Aysun Demirez Güneri

 

MERHAMET

                                                                               

Rabbim, ben merhameti gördüm, bildim. Merhamet Rabbimin bir lütfu, bir nimet, insan olmak demek. Ben sevgiyi gördüm, bir babanın sevgiyi nasıl verebildiğini, evlatlarının yüreğinde nasıl yaşadığını gördüm. Bunun için çok da çaba harcamasına gerek yok. Zehirli kelimeler kullanmadan, hüsnüniyet taşıyarak, güvenerek, özgür bırakarak, dualarla yolunu bulmasını seyretmek yeterli. Rahatça sokulabilmek, elinden tutabilmek, tatlı dille seslenebilmek… Hepsi bu… Eğer evlatta da cevher varsa öyle güçlü bir bağ kuruluyor ki gönülden gönüle… Bugün dayımın yanına uğradım, hasta ve çok yaşlı… Sayılı nefesler alıp veriyor, küçücük kalmış, büzülmüş yastıkların arasında…

Zaman zaman gözlerini araladı ve ağzında görülen tek tük dişlerinin arasından kızına seslendi:

_Kurban olurum sana…

Evladı cevap verdi:

_Babam, ben de sana kurban olurum.

Dayım seslendi:

_ Kurban olurum sana.

Songül cevap verdi:

_Ben de sana kurban olurum.

Dayım dedi ki:

_Şefaaat…

Evladı dedi ki:

_Rabbim babama şefaat et… Rabbim babamın sıkıntısını gider, ona yardım et…

Dayım:

_Eşedü…

Kızı:

_Eşehüenla ilâhe illâllah eşhedüenneMuhammedenabduhüresulühü… Babama şefaat et Allahım…

Dayım:

_ Kurban olurum sana…

_Babam kurban olurum sana…

Bu manzara, bu diyalog saatlerce devam etti. Evladı çıktığında ben oturdum onun boş bıraktığı sandalyeye. Biz de el ele verdik, kelime-i tevhidler getirdik, kurban olduk birbirimize. Sustuğum da “oku” dedi dayım zor duyulan sesiyle. Okudum dilimin döndüğünce, bildiğimce… “Şefaat Ya Resulullah, yardım et dayıma.” dedim.

Bir kere daha hatırladım, şahit oldum insan olmanın güzelliğine… İmrendim, dayım böyle bir sevgi büyüttüğü için… Son nefeste yanında sevenleri olduğu için, dualarla uğurlandığı için, herkesle vedalaşıp helalleştiği için…

Dayım ailemizin en neşeli, en sıcak insanıydı. Çocukken evimize gelir, suyumuzu içse “Kölen olayım”, kız yeğenleriyle konuşsa “ Saçını severim yeğenim” derdi. Çıkışmak istediğinde de “Armut, ham armut… Kelek seni” derdi. Zaman zaman tutar birden bire halaya kaldırır, hem söyler hem de halay başı olurdu.

Annem onun gençken ekin biçmeyi bırakıp düğünlerde sabahlara kadar halay çektiğini, düğüne gitmek için barajı yüzerek geçtiğini anlatırdı. Dayım ne kadar neşeli ve umursamazsa yengem o kadar ciddi ve sorumluluk sahibiydi. Bu yüzden evlerinde bir anda sanki iki iklim yaşanırdı.

O çocuk kalplerimizin en yakın bulduğu, korkusuzca sokulduğu, onaylandığı sevgi dolu bir yürekti. Siyaset yapmazdı, gelecekle ilgili tasarıları, endişeleri de yoktu. Çocukları için de, bizler için de hayıflandığını, üzüntü çektiğini hatırlamıyorum. O, hayatı bütün getirdikleriyle teslimiyet içinde yaşadı. Kimse onun kötülüğünden, kindarlığından, başkasına verdiği acıdan söz etmezdi.

Dayım çocukluk günlerimin şifacısıydı. Ne zaman boğazın ağrısa koşa koşa dayıma giderdim. Boğazıma sarılmış tülbenti çözer, anneannemden öğrendiği gibi boğazıma uzun süre masaj yapardı. Onun elinden şifa bulurduk.

Dayım büyük ideallerin insanı değildi. Hırsları, düzen değiştirme çabası yoktu, sanki dünyaya çocuk sevmeye, kendince eğlenmeye gelmişti. Dünyada her şeye rağmen mutlu olunacak şeyler bulunduğunu göstermeye gelmişti. Bir de merhameti… Ben merhameti gördüm, merhametin gönülden gönüle yayılan sihrini gördüm.

 

 

Not: Dayımı 28 Kasım 2016’da kaybettik. O, her çocuğun tanımaktan mutluluk duyacağı bir insandı. Allah rahmet eylesin.