Ayşe Filiz Yavuz Avşar

 

 

ŞEHRİN AHŞAP ZAMANI

Yazar: Kadir Üredi

Yayına Hazırlayanlar: Tekin Şener,
Mehmet Ali Erdoğan

Ötüken Yayınları,

2. Basım, Mart 2016, İstanbul

120 sayfa

Şehir kitapları her zaman ilgimi çeker ve severek okurum. Şehirleri evim gibi, vatanım gibi kabul eder ve ona namahrem ellerin hoyratça dokunmasından çok korkar ve üzülürüm. Şehirleri yönetmeye talip olan ve bu gücü elde edenlerin ‘gaflet, delalet ve hıyanetleri’ benim
engel olabilmeğimden çok büyük. Ama elimizden bir şey gelmiyor. Elimizden gelen sadece yazmak ve en çok da okumak.

Sivaslı ve Sivas aşığı olan Kadir Üredi de bu yazarlardan birisi. Dede ve babası dülger olan ve Sivas’ta yapılmış olan konakların bir kısmının ellerinden çıktığı bir aileden geliyor. Sivas’ın modern şehir kurmak adına yıkılan eski bina, konak, bahçelerinin, kurutulan, üstü kapatılan ırmak ve derelerinin arkasından gözyaşı döken ve sonra eline kalemi alıp bu kitabı yazan bir değerli insan.

Kitabın adından da anlaşılacağı üzere, bu bir ahşap konaklar kitabı. Önce konakların hangi safhalardan geçirilecek yapıldığını, herkesin anlayacağı şekilde anlatmış. Hangi mevsimde hangi gün, hangi gelenekler yerine getirilerek başlanır, malzeme ve ustalar nasıl seçilir, nasıl hazırlanır, iyi malzeme ve iyi ustaların özellikleri ve dürüstlükleri nasıldır, bu binalar yüzyıllara nasıl dayanmaktadır, sırları nedir, büyük ağaç gövdeleri nasıl yontulur biçilir, ev yapımında nasıl işlenir ve o güzelim konaklar bir yıl içinde hiç makine yardımı olmadan nasıl bitirilir? Bunlar bölümler halinde yazılmış.

Konakta eskiyen yerler nasıl tamir edilir yani “konak nasıl askıya alınır” ın iki sayfada izahı ve bunun inanılmaz mekanizması… Yeni bir şey öğreniyorum atalarımızdan, ustalarımızdan. Bir evi yıkmadan nasıl tamir edilir, onu. Ustaların ustalığı ve zekasını yani.

Kullanılan malzemelerin seçildiği ocaklar, ustalar ve hayatları, bu konakların nasıl döşendiği, ve bu konaklarla ilgili hatıralar da ayrı bölümler halinde kitaba eklenmiş.

Kitap konak kitabi, şehir kitabı, hatıra kitabı, dertleşme kitabı gibi de okunabilir. Dha önce Sivas Cer Atölyeleri, Sivas ile ilgili şehir kitaplarını yazmış olan yazarları okumuş ve çok zevk almış ancak çok da hüzünlenmiştim. Bunu sayı verilmiş şehre bir şehir kitabı olarak okumak mümkün değil. Ancak Sivas hayatına ait içinde çok şeyin olduğu lezzetli bir kitap.

Yazar, dülger bir aileden gelen, babası ve dedesi Sivas’ın eski iyi konak ustalarından olan, kendisi de bu işi iyi bilen bir kişi. Ancak yazdığı kitap ile onun sadece iyi bir usta değil, ciddi bir entelektüel olduğu, bu memleket ve kültür yapımız için kaygı çeken her millet, vatan sevdalısı gibi çok kitap okuduğunu da kitabın satırları arasında rahatça bulabiliyor, tespit edebiliyorsunuz.

Babasının bir tamirat sırasında bulduğu altınlar ve dedesinin davranışı sonrası bu altınların sahibini arayıp bulması onun araştırmacı kişiliğinin de bir işareti. Bu ve taşlanan konak hikayesi kitaba ayrı bir lezzet vermiş. Dolayısı ile kitabı teknik bir eser olarak görmenin yanı sıra ‘geçmişe saygı’ kitabı olarak da görmeli.

IV. Murat’ın Bağdat seferi sırasındaki Sivas ve Konakları ile ilgili hatıra kısmı da önemli bilgiler arasında yer alıyor.

Benim dikkatimi çeken diğer bilgi ise Sivas Türk Ocağı ile ilgili olarak verilen bilgi. Günümüzde Aynalı Çarşı olarak bilinen yerdeki iki katlı konakta hizmet vermiş Türk Ocağı. Bu bina daha sonra Askeri Satın Alma Komisyonu, İnzibat Merkezi olarak da kullanılmış. En son İstiklal Mahkemesi’ne de ev sahipliği yapmış (sayfa 100).

Bir konağın tamiratı sırasında sıvaların altından , ahşapların, ağaç kolonların köşelerden, gizli dolapların içlerinden, tespit edilen yazılar, kaybolmuş fotoğraf ve mektupların bulunuşu, eski tabanca, tüfek, kamaların çıkarılması, bunların anlamını çözmeye çalışmak ve geçmiş zamanlara gitmek ne derin duygulara götürür insanı. Kitapta yazarın bununla ilgili hatıraları da mevcut. ‘Mapısta’ veremden ölmüş bir oğulun kaybolan fotoğrafının acısının, fotoğrafın bulunması ile yeniden tazelenmesinin acısını yazarın kalemindeki sade kelimelerin arasından öyle derinden hissediyorsunuz ki.

Geçmişte ustaların dul, sahipsiz ve fakir kadınların evlerinin işbirliği ile en az masrafla yenilenmesi için nasıl çabaladıklarının ve “kiminin duası” anlayışı ile ter dökmelerinin ne olduğunu da görüyorsunuz. Günümüzdeki kimi ustaların en ucuz ve kötü malzeme ile nasıl pahalıya ve kötü bir işçilikle pazarlama yaptıklarını görüp “Allah ustalara muhtaç etmesin. Tamir ettirmektense yenisini alayım.” diye dertlenenleri de… İnsanın özlem duymaması ne mümkün?

Kitabın eleştirilecek tarafları: Bazı imla hataları dışında tek eleştirisi kısa zamanda bitmesi ve tadının damağımızda kalması. Ama bunun da
iyi tarafı yok edilen bir medeniyetin hüznünü biz okuyuculara daha fazla yaşatmamak olmalı.

Yazarın kalemine sağlık, teşekkürler bu kitap için. Başka kitaplarda da imzasını görmek nasip olur İnşallah.

----------

Ayşe Filiz Yavuz, 2017, Mart