Nazmi Şimşek

 

ÇOCUK EDEBİYATI HASSASİYETİ

Bir ülkenin geleceğine verilen önem, çocuklarına verilen önem kadar yer bulacaktır. Çocuğun, aynı zamanda geleceğin mirasçısı olduğu unutulmamalıdır. İnsan, kendini geleceğe taşıyacak olan mirasçısına özen gösterir, geride bıraktıklarının geliştirilip genişletebilme becerisine sahip olmasını ister. Kültür değerlerinin emanet edileceği çocuklar da aynı hassasiyetle yetiştirilmelidir. Çocuklarını geliştiremeyen, onların sağlıklı bir zihin yapısına sahip olmaları için uygun alt yapıyı oluşturmayan toplumlar, geleceğinin geleceğini düşünüyor olması inandırıcılığını kaybeder.

Toplumların karşılaştığı problemlerden en fazla etkilenen kesim çocuklardır. Birçok konuda olduğu gibi onlar hesaba katılmadan ülkede yapılacak düzenleme ve gösterilecek gayretler, arzu edilen düzeyde netice vermeyecektir. Yetişkinlerin yürüttükleri süreçlerin neticesi her zaman çocukların en fazla etkilendiği alanlar olduğu düşünülerek gerekli tedbir alınmalıdır.

Son verilere göre ülke nüfusunun 22.9 milyonunu çocuklar oluşturmaktadır. Genel nüfusa oranı %27.5’dir. O kadar yoğun çocuk nüfusuna sahip bir ülke olarak çocuklara yönelik ne tür düzenleme yapıldığı irdelendiğinde hiç de iç açıcı olmadığı görülmektedir. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın çalışmalarıyla yürütülecek işler olmadığı yaşanılan tecrübelerle sabittir. Bu yoğunluktaki bir kitleye hizmet sunacak bağımsız bir bakanlık olmalı veya olmadığı takdirde bağımsız bir birim olması gerekmektedir. 0-18 yaş grubuyla ilgili her alandan uzman kişiler çocukların geleceği ve gelişimleri ile ilgili çalışma içinde olmalıdır.

Genelden özele inerek konumuz olan çocuk edebiyatına geçecek olursak, orada da farklı bir durumla karşılaşılmamaktadır. Yukarıda belirtilen sayıda ve oranda çocuk nüfusuna sahip olan ülkenin, kültürel alt yapıyı uygun şekilde planlamamış olması düşündürücüdür. Edebi eserler milletlerin kültür alt yapısını oluşturur. Kendi kültür değerlerinden habersiz çocuk yetiştirmeyi kimsenin tercih etmeyeceğine göre o konudaki duyarsızlığı anlamak zorlaşmaktadır.

Çocukların kültürel yönden doğru beslenmesi çocuk edebiyatına verilecek önemle orantılıdır. Onların gelişimlerine katkı sağlayacak edebi eserlerin oluşmasına yeteri kadar değer verilmemesini yeniden gözden geçirmeye ihtiyaç vardır.

Edebiyat genel anlamıyla, duygu ve düşüncelerin söz ve yazı ile anlatım sanatı olarak tarif edilebilir. Duyulan, düşünülen, yaşanan ve yaşanması mümkün olan olayları etkili bir şekilde ortaya koyma çabası olarak adlandırabilen sanat dalıdır, edebiyat. Bir başka söyleyişle; malzemesi dile dayanan sanat, edebiyattır. Bir anlatımın sanat olabilmesi için doğru ve düzgün bir dil kullanılması, güzel ve etkili olması için olaylara fantezi katılması gereklidir. Kullanılan yazılı dil o toplumun edebiyat dilini oluşturur. Bu açıdan bakıldığında Türk edebiyatı, Türkçe üretilen edebiyattır. Bu alanda eser veren kişilerin öncelikle Türk diline hâkim olması gerekir.

Edebiyat, çocuğun kişiliğinin geliştirilebilmesinde; mutlu, başarılı, uyumlu ve üretken olabilmesinde onun doğru bir rol modeli ihtiyacına cevap vermesi düşünülür. Öğüt verici olmaktan sakınılmakla birlikte davranış gelişimine katkı sağlaması beklenir. Bununla birlikte biz bilincinin oluşmasına katkı vermelidir. İnsan, içine doğduğu kültürün ürünü olduğuna göre bu kültürü doğru yaşayıp içselleştirebilmesine katkı sağlamalıdır.

Algılama gücünün gelişmesine paralel olarak renk, çizgi ve sözcüklerin estetik yapısıyla buluşturan eserler aynı zamanda anadilin güzelliğini duyumsatır. Hikâye, masal, roman ve şiir sayesinde çocuğun dünyaya bir sanatçı duyarlılığıyla bakmasına katkı sağlar.

Edebi eserler çocuğun okuma, anlama, algılama ve zevk alma seviyelerine uygun olmakla birlikte anlaşılır bir dil, akıcı bir üslup ve çocuğun kavrayacağı düzeyde bir fikir örgüsüne sahip olmalıdır. Bu eserlerde kullanılan dil, seçilen konu, işlenişteki kurgu, rol alan karakterler, eseri ortaya koyan yazarın üslubu ve metini destekleyen resimler edebi unsurları oluştururlar. Çocuğun zihinsel alt yapısını besleyecek olan bu unsurların her biri ayrı bir önemdedir.

Edebiyatı yaş gruplarına göre ayırmak mümkün değilse de 0-18 yaş arasındaki okuyuculara yönelik hazırlanan eserlerde yaş seviyeleri dikkate alınması uygun olacaktır. Bu açıdan bakıldığında çocuğa göreliğin ön plana geçmesi düşünülür. Bu hassasiyetle ortaya konan edebi eserler, “Çocuk Edebiyatı” olarak nitelendirilebilir. Genel edebiyatın temelini oluşturacak olan bu alanın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Temeli sağlam olmayan yapının güvenirliği ne kadarsa, çocuk edebiyatına gözetilmeden edebiyata verilen önem de o kadar olacaktır.

Genel edebiyatta da olduğu gibi dil estetiğine bağlı olan çocuk edebiyatı, didaktik olmaktan ve ders vermekten sakınılmalıdır. O bir ders materyali değildir. Ders kitapları gibi ders vermemelidir. Estetik ve sanatsal yönden çocuğun zihnini ve duygusunu beslemelidir. Edebi eser öğretim aracı olmamakla birlikte, çocuğun anlama, algılama ve hayal gücünü gelişmesine katkı sağlamalıdır.

Çocuğun anne karnında iken dahi okunan kitap aracılığı ile çevre ile bağ kurduğu bilindiğine göre, hamilelik döneminden itibaren anne ve babaların bu konudaki sorumluluğu başlıyor demektir. Sesli kitap okumalarıyla başlayan bu dönem çocuğun doğumundan itibaren karşılaşması gereken en önemli aktiviteler arasında yerini almalıdır. Çocuğun kitap okunan eve doğması önemli bir artıdır. Diğer çocuklara göre; anlama, algılama ve hayal gücünü geliştirme yönünden her zaman birkaç adım önde olacaktır. Bu çocuklarda kelime hazinesi yaşıtlarına göre daha fazla gelişecek, düzgün konuşma ve okuma sevgisi yönünden oldukça avantajlı durumda olacaklardır. Kitapların, çocukların zihinsel ve duygusal yönden gelişimine önemli katkı sağladığı da hesaba katılırsa çok yönlü yarar ortaya çıkacaktır.

Bu derece önemli bir konu ihmal edilmemelidir. Çocuklar için hazırlanan edebi eserler, onların psikolojik ve pedagojik yapılarına uygun olarak hazırlanmalıdır. Bunun içinde yayın evlerinde çocuk psikologu, pedagog ve eğitimcilerin olma zorunluluğunu beraberinde getirir. Gösterilecek hassasiyet yaş gruplarına uygun eserlerin hazırlanması açısından önemlidir. Eserlerde kültür kotlarının doğru verilmesi biz bilincinin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Kurgu bütünlüğü içinde iyiliğin ön plana çıkması gerekir. Aksi takdirde, olumsuz duyguların insanda daha fazla etki yaratmasından dolayı istemeyerek de olsa kötülük öncelenmiş olur.

Çocuk kitaplarında öncelikle yazar ve çizerin, aynı zamanda yayın evinin titizliğini gerektirir. 0-9 yaş arası çocuklar için hazırlanan kitaplar resim ve çizim ağırlıklı olmalıdır. Bu eserlerin aynı zamanda bir sanat eseri olduğu hesaba katılmalı, çocukların estetik ruhumu besleyen eserler olduğu da unutulmamalıdır. Bu kitaplar yazar ile birlikte çizerlerin de emeği ile ortaya çıkan eserlerdir. Resimli kitaplarda en önemli konu metin içeriği ile resim ve çizimlerin uyum içinde olmasıdır. Yazarın yazdıkları, çizerin katkısıyla sanat ve estetikle bütünleşik hale gelir.

Çocuk edebiyatı eserleri, çocukların yaş seviyesine, çocukluk dönemi kültürüne ve çocuğun ilgisini çekecek içeriye sahip olmakla birlikte muhakeme güçleri dikkate alınarak hazırlanmış olmalıdır. Çocukların bireysel özellikleri dikkate alındığında, 10-12 yaşlardan itibaren anlamlı okuma başlar. Bu özellik düşünülerek hazırlanacak metinlerde, çocukların anlayıp algılayacağı düzeyde içerik oluşturmaya özen gösterilmelidir.

Çocukları duygusal açıdan zorlayıcı, ölüm, ayrılık, boşanma ve her türlü cana kıyma gibi onları psikolojik trajedilere sürükleyecek konular çok titiz ve incelikli işlenmelidir. Doğa ve hayvan sevgisi onların kişilik gelişimlerine olumlu yönde etki edeceği düşünülerek dengeli bir şekilde verilmelidir.

Yetişkinler için tarihin derinlerinden gelen klasik masalların çocuk kitabı formatında hazırlanıp sunulması ayrı bir hata olarak sürdürülmektedir. Yetişkinlerin kendi aralarında anlatıp dinledikleri o metinlerin birçoğu çocuk gelişimine, içerik ve duygusal yönden olumsuz etki edecek değerdedir. Kültür kotlarından kabul edildiği için sunulacaksa bile yeni bir dil ile ele alınmalı, resim ve çizimler hitap edeceği yaş grubuna göre hazırlanıp seviyeleri gözetilerek değerlendirilmelidir.

Yazılan edebi eserlerde sadece olay örgüsü öncelenmemelidir. Yazar, olaylara fantezi katarak çocuğun ilgisini çekmeye çalışmalıdır. Bunu yaparken çocuğa görelikten uzaklaşmamalıdır. Dil zenginliği olmalı ve geniş kitlelere hitap etmelidir. Çocuk kitabı yazarı kesinlikle ideolojik olmaktan sakınmalıdır. Yazar, çocukların tavır ve hareketlerini ve davranışlarını iyi gözlemlemelidir. Ortaya konan eserde çocuğun psikososyal yapısına ne derece etki edeceği hesaba katılmalıdır. Birçok alanda olduğu gibi yazarlar eleştiriye açık olmalı, başka yazarlarla eserleri hakkında bilgi alışverişinde bulunmalıdırlar. Bu sayede hem kalitenin artması hem de olabilecek olumsuzlukların önüne geçilebilecektir. Bu aşamada yazar, çizer ve yayınevi işbirliği de önemlidir.

Yayınevi kitabı baskıya vermeden önce editöryal değerlendirmeden geçirmenin yanında kitabın hitap ettiği yaş gruplarına uygunluğu konusunda psikolog ve pedagogların kontrolden geçirilmesine özen gösterilmelidir. Burada kastettiğimiz ilgili diplomaya sahip olan psikolog ve pedagogdan bahsetmiyoruz. İyi bir okur ve edebiyat dostu da olmalarını gerektirdiğidir.

0n sekiz milyon öğrencisi ve dört milyondan fazla okul öncesi çocuğun olduğu bir ülkede milyonlarca çocuk hikâyesi var demektir. Bu ülkede yaşanan ve yaşanması mümkün olan hikâyelere, eserlerde yer verilmesine önem verilmelidir.  Okuyucu kendisini içerikle bağdaştırırsa, eseri okumaktan zevk alacaktır. Bazı dönemlerde uçuk konulara yer verdiği için rağbet gören eserlerin edebi olup olmadığı tartışmaya açık olmakla birlikte sürdürülürlüğünün oldukça kısa olduğu unutulmamalıdır.

Yirmi milyona aşkın çocuğun yaşadığı ülkede, onların gelişimi için gerekli olan kitap üretimi ve basımı ciddiye alınıp bir devlet politikası haline getirildiği zaman, ülke kendi geleceğini inşaya başlamış demektir. Aksi takdirde, kısa günün getirisini elde etmek isteyen; edebi ve estetik hassasiyetten yoksun, sanattan bihaber, ne kadar ucuz üretebilirse o kadar kâr edeceği hesabıyla ortaya çıkan, işin ehil olmayan kişilere havale edilecektir. Alan uzmanlarından uzak kalındığı için tüccarların insafına bırakılmış olacaktır. Bir başka tehlike ise geleceğin teminatı olan nesil, kendi kültür çemberi içine almak isteyen emperyalist güçlerin önüne itilmiş olacaktır. Eser kitapçı raflarına ulaştıktan sonra anne, baba ve öğretmenin dikkati önemlidir. Çocuk edebiyatı kıstaslarına uygunluğuna dikkat eden öğretmen ve velilerin seçkinci yaklaşımları çocukların o konuda iyi bir alt yapı oluşturmasında katkı sağlayacaktır.

Mevcut durumda 0-18 yaş arası ile doğrudan ilgili olan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın yanı sıra kültürel yönden sorumluluğu bulunan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın oluşturacağı ortak bir çalışma ile çocukların gelişimlerine uygun politikalar geciktirilmeden faaliyete geçirilmelidir. Bu yaş grubuna hizmet verecek yazar, çizer ve yayın kuruluşlarının çalışmaları, yaratıcılığa engel olmayacak ve sansüre kaçmayacak bir biçimde milli bir kültür programı dâhilinde değerlendirilmelidir. Bununla birlikte kültür bakanlığı milli kültür kotlarına uygun eserleri üretmek veya özel sektör tarafından üretilenleri teşvik ile okuyucunun hizmetine sunulmalıdır.

Çocukların iyi bir okuyucu olması, aile ve okul düzeyinde konuya gösterilen ilgiye bağlı olduğu vurgulanmaya çalışılmış olsa da istenilen düzeyde neticeye varılmamasının en önemli sebebi plansızlık ve prensipsizliktir. Mevcut durumda hangi yaş grubunda ne tür eserlerin okutulmasıyla ilgili elde bir veri bulunmamaktadır. Yeni bir şey icat edilmesine gerek yoktur. Bu konuda sistemli olarak işi yürüten ülkelerin uygulamaları ortada durmaktadır. Öncelikle hangi yaş grubunda ne tür eserlerin okutulacağı bir sisteme bağlanmış ve ilgili sınıf seviyesinde her öğrencinin okuyacağı eser bilinmektedir. Ülkenin bütün okullarında belirlenen eserler öğrencilerin hizmetine sunulmakta ve okumaları sağlanmaktadır. Bu sayede belirli düzeyde kitap okuma sağlanmakla birlikte ülke genelinde ortak bir kültür alt yapısı oluşmuş olacaktır. Yaş düzeyi yükseldikçe ve okuma seviyesi geliştikçe yerelden evrensele doğru okumalar sürdürülmektedir. Bunu yapacak olan en önemli kurum, Milli Eğitim bakanlığıdır. MEB’lığı hiç vakit kaybetmeden bu alanda uygun altyapıyı hazırlamalı ve öğretmen ve öğrencilerin hizmetine sunmalıdır.