Berrin Müzeyyen Alpay

  

BAYRAMIN İŞÇİLERİ

Bu sabah, bir gün önce üzerinde düşünüp durduğum ve bir çıkış yolu bulamadığım konu ile ilgili, tevafuk eseri gencecik bir yüreğin elektronik ortama düştüğü notu gördüm. Hayret! Onun henüz hayatla yüzleşmemiş toy yüreği de benim yorgunluğa bir adım kalmış yüreğimle hemen hemen aynı acıları duymuş demek. Öyle olmasa bu kadar yalın, temiz ve sanki dudaklarından bir çırpıda çıkıvermiş kelimelerle anlatamazdı derdini.

Dün sabah bir günlük tatilimin keyfini çıkarmak için bahçemdeki masaya kahvemi ve kitabımı özenle yerleştirdim. Gün boyu başka hiçbir şeyle uğraşmamaya karar vermiş olmanın huzuruyla ağacın en koyu gölgesinin düştüğü sandalyeye oturdum. Tam okumaya başlamak üzereyken karşı cadde üzerindeki dönel kavşakta çevre düzenlemesi yapan işçilere gözüm takıldı. Bu güzel, güneşli, tatil gününden almak istediğim haz da o andan itibaren sona ermiş oldu.

Hepimizin de bildiği gibi yılın hemen her günü ulusal ya da uluslararası özel bir anlam taşıyor. Her yeni gün… Günü olarak kutlanıyor. Düşünüyorum da insan bir şeyden ne kadar çok bahsederse onun hayatındaki anlamı giderek azalıyor. Yılın her günü önemli bir gün olarak kutlanmaya başlandığından bu yana asıl kutlanması gereken günler sanki önemini yitirdi. Kutlanması gerektiğine inanılan özel gün sayısı arttıkça neredeyse hiçbir gün kutlanmaz oldu. Özellikle de milli ve dini bayramlar eski heyecanlarını kaybedip sadece insanların tatil yapma bahanesi haline geldi.

Rahmetli Barış Manço’ nun şarkısındaki;

“Bugün bayram erken kalkın çocuklar

Giyinelim en güzelelbiseleri

Elimizde taze kır çiçekleri

 Üzmeyelim bugün annemizi” dizeleri de neredeyse sadece kulaklarımızda hoş bir seda olarak kalmak üzere.

Günler öncesinden evlerin temizlendiği,  el boyaması,çinili kahve fincanlarının hazırlandığı,  çeşit çeşit börek ve tatlıların açıldığı, bayram namazı sonrası ölenlerin kabrinin ziyaret edilip ruhlarının  dualarla yâd edildiği, büyüklerin ellerinin öpüldüğü,  bayramlık giysilerin giyildiği, gelenlerin evde bulamaması endişesiyle ziyaretlerin kısa tutulduğu, akraba ve mahalle sakinlerinden ihtiyaç sahiplerinin hediyelerle gönlünün hoş tutulduğu, çocukların harçlıklarının süslü keselere, büyüklerin hediyelerinin işlemeli bohçalara hazırlandığı bayramlar gittikçe anılardaki yerlerini almaya başladı. Millî bayramlarda ise temsiller eşliğinde bayraklarla, balonlarla marşlar söyleyerek şehir meydanlarını dolduran coşkulu kalabalıklara da pek az rastlanır oldu. Her bayram kendi muhteviyatına uygun heyecanlı kutlamaların yerini mecburen üstlenilmiş görevlere bıraktı.

Zaman kendi heybesini bize nispet iyi kötü doldurdu ama kavramların da bir o kadar içini boşalttı.Bayram kadar kutlamanın anlamı da değişti. Bildiğim kadarıyla bugün, özellikle de İşçi Bayramı olması nedeniyle tatil edilmiş bir gün. Ancak kavşak üzerindeki arazide çevre düzenlemesi yapan, güneşin kavurucu sıcağı altında erken saatlerde çalışmaya başlayıp geç saatlere kadar da çalışacak olan işçilerin bu bayramdan ve tatilden haberleri yok anlaşılan. Birazdan küçük bir ağacın gölgesinde korumaya çalıştıkları çıkınlarını açıp kurumuş ekmeklerini, bir domates ve tuzla yiyip, güneşte kaynamaya yüz tutmuş sularını içerek susuzluklarını giderecekler. Tatilden, bayramdan, işçilerin haklarından habersiz, maişet derdindeki bu insanlar, akşam evlerine dönüp yorgun argın yataklarına uzandıklarında birçok kimsenin unuttuğu helâl kazanmış olmanın doyumsuz hazzını duya duya uykuya dalacaklar. Onlar kendi hallerindeyken başka bir yerde bu bayramı kutlamayı kendileri için en doğal hak olarak gören bir takım politik amaçlı gürûhlar etraflarına saldırarak şehir meydanlarında gösteriler yapıyor. Milli servetin heba edilerek, insanların canına ve malına kastedilerek yapılan gösteriler acaba neyin kutlaması olabilir diye düşünüyorum. Birileri gasp edilen haklarından bahsediyor. Bence kişilikli insan, hakkını arayandır. Helâl kazanan, hakkı gasp edilmiş mazlum bir insan dini, ırkı, düşünce yapısı ne olursa olsun mücadelesinde desteklenmeyi hak eder. İnsan olmanın bir gereği olarak ailesinin rızkı için gün boyu uğraş veren, güçlüklere göğüs geren her insan bayramın da özgürlüğün de en güzel ve anlamlısına lâyıktır elbette. Böyle bir hak arayışında ise bana düşen bu insanlar için kalemimi oynatmak ve başka insanları da onların haklılıklarına inandırmak olur. Fakat haksız yöntemlerle, başkalarının haklarına saldırarak özgürlük hezeyanları geçirenlere söylenecek nasıl bir sözüm olabilir?

Gün içinde yaşadığım bu ikilemin ertesi sabaha sarkacak bölümünü düşününce içim daha çok sızladı. Bugün dönel kavşakta sekiz saatten fazla çalışan işçiler hiç tatil yapmadan, ertesi sabah erken saatlerde ellerinde süpürgeleri ve diğer temizlik malzemeleriyle, kadınlı erkekli gruplar halinde şehir meydanında tekrar çalışmaya başlayacaklar. Bu defa bir gün önce yapılan kutlamalarından arta kalan pislikleri temizleyecekler. Mağaza vitrinlerinin yerlere saçılmış cam parçalarını, otobüs duraklarından insanüstü bir güçle koparılmış kırık koltukları, siyasi amblem taşıyan broşürleri toplayacaklar. Hatta bir gün önce diktikleri çiçeklerin, fidanların sökülmüş olduğunu görerek “Lâ havle”  çeke çeke yeniden dikmeye çalışacaklar. Başkalarının haklarını ihlal ederek hak arayışına çıkmış, bayram kutlamak için yağma yapmış bu gürûhun yaptıklarına hiçbir anlam veremeyecekler. Tek dertleri evlerine helâl kazanç götürmek olduğundan tatilini, bayramını, kutlamalarını, ekmeğini kendisinden çalıp sırtından para kazananları bile düşünmeyecekler. Belki de akşam evlerinde hayret ede ede anlatacaklar bütün bunları, kendi haklarının gasp edildiğinin farkına bile varamadan…

İşçilerin Bayramı’nda tatilin, bayramın ve kutlamanın hakkını veremeseniz de Bayramın İşçileri olarak beden gücünüzle emeğin hakkını veren emekçi kardeşlerim, gönlünüz gibi ekmeğiniz de bol olsun…

1 Mayıs 2013