Nazmi Şimşek

 

ÇOCUK KİTAPLARI HASSASİYETİ

Her zaman önemini koruması gereken çocuk kitapları, ne yazık ki olumsuz bir gelişme olduğunda ancak toplumun ilgilendiği konu haline gelmektedir. Asıl mesele problemlerin ortaya çıkmasından önce konu gereği gibi ele alınmalıdır. Bu bir de yetişkinlerin korumasında olan çocukları ilgilendiriyorsa daha bir titizlik gösterilmesini gerektirmektedir. Üzerinde duracağımız konu, çocuk kitapları ve o konuda gösterilmesi gereken hassasiyetler olacaktır.

Kitap, çocukların bilinçsel, duyuşsal, psikomotor gelişimlerini sağlarken; dil, kavramsal, sosyal ve ahlaki gelişimlerine de doğrudan etki eder. Çocuk kitap sayesinde düşünme, hayal gücü, yaratıcılık ve sorun çözme yeteneklerini geliştirir; doğaya ve olaylara karşı ilgisini artırır.

Bilgi edinmenin, geçmiş ile ilgili hafızayı canlı tutmanın vazgeçilmez unsurlarından olan kitap; edebî ve estetik açıdan gerekli titizliğin gösterilmesiyle düşünsel yapıya katkı sağlayan önemli bir unsurdur. Resim ve çizimlerle sanatı merkezine yerleştirdiği takdirde, yeni yetişmekte olan nesil açısından daha bir önem kazanır.  Resimli kitaplar, sanat eğitimi, görsel algının oluşması, kısaca estetik anlayışının gelişiminde doğrudan etkendir.

Erken çocukluk ve çocukluk dönemlerinde resim ağırlıklı kitaplara yer verilir. Buraya bebeklik dönemi de eklenebilir. Resimli kitaplar, okumaya, okuduklarını anlamaya ilgisini artıracağı gibi çocukların okuma sevgisini geliştirmesi bakımından da önemli bir yer tutar. Görsel semboller sayesinde kavramların kolay ve doğru algılanması ve anlaşılmasına katkı sağlar, içeriğin bellekte yer etmesinde yardımcı olur.

Çocuğun bir toplum içinde yaşadığı ve o toplumun kültürü ile hayatını sürdürmeye devam ettirdiği hesaba katılacak olursa, çocuklar için hazırlanan kitaplarda; içinde yaşadığı toplumun inançları, gelenekleri ve toplumsal hassasiyetleri de dikkate alınmalıdır.

Kitaplar sayesinde çocukların; hayata olumlu bakan, insanları, hayvanları, doğayı seven, içinde yaşadığı kültürü içselleştirirken evrensel kültürün bilincinde olan, iletişim becerisi yüksek, sosyal yönü gelişmiş, sorumluluk bilincine sahip, kendisiyle ve çevresiyle barışık insanlar olarak yetişmelerine katkı sağlar.

Çocuklar, gerçek ile gerçek olmayan kavramları ayırt etmekte zorlanırlar hatta çoğu zaman bu tür zıt kavramları birbirine karıştırabilirler. Gerçek hayatı henüz tanıyamamış bir çocuğa aşırı hayalci ve abartılı yaklaşımlardan kaçınmak gerekir. Henüz soyut, somut kavramı oluşmamış yaşlardaki çocukların gerçek olmayan, tamamen hayal ürünü doğaüstü olayları anlatan kitaplardan uzak tutulması gerekir. Çocuğun edindiği bilgileri sebep sonuç ilişkisine girmeden yaşantısında uygulamaya kalkacağı ihtimal dâhilindedir. Doğaüstü olaylar çocuklar için uygulanabilir, yaşanabilir nitelikte algılanabileceği için taklit etme isteği doğuracağı hesaba katılmalıdır.

Bu açıdan bakıldığında henüz kişiliği oluşmamış, gördüğü ve duyduğunu yaşantısına adapte edecek küçük yaştaki çocuklara verilecek kitapların daha bir özenle seçilmesi konusunu öne çıkarmaktadır. Bu bakımdan, öğretmenler ve anne-babaların kitap seçiminde gerekli titizliği göstermesi, konuya bilinçli yaklaşması gerekmektedir.

Sadece bilgi yükleme yeri olarak görülen okullar yeniden gözden geçirilmeli, aslında çocukların sosyalleşme, problem çözme becerisi kazanması, duygu yönetimi ve öz düzenleme becerilerine edinebilecekleri bir mekân olarak algılanabileceği gibi, okutulacak edebi eserlerde aynı minvalde hazırlanmalıdır.

Günümüzde dini kitaplardan sonra en çok satan çocuk edebiyatı ürünleridir. Oysa piyasada satılanların çoğu çocuk edebiyatı kriterlerine uygun olmayan çalışmalardır. Çocuk edebiyatı denebilmesi için kurgu ve olay örgüsünün edebiyatın genel prensiplerine uygunluğunun yanında temiz bir dil yapısına sahip olmasını gerektirir.

İnsanın ihtiyaç piramidi dikkate alındığında, edebi eserlerin yeri oldukça gerilerdedir. Ekonomik ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan toplumlarda ön planda olması da düşünülemez. Kaliteden taviz vermeden, sürümden kazanmayı önceleyerek orta düzey alıcısına uygun fiyatlandırma yapılarak okuyucunun kitapla buluşması sağlanabilir. Yayınevleri kendi kurallarını oluşturmalı, kaliteden ödün vermeden, yazarın emeğini gözeten ve onları teşvik edecek seviyede telif belirlemelidir. Yazarın değer bulmadığı toplumlarda kaliteli eserleri bulmak zor olacaktır.

Birçok konuda olduğu gibi edebi konularda da dünya ülkeleri ile iç içe geçilmiş durumdadır. Dolayısıyla diğer ülkelerde üretilen eserlerin de çocuklarla tanışması hem evrensel düzeyde eserlerle hem de kaliteli ve seçkin eserlerle tanışmaları sağlanmış olacaktır. Bununla birlikte çeviri kitapların çocuklara uygun olup olmadığı gibi toplum değerlerine uygunluğu da gözetilmelidir. İçerik kadar resim ve çizimler de dikkatle incelenmelidir. Ticari gibi gözüken bu alanın geri plandaki asıl amacı kültür aktarımı olduğu unutulmamalıdır.

Çevirilerin ne kadar kaliteli olduğu veya sağlam dil yapısına sahip olduğu ihmal edilen konular arasındadır. Öncelikle kültürel gelişimini sağlamamış ülke insanının psikolojik tavrıyla olaya yaklaşıp “Yabancıysa iyidir, kalitelidir.” ruhsal yapıdan kurtulmak gerekir. Her kültür insanı öncelikle kendi kültür birikimini eserlerine yansıtacaktır. Milletler, kültür değerleriyle var olabildiklerine göre bir yabancı tarafından ortaya konan edebi eserlere o gözle bakıp süzgeçten geçirmeli, herhangi bir tersliğin olmadığına ve evrensel kültüre hizmet ettiğine kanaat getirdikten sonra kabul görmelidir.

Edebi yönden kalitesi konusunda şüphe edilmeyecek dünya klasiklerinin dahi ülkemizde ne tür bozuk bir dil çevirisi ve orijinal içeriğinden uzaklaşılmış olduğu görülmektedir. Aynı eseri birden fazla yayınevinin yayına hazırladığı kitap kıyaslandığında, birbirinden farklı ve içerik yönüyle bile orijinaline uymayan çevirilerle karşılaşılmaktadır. Konunun uzmanı olmayan kişilerin elinden geçen birçok eser orijinalitesini kaybetmektedir. Her yabancı dil bilenin çevirmen olamayacağı düşüncesinden ödün verilmemelidir. Bunların bazılarında çevirmenin dil hatası göze batsa da birçoğunda da sırf diğerlerine benzememesi, kendilerine özgü çeviri havası vermek düşüncesiyle aslıyla ters düşecek içerikler rastlanmaktadır. Bunun yanında telifsiz eser yayınlayarak kazancı ön plana çıkaran yayınevlerinin kalite gözetmeden yayınladıkları edebi olmayan birçok kalitesiz eserde raflarda yerini almaktadır.

Çeviri eserlere verilen değer kadar yerli yazarlara destek verilmelidir. Yerli yazarların da dünya edebiyatını taklit etmek yerine yerelden başlayıp evrensele hitap edebilecek eserlere ortaya koymalıdır. Bu konuda faaliyet gösteren yayıncılar, kendi ticari alanına hizmet üreten yazarları teşvik ve koruma görevi de üstlenmelidirler. Unutulmamalıdır ki yazar olmadan yayının olması mümkün değildir. Çeviri eserlere verilen değer kadar kendi yazarına önem vermeyen ülkede kaliteli eser ortaya koyan yazar bulmak kolay olmayacaktır. Yayıncı-yazar iletişimi zorlaştırılmamalı, telifsiz veya düşük telif ücretiyle eser yayınlama gayretleri alanda kaliteli eserlerin ortaya konmasını aksatan önemli unsurlardandır. Telif eserler ne kadar dışa açılma fırsatı bulursa ülkede edebi eserin artmasına vesile olur.

Çocukları için alınacak veya tavsiye edilecek kitaplar, okunup içeriği hakkında bilgi sahibi olunmasına özen gösterilmelidir. İçerik, kurgu, dil yapısı gibi birçok yönden ele alınması, bilinçli olarak kitap seçimi yapılması sayesinde, çocukların uygun olmayan eserlerle karşılaşmasının daha baştan önüne geçilecektir.

Nitelikli edebi esere ulaşmada birinci derecede sorumlu olan anne babalardır. Yeme, içme, barınma hususlarında gereğinden fazla ilgi gösterdikleri çocuklarının okuduğu kitaplara aynı titizliği göstermemesi anlaşılacak gibi değildir. Onlar, edebi eser araştırırken çocuğa ne öğreteceği savıyla yola çıkmamalıdırlar. Çocuğun psikososyal yapısına ne katkı sağlayacağını öncelemelidirler. Bu açıdan bakıldığında anne babaların dizi, film ve internet içerikleri konusunda titiz olmaları gerektiği gibi kitap seçimi konusunda da dikkatli olmalıdırlar. 0-3 yaş bebeklik dönemi, 4-6 yaş erken çocukluk dönemi ağırlıklı olarak anne babaların gözetiminde geçer. 7-18 yaş arası ağırlıklı okul hayatını kapsasa da yine anne baba titizliği ihmal edilmemelidir. Bu da iyi bir ebeveyn olmanın iyi bir okuyucu olayı gerektirdiğini ortaya koymaktadır.

Nitelikli edebi eserlere ulaşmanın en etkili kişilerden biri de öğretmenlerdir.  Öğretmenleri edebi kriterleri ve kültürü konusunda donanımlı olmalıdır. Okuma alışkanlığı olmayan öğretmenin öğrencisine okuma alışkanlığı vermesi beklenemez. Bal yememiş bir kişinin balın tadından bahsetmesi ne kadar abes bir durumsa, kitap okuma zevkine ulaşmayan bir öğretmenin de öğrencisine kitap okuma tavsiyesinde bulunmasını beklemek o derece anlamsız olur. Öncelikle öğretmenler söz konusu olunca, kitap dostu kişiler akla gelmelidir. Özellikle gelişim çağında olan 5-18 yaş arası çocuklarla ilgili alanlarda görev yapan öğretmenler, okuma kültürü konusunda yeterli bilgi altyapısına ve donanıma sahip olmalıdır. Bu da ancak meslek öncesi eğitim de sürecin doğru yürütülmesiyle mümkündür. Milli ve evrensel kültür değerlerini tanıyıp hazmetmeyen bir kişi öğretmenlik diplomasını eline alamamalıdır. Kendisinin okuma kültürü ile alakası veya okumaya karşı sevgisi yeterli olmayabilir ancak hizmet vereceği alandaki öğrenciler düşünüldüğünde her öğretmenin okuma kültürü yönünden donanımlı olmasını gerektirir.

Çocuklar için hazırlanmış edebi eserleri okuyup anlama algılama ve çocuğa görelik yönünden değerlendirme becerisi kazanmamış bir öğretmenin, onlara doğru rehberlik yapması düşünülemez. Çocuklarla muhatap olacak öğretmenlerin, çocuk edebiyatı konusunda yetiştirilmemesi akla ziyan bir olaydır. Yıllar önce lise seviyesindeki ilköğretmen okullarında dahi çocuk edebiyatı diye bir ders var iken bugün öğretmenlerin mesleğe hazırlandığı eğitim fakültelerinde ne yazı ki çocuk edebiyatı bölüm başkanlığı diye bir olgu mevcut değildir. Buralarda mesleğe hazırlanması düşünülen, psikolojik yönden çocuğu tanımayan, çocuğun edebiyat ve sanat ihtiyaçlarına cevap verecek olan öğretmenin, görevini gereği gibi yapması beklenemez. Öğretmen, öncelikle okumadığı kitabı tavsiye etmemelidir. Öncelikle dil, estetik ve içerik bakımından tavsiye edeceği yaş grubuna uygun olup olmaığına karar vermesi gerekir.

   Düşünce eserlerinde sansür insan tabiatına aykırı olduğu kadar yaratıcılığı da engelleyen bir durumdur. Sansür yoluyla elde edilecek kontroller fayda yerine zarar getirir. Karşılaşılan olumsuzluklar, sorumlu kişi ve kurumların gereği kadar işine önem vermesiyle olumsuzlukların önüne geçilecektir. Sorumlu olanların, maksada ne derece ulaşacağını bilme kaygısını taşımasını gerektirir. Çocuk kitapları yazımını sansürden geçilmesi yerine çocuk edebiyatı üzerine yayın yapan kuruluşlar da ciddi editörlerin yanında pedagog ve psikologların bulundurulmasını sağlanmalıdır. Burada en önemli kıstas, çocuğa görelik ön planda olmalıdır.

Kontrollü kitap seçimi edebi yönden uygun olmayan, çocuklara göreliği dikkate alınmayan kitaplar okuyucu tarafından rağbet görmeyecektir.  Satılamayan kitabın yazarı ve yayınevi kendini sorgulamaya ihtiyacı duyacaktır. Dolayısıyla otokontrol sistemi devreye gireceği için olumlu yönde gelişmelere kapı aralanmış olacaktır.

Okullarda yapılan kitap satışları ve imza günleri, ayrı bir önem kazanmaktadır. Satış merkezleri kitapçılar olduğuna göre kitap almak isteyenlerin gideceği yerler orası olmalıdır. Kitaplarının kaynağı dahi belli olmayan elinde balyasıyla okula gelen bir satıcıya rağbet gösterilmemelidir. Bu konuda okul yöneticileri ve okulda bulunan öğretmenlerin konuya daha bilinçle yaklaşması doğru olacaktır.

Okullarda kitapların yazarıyla buluşma bundan ayrı tutulmalıdır. Burada da yazarın titizliği önemlidir. Yazar hiçbir zaman öğrenci ile satıcı pozisyonunda olmamalıdır. Yazma konusunda ve imzaladığı kitaplar hakkında sohbetten ileri geçmemelidir. Özellikle de belli ahlaki ve disiplin kuralları öğrencilere dikte edilmemelidir. Öğretimden sıkılan öğrencilerin okumaya olan ilgisine olumsuz yönde etki edecektir. Kültür ve edebiyat sohbeti düzeyini aşmamasına özen gösterilmelidir.

Her konuda olduğu gibi çocuk kitapları konusu da yazarı, yayıncısı, okuyucusuyla birlikte çocuklara rehberlik pozisyonunda olan anne, baba ve öğretmenlerin bilinçli yaklaşımına bağlı olan bir konudur. Baştan olaya bilinçli yaklaşmayıp olumsuzluklar karşısında feryat etmek, oluşması mümkün her tür olaya kapı aralamış olacaktır.