Aysun Demirez Güneri

 

Füsun Menşure ve Konforlu Yalnızlık Kitabı Üzerine

 

Genç yazar Füsun Menşure’nin 2017 yılının Mart ayında yayınlanan Konforlu Yalnızlık kitabını hem bir akademisyen hem de bir kadın gözüyle değerlendirmek üzere beyaz bir sayfayla karşı karşıyayım. Bir edebiyatçı olarak yazarın edebiyatımızda güçlü eserler vereceğine ve gerçekten beyaz sayfalar boyunca öz kültürüne kaleminin gücüyle hizmet edeceğine inancım tam. Çünkü o özde ‘insan’ı anlatırken bu toprağın insanının hikayeleri vasıtasıyla kendi öz kültürünü bütün dünyaya okutmaya aday.

“Konforlu Yalnızlık” kitabında giderek toplumsal değerlerinden uzaklaşırken kendine yabancılaşan insanların zarar görme endişesi ile tercihli bir yalnızlığa yönelişi anlatılıyor. Her bir satırda kendinizi bulabileceğiniz hikayeler bunlar...

Edebi eserler değerlendirilirken klasik bir bakış açısıyla hikâyelerdeki olaylar, kişiler, mekân, zaman, eser- dönem-yazar ilişkisi, dil ve üslup gibi başlıklarla incelenir.

Burada sizlere böyle bir değerlendirme yapmak yerine öncelikle Füsun Menşure’nin hikâyelerindeki metaforlara dikkatinizi çekmek istiyorum.

 Bir anlatım tekniği olan metafor, en kısa manasıyla bir benzetme, eski tabirle teşbih olayıdır. Edebî söz sanatlarından olan teşbih istiare, teşhis ve intak metaforun somut uygulama alanlardır. Soner Akşehirli, Jose Ortega Gasset(1948)’in metaforla ilgili şu sözlerini aktarır. “Metafor, belki de bir insanın sahip olabileceği en verimli güçtür” (Demirci 2016: 331-333).  Bize göre, Füsun Menşure, metafor kullanma becerisiyle bir insanın sahip olabileceği en verimli gücü elinde tutan yazarlardandır.

Edebi bir eserdeki metaforlar, anlatımdaki monotonluğu da yok eder. Doğrudan anlatım yollarından sıyrılarak anlatımı zenginleştirir. Kıssadan hisse hikâyeleri de doğrudan metaforlarla ilgilidir. Metafor kullanımı bu sebeple dünya tarihinde yüzyıllardır bir öğretim metodu olarak da kullanılmaktadır. Eski edebiyatta intak olarak tanımladığımız,  hayvan ya da cansız varlıkların insan gibi konuşturulması, canlandırılması metaforun bir parçasıdır. Metafor, bir şeyin bazı özelliklerinin başka bir şeye tranfer edilmesi, taşınmasıdır. Füsun Menşure, hikâyelerinde bu metaforik unsurları sıklıkla kullanmıştır.

Onun hikâyelerinde birçok şey efsunludur. Taş konuşur, kedi konuşur, deniz, güz konuşur. Füsun Mensure, bir sihirbaz gibi etrafında gördüğü bir canlının veya cansızın diline bürünür. Hayatla konuşur o. Pek çok insanın bilmediği bir dili bilir. Bu hikâyelerde dünya, her yer, her şey ete kemiğe bürünür, canlanır. İnsan ve eşya arasında, insanla diğer canlılar arasında kimsenin görmediği bağı görmüştür. Bu eşyalar, bu insan dışındaki varlıklar, insanın duygularına, acılarına, sevgisine eşlik etmektedir.

Kelimeler önemlidir Füsun Menşure için; ‘Devasa kayaları andıran kelimeleri kaldırıp cümleye çevirebilmiş’tir o (s:15); ‘Kelimeler önce ağzımda birikti. Sonra bir patlamış mısır paketinden saçılan taneler gibi hızlı ve yumuşak bir şekilde, gözlerimden süzülen yaşlarla birlikte döküldü’ diye anlatır Kitap Hırsızı adlı hikâyesinde (s.20).

Hikâyelerindeki kahramanlar çoğunlukla çocuklar ve kadınlardır:

Çocuklar önemlidir onun için. Füsun Menşure’ye göre çocuklar, her şeyin farkındadırlar. Onlar annelerini, babalarını anlarlar; sevgiyi de sevgisizliği de bilirler. Güneşe dönen ayçiçekleri gibi sevginin geldiği yere evrilirler. Bilirler de içinde bulundukları durumdan kendiliğinden çıkamazlar. Küçüktürler, korkarlar… FüsünMenşure onları anlar, küçük kalplerdeki umudu da umutsuzluğu da görür... (Bir sen, Kırık Tabak).

Kitapları seven, kütüphaneyi seven, kitapların dünyasından bilgiye uzanan, yalnızlığını dindiren çocuğun hikâyesi de vardır Füsun Menşure’nin  hikâyelerinde... (Kitap Hırsızı s:11-21). Bu çocuk büyüdüğünde de sığındığı liman değişmez. Çocuk büyümüş, genç bir kadın olmuştur. Konforlu Yalnızlık’ta yalnızlığını ve kitaplarını anlatır. ‘Hepimiz kimseli yalnız değil miyiz?(s:32)’ diyerek avutur kendisini. Hikâyelerindeki yalnızlık güvenlidir de, niye mi? Çünkü yalnızlık, yaşama sevincinin tüketilmesinden, değersizleştirilmekten, suçlanmaktan, sürekli birini memnun etmeye çalışmaktan daha konforludur.

Kadınlar… Sevdiğini kaybedince kırık bir bebeğe dönüşen kadınlar... Kendini değersizleştiren, hiçleştiren, erkeğini kendi elleriyle öldüren kadınlar, umudunu kaybedip katılaşan kadınlar, annesine dahi merhamet etmeyen bencil kadınlar, sevgisine adanmış kadınlar, bütün acılarına rağmen ayakta kalan, çıkış yolu bulabilen kadınlar… Hiç tanımadığı bir kadını kendi evladından daha çok sahiplenen kadınlar ve katiline âşık kadınlar…

Füsun Menşure’ye göre aşk, Tanrı’nın bir lütfudur; aşkı insanın kalbine koyan da Tanrıdır. ‘Eğer insanlar aşkı bilselerdi, kavga etmeyi unuturlar, onu gerçekten hissedebilselerdi, Tanrıyı da anlarlardı’ (Tanrı Aşktır:157). Bu yüzden kıymetlidir aşk ve aşkı bulduğunda bu yüzden mücadele etmelidir bütün olumsuzluklarla... Menşure’ye göre ‘kadın ona [birine] sevdam dediyse onu kendinden bildiği içindi. İnsan kendinden olanı nasıl suçlar, ona kötü özellikleri nasıl mal edebilirdi?’(Kaybolan Işık: 166). Bu yüzden sevdiği tarafından sokak ortasında bıçaklanan kadının son sözleri ‘Kalbime bu sevdayı koyan sensin. Aslında hiç ayrılamadığım kapına geldim. Beni huzuruna kabul et ve ne olur sevdiğimi affet’ tir (Kaybolan Işık:167).

Dobra bir kadına söyletir erkek cinsiyle ilgili serzenişini ‘Erkek milletinin uyanığı, böyle villa milla, insanın gözünü boyar. Sana sözde saray yaptırıp seni de sarayın içine gömer. Hâlbuki, için de yar olmayan saray neye yarar değil mi oğlum?’ (Kaydıraklı Dolap:129).

O, insanları ‘Nedir benim gerçeğim, neyle doyar ruhum, nerede rahat ederim?’ diye düşündürür, sorgulatır (Cennet: 63). İş, eş, çocuklar, gelecek kaygısı derken ihmal eden anneleri, babaları da hatırlatır.

Füsun Menşure bir başka ülkede yabancı olma gerçeğini de bilir; memleket türküsünü, yemeğini, dilini özlemeyi de bilir. Kendi memleketinde insana dair olanı da görür, anlar. O, bu toprağın kızıdır.

Yanı başımızda Halep de olan savaş da etkiler onu, bir pencere aralar ve bu savaşın içinden bir ailenin yaşadıklarını serer gözler önüne. Ölenler çocuktur her şeyden önce… Türkmen olmuş, Arap olmuş, Yezidi olmuş kime ne?

Onun hikâyelerinde hak edilmeden alınan diplomalar ve ünvanlarla ilgili rahatsızlığı da bulursunuz. Menşure’ye göre bu durum kötü bir koku gibidir; bozulmanın, yozlaşmanın göstergesidir. Bu kokuyu hissedip dillendirdiğinizde bu durumdan utanmayan kişilerin pişkinliğini de gözler önüne sermiştir. Kaba, kirli insanların yanı sıra okumaya, öğrenmeye saygı duyan insanı da bulursunuz hikâyelerinde...

Yazar olmak bu demektir, başkasının gerçeğini görebilmek, kahramanın giysisini kuşanmak, onun mutluluğunu, mutsuzluğunu hissetmek... Füsun Menşure, bunu başarabilen genç yazarlarımızdandır.      

*Yrd. Doç. Dr. Aysun Demirez Güneri     
Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü

Kaynaklar

Demirci, Kerim (2016) “Metafor: Bir Anlatım ve Üretim Mekanizması”, Dil Bilimleri Kültür ve Edebiyat, Padam Yayınları, Ankara, s.330-343.

Füsun Menşure, Konforlu Yalnızlık, Post Yay.,İstanbul, 2017, s.167. ISBN: 978-605-9444-21-7.