Dursun Kuveloğlu

 

Edep ve Medeniyet

 

Edep, saygı, hoşgörü, karşısındakinin hakkına rıza göstermek dinimizin emri, kanunların doğuş sebebi, medeni insan olmanın gereğidir. Kaynağını dinimizden ve kültürümüzden alan “İstanbul Beyefendisi”nin kaybolmasının yanında, batılılaşmak ve çağdaşlaşmak hedefinde yürüdüğünü iddia eden bir toplum olarak, ne yazık ki batının sosyal medeniyet göstergeleri arasında yer alan nezaket, saygı, hoşgörü gibi medeni insanın davranış ölçülerini de alamamışız. Ne köklerimizdeki sevgi ve saygıyı koruyabilmişiz; ne de evrensel medeniyet ölçülerini hazmetmişiz.

 

Medeni kişi, karşısındakinin hakkını koruyan, gözeten ve o hakka saygı duyan olduğu kadar, bunu kişisel ahlâkı hâline getirendir. Çünkü insanlar; çevresel etki, baskı, korku yahut kanunların caydırıcılığı yüzünden de medeni davranmak zorunda kalabilir. Mecburiyetlerin getirdiği davranış, bireyin medeni olmasını kanıtlamaz. Eğer birey medeni davranış ölçütlerini şahsi ahlâkı hâline getirmeyi başarırsa, bu durumda gerçek manada medeni bir insan olmuş demektir.

 

Kentte oturmanın ve bir diploma sahibi olmanın medeniyete dahil olmak olmadığı, kenti kuşatan binlerce kaba diplomalının hâl ve hareketlerinden pekala görülebilmektedir. Kadını döven, çocuğa işkence yapan, kudurmuşçasına araba süren ve yolda yürürken her yol ve yaya kaldırımının kendisine özel tahsisli olduğunu zanneden insan görünümlü vahşiler sürüsünün olduğu bir toplumun, eğitim ve diploma istatistikleri ne olursa olsun, medeniyet ve medeni olmanın temeli edepten yana fukara oldukları açıktır.

 

Yolun kenarına arabasını çekip, klakson çalarak beklediğini çağırmak, bağıra çağıra konuşmak, komşusunun tepesinde tepinmek ve tepesinde aşağı halı-kilim silkmek, tv izlerken-müzik dinlerken apartmanda yalnız olmadığını unutmak, aracının müziğini açmakla kalmayarak camlarını da açıp, etrafını zorunlu olarak müzik dinlemeye zorlamak gibi, örneklerini çoğaltabileceğimiz edepsizlik örnekleri, medeni bir toplum olmanın kriterlerinden uzaklığı da ifade eder. 

 

Fazla değil, 15-20 yıl öncesine kadar öğretmenleriyle tatil gününde karşılaştığında önünü ilikleyen öğrenciden, öğretmenine saldıran ve hakaret eden öğrenciye gelinmişse, eğitim sistemimiz artık medeni ve saygılı insan değil, diplomalı magandalar yetiştiriyor demektir.

 

Yakın zamanlara kadar öğrenci velisini ikaz eden öğretmen, öğrenci velisini sonuna kadar yanında görürken, şimdiki veli öğretmene diklenip de, “Çocuğuma karışamazsın, dersini verir çıkarsın” diyebiliyorsa medeniyet, zerâfet ve edep dairesinin, toplumun temeli ailede de ciddi bir sarsıntı yaşadığını gösterir.

 

Metroya, raylı sisteme yahut otobüse biniyorsunuz. Yaşlıya, hamile kadınlara yer vermeyi bırakınız; bacak bacak üstüne atmak suretiyle onun ilerlemesine karşı kayıtsız kalacak kadar bencil ve saygısız bir toplum olmayı nasıl başardık sorusunu sormaya başlarsak, hastalığın kaynaklarını da daha kolay buluruz. Yaşlı, hamile, engelli ve gazilere yer vermeyi aklına getirmeyen edep yoksunu insanlar, çoğu defa metro ve otobüs gibi yerlerde, onlara özel ayrılmış yerlere oturmak suretiyle, saygısızlıkta ve edepsizlikte kendi sınırlarını da zorlamaktadırlar.

 

Hâlâ yaya kaldırımında yürümesini öğrenememiş bir toplumun, kentli ve medeni ölçüler dairesinde kabul edilebilir bir yanı asla olamaz. Edep ve saygılı olmada cinsiyet ayrımı yapmak elbette makul değildir. Ancak bayanların zerafet ve ölçülü hareket noktasında erkeklere göre daha duyarlı ve dikkatli olması, kadınlara özgü bir sorumluluktan ziyade, kadına yakışanın böyle olacağı bir resmin ifadesidir. Kadın yolda elinde sigarasını salla salaya yürüyor ve yanınızdan geçerken sizin elbisenizi yakıyor. Elinizi yakıyor. Umursamıyor bile. Yahut yan yana iki kişinin anca sığabildiği bir yaya kaldırımında yürüyorsunuz. Karşınızdan iki bayan geliyor. Ve size yol vermiyor. Size, en yankınızdaki telefon direğine veya elektrik direğine tırmanmaktan başka çare kalmıyor. Çünkü ormanda olduğunuzu varsayacak ve karşıdan gelen vahşi canlıdan kendinizi anca bu yolla koruyabileceksiniz.

 

Şehrin merkezindesiniz ve yolun karşısına geçmek için yeşil ışığın yanmasını bekliyorsunuz. Yaya yolları kalabalık caddelerde –genellikle- iki bölüm halinde işaretlenmiştir. Yayalar için basit bir kural: Herkes yaya yolunun sağından yürürse, kimse kimseyi engellememiş olur. Işık yandığında bir bakıyorsunuz, sanki amaçları karşıdan karşıya geçmek değil, karşıdan gelen düşmanı imha etmeye yönelik verilen süngülü hücum emrinin gereği yapılıyor.

 

Adamın mesleği var. Diploması da var. Dünyayı da gezmiş, görmüş. Ama anlamamış. Hâlâ yere tükürüyor. Yolda yürürken öyle bir böğürüyor ki, sanırsınız boğazlanıyor. Telefonum dinleniyor diye endişe eden şehir magandası, yolda yürürken öyle bağıra çağıra konuşuyor ki, onun telefonunu dinlemek için teknik bir tertibata ihtiyaç duyulmuyor.

 

Karı koca arasında saygı ve edep sınırlarının erozyona uğradığı bir yerde, evlatlarından saygı beklemek ham hayal olacaktır. Yakın geçmişte kavgada söylenmesinden edep edilen küfürleri, şimdi arkadaşlar “espri mahiyetinde” birbirlerine söylüyorlar. Yolda yürürken kulağıma çarpıyor: Yarının anneleri kızlarımızın ağzı öyle bozuk, edep duyguları o derece aşınmış ki, hâlâ ne gerekçeyle kendilerine saygı duyacak “centilmen” aradıklarını anlamak büsbütün zorlaşıyor. “Kenar mahalle çakalı” edası ve literatürüyle argo lisanın en saklı örneklerini genç bir kızın ağzından duyduğunuzda, o toplumun medeni ölçüler dairesinde geleceğine dair umutlarınız daha fazla kırılabiliyor.

 

Eğitim sistemimizin, iş ve sosyal hayatımızın önceliği, bilmem kaç soruda ne kadar net soru cevaplayarak kâğıt üzerinde başarı rekoru kıran bireyler yetiştirmekten ziyade; oturmasını, kalkmasını, konuşmasını, susmasını, yürümesini; kısaca etrafından saygı görmeyi hak edecek insan olmanın asgari gereklerini aramaya odaklanması kaçınılmazdır.

 

Sistem, edep ve medeniyet değerlerini bireylere kazandırmada ve yaşatmada zorlayıcı ve özendirici bir işlev yürütemiyorsa, o toplumda edepli ve medeni bir zenginleşme tesis etmek zaten mümkün değildir. Cazgırın ve çirkef davrananın hakkını aldığı, edepli ve seviyeli kalanın ise hakkının gasp edildiği bir ortamda toplumsal ilişkileri medeniyet sözleşmesiyle değil, orman kanunlarıyla düzenlemek gerekir.

 

Dünya hayatı pek çok açıdan zorluklarla dolu bir arenadır. Bu hayatı, insanların edepsizliği, saygısızlığı ve hoşgörüsüzlüğü yüzünden daha da zorlaştırmak, kimsenin hakkı ve haddi olmamalıdır. Çünkü insana karşı edepsiz ve saygısız olanlar, hayvanlara ve doğaya karşı da edepsizdir. Hayatı zorlaştıran, dünyayı yozlaştıran ve insanın erdemli davranışını pasiflik yahut enayilik olarak yorumlayan hastalıklı zihniyetlerle mücadelede sağlanacak başarı, medeni bir toplum olmanın öncelikli şartıdır.

 

Mega-Plus Dergisi’nde yayınlanan makale (Ocak 2014)

 

Dursun KUVELOĞLU

www.dursunkuveloglu.com