bütün salatalıklar, Heriflik madalyası, Yurdu gitmiş bir yiğidin payına, Bildiğim şehit hikayeleri” gibi olanlar ise doğrudan milli hikayeler.

“Yurdu gitmiş bir yiğidin payına”… Burada hikayenin kahramanı, bir anayı vurmanın acısını yaşar. Ana vurmak, ana ağrısı almak ne demektir onu öğrenir Tahir. Anasının Moskof zulmünden kaçarken yük olmamak için aldığı karar ve ettiği dua unutulmaz. “Gücümü tüketmek üzereyim Tanrım. Ne olur soluğumu da tüket de ayak bağı olmayayım balama.” diye dua eden, oğlu için oğlunun elinden ölmeyi göze alan bir ana. Bu hikaye filmi çekilmesi gereken gerçek bir hatıra. “Korkma Tahir cennete gideceğiz.” sözü ile susan ve mutlu olan bir çocuğun anası ile başlayan ve tek başına devam eden Moskof’tan kaçışının hikayesi.

Yazar öykülerin içinde güzel düşünceler, fikirler eklemeyi ve bunu hikayeye yedirmeyi de uygulamış. “Açık gözün görmediği, mantık sığlığının yüzdüremediği, belirsizgeleceği ve karaya oturmuş geçmişi, rüyalarımız ve hülyalarımızla cana getirebiliriz .”diyor yazar, sayfa 11 de.

İçinde Türk Ocağı geçen kitaplardan biri daha bu kitap (s 9 da). “5 ekim 1924 de Atatürk’ün ilk yurt gezisi sırasında müsamere yapılan Türk Ocağı binasını yeniden ihya etmeyi düşünüyor.”diyor hikayede bahsettiği kişiden.

Yazarın “Cennetin Kütüphanesi” kitabında yaptığı gibi burada da uyguladığı bir yazı türü var. Türkçe'de yer alan belli bir kelime ile yapılmıs farklı anlamlar taşıyan deyimleri toplayarak bunlardan anlamlı bir hikaye çıkarmak. “Dar ve hüküm özeti” hikayesinde. Tek sayfada ‘dar sokak, dar gün, daracık bir ev, eli darda olmak, darlık çekmek, dar kafalı ve dar görüşlü olmak, dar gelirli olmak, daralmak, dünyayı dar etmek, dar ağacı, dar yere sıkışmak…” deyimlerini kullanıp bir genç fidanın dar ağacında sallandırılmasını iki dörtlük de ekleyerek dile getirmiş. Bir sayfaya sığdırılan bir hayat ve ‘dar’ kelimesi ile Türkçe’ye hakimiyet ancak iyi bir yazarın yapacağı iş.

“Ha Agit, ha bir it”, Doğu’da “şıh” kavramının içinin ne kadar menfaate dayalı ve halkı suiistimal eden bir sistem olduğunu anlatan ibretlik bir hikaye. İki sayfada derya deniz fikir veriyor.

“Şapkaya isyan ve kutsal şapka” isyanı hikayesi Atatürk’ün şapka ınkılabının Anadolu’da nasıl yanlış anlaşıldığının ve ne sonuçlara sebep olduğunun anlatıldığı farklı bir anı öykü.

Kitapta bazı deneme türünden yazılar olsa bile çok güzel bir öykü-anı kitabı. Bir çırpıda bitiveren, zevkle okunan, sayfaların su gibi aktığı bir kitap.

Yazarın kalemine sağlık

----------

Ayşe Filiz Yavuz, 2017, Şubat