Dursun Kuveloğlu

 

İNTİHAL: Aşırma mı? “Hissi kablel vuku” mu?

Edebiyat dünyasında rekabet, kıskançlık, karalama, siyasi hasımlık yahut etik sebeplerle her dönem gündemde var olan intihal suçlamaları ve bundan kaynaklı tartışmalar, “Kuşlukta Yazarlar” grubu tarafından Ekim ayı başında yapılan özel bir toplantıyla ele alındı. Konunun bütün boyutlarıyla tartışıldığı toplantı, edebiyat dünyamıza etik değerlerin hakîm kılınması çabalarına mütevazı bir katkı olarak düşünülebilir. Bundan hareketle bu yazının samimi amacı da bu yöndeki hedeflere katkı sağlamaktır. 

İntihal, alıntı, esinlenme, tevarüd, metinlerarasılık gibi kavramlar daha ziyade akademik dünyada ve edebiyat alanında gündeme gelse de aslında bu minvaldeki tartışmalar müzik, sinema, medya gibi pek çok alanda varlığını devam ettirmektedir. Kimi şair ve yazarlar aşırmakla, çalmakla suçlanır. Akademisyenlerin makaleleri ve kitapları hakkında aşırma iddiaları sıkça ifade edilir. Dergi sayfalarında gazetelerde ortaya konan değerlendirmelerin bazısı iddiadan öteye geçmezken, bazıları ise muhatabını cevap veremez hâle getirecek derecede suçüstü hâller ifade edebilmektedir. 

İntihal, başka birisine ait kelime, ürün veya fikirlerin orijinal kaynağına gerekli şekilde referans verilmeden kullanılması, sanki kendine aitmiş gibi gösterilmesi anlamına geliyor. Edebiyatta, müzikte, sinemada, akademik dünyada, medyada; hatta siyasette intihale örnek teşkil edecek birçok tartışma yaşanmıştır. Ancak bunlardan en fazla ahlak meselesi, etik sorun yapılanı, edebiyat dünyası ile akademik dünyada gerçekleşenlerdir. 

“Gök kubbe altında söylenmedik söz yoktur, değişik söylenmiş söz vardır” savunması karşısında, edebiyat eserindeki iç içe geçmişlik, masum bir esinlenmeyi mi, yoksa bir aşırmayı mı içeriyor? Bunun sınırlarını açık bir şekilde tespit etmek çok kere mümkün olamadığı gibi, alıntının hangi sınırlar içerisinde kalması gerektiği, aşırmanın ise alıntı yapmanın sınırından ne kadar sonra başladığı sorusu, güncelliğini korumaya devam etmektedir. 

İntihalin edebiyat âleminde ve akademik dünyadaki karşılığı, yaygın kabulüyle kaynağı gösterilmeyen ‘alıntı’dır. Bir şair, yazar veya akademisyen, kendi eserine aldığı bilgi ve yorum naklini, ya tırnak içine almak ya da italikle belirtmek zorundadır. Eserin özelliğine göre dipnot yahut kaynakçada alıntı yapılan ifade veya bakış açısının açık kaynağı belirtilmek zorundadır. Bunun aksine davranılması, ahlaki bir sorun olduğu kadar, hukuken de suçtur. Bilgi hırsızlığıdır. Çalınan malın yahut ürünün ne olduğu bir yana, hırsızlık olduğu tartışma götürmez bir gerçekliktir.

İntihal tartışmalarının yoğunlaşmaya başlaması, bir bakıma “tevarüd” kavramının doğmasına zemin hazırlamıştır. Tevarüd, birbirlerini hiç tanımayan ve karşısındaki yazarın eserleri hakkında en ufak bir bilgi sahibi olmayanların da benzer ifadeleri kullanmasını, kullanabileceğine ihtimal verilmesini karşılayan bir kavramdır. Yani, “hissi kablel vuku” durumu sözkonusu olabilmektedir. Örneğin bir yazar veya şair, hayatında hiçbir eserini okumadığı ve tanımadığı bir yazarın eseriyle benzer eser ortaya koyabilir. Aynı olay veya konu karşısında benzer hisleri duymuş olabilirler. Sonuçta da eserlerinde benzerlikler bulunabilir. 

Benzer hislerle fikri üretimde bulunan insanların, benzer metinler, kelimeler veya yorumlar yapmasının mümkün olabileceği yorumu, tevarüd kavramının yerleşmesini sağlamıştır. Ancak buna rağmen, intihal yapmakla suçlanan yazar ve şairlerin “hissi kablel vuku” savunması yerine, metinlerarasılık yaklaşımını benimsediğini söyleyelim. Yani, gök kubbe altında değişik söylenmiş söz yaklaşımına sığındıklarını görürüz. İntihal mi? Asla! İntihal suçlaması bir tespit değil, olsa olsa meyveli ağacın taşlanmasıdır. Muhalefet etmektir. Karalamaktır. Kıskançlık neticesi doğan çirkin bir iftiradan başka bir şey değildir! Ülkemiz gerçeğinde aksi bir vaziyet zaten mümkün değildir!

Edebiyat ve akademik dünyada intihal tartışmalarının etik bir sorun olarak ele alınmaktan ziyade, siyasi bir yaklaşım sergilendiğini söylemek abartılı bir değerlendirme olmayacaktır. İntihal suçunu/ayıbını kimin işlediğine bakılarak, kişinin kamuoyu önünde mahkûm edilip edilmeyeceği belli olmaktadır. Çoğu defa siyasi hesaplar ve siyasi hasımlıklarla karışık yürüyen intihal suçlamaları ve tartışmaları, bazı isimler gündeme geldiğinde derin bir sessizliğe düşebilmektedir. Türkiye’nin edebiyat baronları ve baronların etkisindeki lobilerin koruması altındaki “proje ürünü yazarlar” ve edebiyatın müesses nizamının şövalyeleri hakkında nadiren de olsa intihal suçlaması gündeme geldiğinde, iddiaların üzerine gitmek yerine, iddiaları karartmak ve unutturmak tercih edilmektedir. Bu gerçekler ışığında ülkemiz ölçeğinde devam eden intihal tartışmaları ve suçlamaları etik bir sorun olarak görmekten ziyade, siyaseten kullanılmaya müsait bir silah hâline gelmektedir. 

İntihal suçlamalarında popüler olan, ünlü olan yahut kendi alanında rekabet ettiği isimler fazla olan yazarların daha sıkça hedef alındığı da bir gerçektir. Özellikle son yüzyıl edebiyat tarihimizdeki isimler ele alındığında, intihal tartışmalarının karşılıklı olarak, kişisel saygınlığı azaltmak amaçlı kullanıldığını görürüz. Bu savaşa sebep olan etken, salt bir kıskançlık yahut etik değerlerden mahrum bir rekabet değildir. Çoğu defa bu yakışıksız kavganın kaynağı siyasidir ve siyasi mücadelede intihal silahını kullanarak rakibini linç etme hedefi vardır.
Şu da bir gerçektir: İntihal tartışmalarında en acımasız eleştirilere romancılar, hikâyeciler ve akademisyenler maruz kalmaktadır. Başta şairler olmak üzere, müzik, medya ve sinema sahasında faaliyet gösterenlerin intihal kokan eserlerine yönelik gizli bir hoşgörü vardır. Mesela genç şair, genç sinemacı yahut genç bir müzisyenin intihal veya taklit kokan eseri, kendi tarzını oluşturmasına destek olunması gerekçesiyle açık bir anlayışa ve hoşgörülü bir yaklaşıma muhataptır. Örneğin T.S.Eliot’un, “Olgunlaşmamış şair taklit eder, olgunlaşmış şair çalar” sözü, bu yaklaşımın en çarpıcı hâlidir. 

İntihal tartışmalarında dikkate değer bir husus, intihal suçlamasının akademik çalışmalarda ve edebi ürünlerde çok sert ve aşağılama aracı olarak kullanılmasına rağmen; siyaset, medya, sinema ve müzik gibi alanlarda daha ziyade esinlenme ve ilham kaynağı olarak kabul görmüş olmasıdır. 

Bu çelişkili durum, intihal suçunun alandan alana yahut kişiden kişiye değişik bir bakış açısıyla ele alındığını, bir bakıma hırsızlıkta dahi çifte standart uygulandığını göstermektedir. Hırsızın kimden olduğu, hangi zümreye veya ideolojik gruba mensup olduğuna bakılarak intihal suçlamasında bulunulması, edebiyatımızda ve fikri hayatımızda özgün, dikkat çeken, yayılan ve etkisi olan eser ve bakış açılarının doğuşunu da sınırlandırmaktadır. Düşünce hayatımızdaki fukaralığın sebeplerini araştıranlar ya da araştırmaya niyetlenenlerin, intihal konusunu derinlemesine araştırmasında sayısız fayda olacaktır. Çünkü kısır ve hadım zihinlerin yeni bir ses ve nefes doğurması beklenemez.